18 Ocak 2012 Çarşamba

Güle Güle Nihat Kahveci

Yakın Beşiktaş tarihinin en güzel özkaynak hikayelerinden birisinin kahramanı: Nihat Kahveci

İlk zamanlar. İdmana dolmuşla gidip, geliyorum dönemleri, attığı gol sonrası yere yatıp selamlamalar, bizi mest eden Barcelona maçı, Nihat satılırsa şampiyonluk gider söylemi, giden Nihat, giden şampiyonluk…

Sonrasında İspanya’da bir Beşiktaşlı. Real Sociedad'ın tarihindeki en güzel dönemlerinde imzası olan bir Beşiktaşlı. O zamanları düşününce aklıma hep aynı soru gelir: “ Sociedad’ı hangimiz tutmadık?” Maçları izleyemediğimiz vakit, ertesi gün skoru öğrendiğimizde hep sorardık: “Nihat, gol atmış mı?” Genelde hep atmış olurdu bizim çocuk. İspanyollar da sevmişti Nihat’ı. Tribünlerde onun ismini haykırıyorlardı sıkça. Evladı güzel yerlere gelmiş ana-baba gururunu yaşıyorduk biz de.

Euro 2008’de Çekler’e attığı gol sırasında ayağının aldığı şekli konuştuk günlerce yakın arkadaşlarımla. Hep hikayelerimizin baş köşesindeydi. Bir gün dönse, takım kaptanı olsa, yeni Kartallar’a anlatsa yeter diyorduk.

Döndü… Yıldırım Demirören’in Topuz transferinde yaşananları unutturmak amacıyla yaptığı hamlesiydi. Nihat, İspanya’da mutluydu, dönmek yoktu kafasında. Belki de biliyordu dönerse neler olacağını. Dönmemek için ısrar ettikçe, gel diye ısrar ettiler. Büyük meblağ önerdiler. O meblağ hep eleştiri olarak dönecekti Nihat’a. Beşiktaşlılığı ile bu meblağ kıyas edilecekti. Beşiktaş’tan ayrılık vakti geldiğinde sözleşmesini hiç sorun etmeyeceği konuşulmayacaktı ama.

Yine de Nihat dönünce müthiş mutlu oldum ben. Bir sürü hikaye yazdım kafamda, arkadaşlarım da yazıyordu, söylemeseler de biliyordum. Kafamızdan binlerce senaryo geçiyordu. Birbirimize dillendirmesek de biliyordum. Sonra bizim çocuk hiç gerek yokken kendini ispatlama derdine düştü. Lüzum yoktu. Tecrübesi, biriktirdikleri yeterdi. Ama Türkiye seyircisi, medyası tamahkardı. Hep daha fazlasını istiyordu. Nihat da bunu vermek için kendinden ödün verdi. Bizim sevdiğimiz Nihat modelinden. Saha içerisinde bizim görmek istediğimiz adamdan ziyade sinirli, aceleciydi. Üzüyordu, üzülüyordu. En kötüsü ise gittikçe mutsuzlaşıyordu saha içinde.

Sonra kendisine gazeteci diyen, besin kaynağı ahlaksızlık olan Turgay Demir çıktı ortaya. Onun işi hep buydu. Eleştiri etiketi altında yalan söylemek, germek, neredeyse hakarete varan ifadeler kullanmak. Nihat’ın aldığı ücret ile ilgili “haram olsun” dedi. Kendisinde böyle bir hakkı gördü. Normaldi, çünkü Turgay Demir ve benzerlerine hep bu haklar verildi. Dilediklerini arzu ettikleri şekilde söyleme hakkı. İşte Nihat o gün patladı. Kavga etti. Hiç görmediğimiz şekilde gördük onu. Sinirden, üzüntüden deliren bir adamı gördük. Turgay Demir kendinden öyle emindi ki: “Bu adam Beşiktaş’tan ayrılana kadar rahat durmayacağım.” diyordu. Bir kişi, tek bir kişi de çıkıp, sen kimsin demiyordu. Taraftar da dememişti. Zaten Şeref Bey’de yuhalanmıştı da Nihat. Kırık, kırgın bitti Beşiktaş hikayesi. Gidiyorum dedi, Beşiktaşlı Nihat olarak gidiyorum. Biz, hoşçakal bile demedik. 3 gündür Beşiktaş formasını giyeni, sırf ismi büyük olanı bağrımıza bastık da kendi evladımıza hakkıyla bir hoşçakal demedik.

Nihat’ın ilk Beşiktaş dönemini anımsamayan genç kardeşlerimiz, onu ağız dolusu küfürler ile anmayı marifet saydı. Şimdilerde özkaynağın temsilcilerinden biri olan Atınç Nukan ise en güzel yanıtı hepimize verdi: “Beşiktaşımıza, Milli Takımımıza yaşattığın başarılar ve bize sahip çıktığın için teşekkurler Nihat Kahveci.” Bize sahip çıktığın için…

Biz, sana olması gerektiği gibi sahip çıkamadık. Bağışla Nihat Kahveci. Yolun açık olsun.

Hiç yorum yok: