anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2010 Cumartesi

Balıkesir'den Kısa Bir Anı


... ve sabah 6:30'da utana sıkıla telefon kulubesinden arkadaşını arar.

birkaç kez telefon çalar. uyuyordur kapatsam mı acaba düşüncesi yanında merakını gidermek için telefonun son 2-3 kez daha çalmasını beklemeyi seçer. bu sefer de açmazsa kapatacağım derken karşıdan o uykulu ses gelir. aranan kişi neden arandığını bildiği için gelecek soruya ve vereceği cevaba hazırlıklıdır. sorunun cevabı aslında nettir. lakin cevabı veren kişi için sıkıcı bir durum vardır ortada. merakını gideren kişi için ise sadece kısa bir burukluk sağlar. tek istediği şey öğrenmektir. en kötüsüne razıdır haberin.


''berabere kaldık 2-2 bitti. son dakikalarda attı kasımpaşa. ''



Seni uzaklardan sevmek güzel de senden habersiz kalmak çok zormuş Beşiktaşım. Bunu da yaşamış olduk. Bu vakitten sonra maç sonuçlarını öğrenmem daha kolay olacak diye umuyorum. Ayrıca gidişimle takımın bir ivme kazanmasını totem belleyenlere Kasımpaşa maçı güzel bir ders oldu.


Haftaya daha uzun bir yazıda görüşmek üzere esen kalınız.



19 Şubat 2009 Perşembe

Babam ve Beşiktaşım


4-5 yaşlarında bir çocukken söyledi babam ''Biz Beşiktaşlıyız'' diye.
Emir alır gibi kabullenmedik o yaşlarda Beşiktaş'ı, emanet alır gibi kabullendik.
Babam'la ilk Beşiktaş muhabbetime tekabul eder bu durum.

Ortaokul yıllarında Beden eğitimi dersleri girdi hayatımıza, eşofman zorunlu maddesiyle birlikte. Arkadaşlarımın rengarenk eşofmanları arasında siyah-beyaz olmalıydım. İsteğim annem aracılığıyla tez elden iletildi babama. Düştük Eminönü yollarına, soğuktu hava o zamanların istanbul'una yakışırcasına.
Fazladan 1-2 yıl giyeyim diye büyük beden Beşiktaş eşofmanı alıp Eminönü-Kadıköy vapuruna binmiştik. Babam başlamıştı Beşiktaş'ı anlatmaya, 2 tanede sahlep söyledi sıcak Beşiktaş muhabbetinin yanına. Elimde açıp giymek için sabırsızlandığım Beşiktaş eşofmanım ve sahlep.

Beşiktaşlılığım bilinmeye başlamıştı. Farkılılık ve ötekilik durumunu anlamak için yeterli bir sebebti Beşiktaş'lı olmak. 60 kişilik sınıfta bir elin parmağını geçmezdik, sokakta 2. beşiktaşlı bulursak ne mutlu. Arkadaşlar sokak maçlarında Okocha'yı paylaşamıyorken ben hep Amokachi oluyordum. Pazartesi günleri bakkal amcalar takılırdı önce, sonrasında okulda ve sokakta devam ederdi Beşiktaş müdafalarım. Hayatta inançlarım uğruna direnmeyi öğreniyordum.

Babamla Beşiktaş'ta akrabalara gitmeyi severdim, akraba ziyaretlerinden hiç haz almasamda. Kesin Fulya'ya uğrardık çünkü. Hele bir de antremana denk gelmişsek keyif 2 katından gıcır.
Ertesinde okulda havasını atardım ama yaşadığım mutluluk ayrı yeterdi bana.

Beşiktaş sevgisi arttıkça öğrenmiştim babamın gazeteyi neden son sayfadan okumaya başladığını. Yeni transferler, maç sonuçlarını konuşur olmuştuk saatlerce.

Teleon ve Cine5 zamanında kahve kültürü başlamıştı, sigara dumanı ve küfürler arasında babamın hemen yanındaki sandalyede Beşiktaş'ı izlemeye çalışıyordum. Babam yanımda küfür etmezdi Beşiktaş'lı futbolculara, edenler içinde bakma sen onlara derdi. Yenildiğimiz maç sonları sigarasını tüttüre tüttüre benimle eve gelirdi çoğu zaman, kimi zamanda takma kafana diyip cebime harçlık verip eve gönderirdi.

Tesisler ümraniye'ye taşınmıştı ve ben artık babamla hiç Beşiktaş'a gitmiyordum. Arkadaşlarımla maçlara gitmeye başlamıştım. Maç sonu eve geldiğimde tribün çok iyiydi ile başlardı söze. Sonra maç kritiği yapardık biraz.

Araba ile bir gün Ümraniye tesislerinin ötesinde bir yere gidecektik. Tesislerin yanından geçmeye başladığımızda başladık yine Beşiktaş konuşmaya. Bu Stavrum'dan golcü olmaz gibi birşey demişti ki yanımızda geçen kamyon bizi kenara sıkıştırmış ve kaza yapmıştık. Arabada ki büyük hasara rağmen emniyet kemerlerimiz takılı olduğu için hiç sıyrık almadan atlatmıştık. Stavrum'u hiç sevemedim o zamanlar.

Edirne'de Üniversite okuduğum zamanlara denk gelmişti 4-3'lük F.b maçı. Babam çok severdi Rıza'yı. Maç sonu sevinç ve heyecanla telefon etmişti. Mesafeler engel değildi Beşiktaş konuşmaya.

Kombine alıp her maça gitmeye başladığımda sevinmişti. Hayatın içindeydi çünkü. Biliyordu dışarıda kötü bir hayat olduğunu ve Beşiktaş'a sığınmama izin veriyordu. Siyasi olarak zıt düşerdik çoğu zaman, tarzımı eleştirdiğide olurdu. Geceleri eve gelmeme bile razı değilken gönlü, söz konusu Beşiktaş ise akan sular duruyordu.

Babamın beni beşiktaşlı yapması gibi Kuzenimi Beşiktaş'lı yapmıştım. Beşiktaşlı olursan sana şeker, forma alırımlarla değil. Biz Beşiktaşlıyız demem yetmişti. Babamdan aldığım emaneti kuzenimede aşılamıştım. Babamda ona Beşiktaş şapkası alrak jestini göstermişti. Dahası var ki anne-babasından alınan her yeni şeyin siyah-beyaz renklerde olmasını istiyordu.






Adı illet olan hastalığa yakalandığında dank etmişti kafama babamla yapamadıklarım, yaşayamadıklarım. Maça gideriz planım vardı hastaneden çıktığında. Denizli maçı vardı önümüzde. Hastanede yanında refaketçi kaldığımda birçok gazete alıyordum. Ve hepsinin Beşiktaş sayfası açılmış vaziyette bırakıyordum yanına. Kuzenim gelmişti ziyaretine, küçük olduğu için yanına almamışlardı. Aşağı hastane bahçesinde indiğimde ağlıyordu. Ağlama iyileşince evde göreceksin dediğimde ama ben eniştem için siyah-beyaz ayakkabılarımı giyip geldim demesiydi Beşiktaşlılığını gösteren.


.


23 Eylül 2007 Denizli maçıydı. Babamın vefatının haftası için mevlüt okutulmuştu evde. Daha fazla kaldıramadı bünyem evde oturmayı. Maça gidiyorum diyip Üsküdar'dan Beşiktaş yaptım. İlk 10 dakikası bitmişti maçın stada girdiğimde. 2-0 geride idi Beşiktaş. Hayatta Beşiktaş demek buydu demek ki. Şaşırt beni hayat Şaşırt beni Beşiktaş dedim içimden. Goller geldi ardı ardına.
Babamla gideceğim ilk maç olacakken Babamsız ilk maç olmasından üzüldüm attığımız her golde. Gözlerim daha fazla kaldıramadı Beşiktaşın gollerini. Herkes 3. gol sevincini zıplayarak yaşarken ben arada sabit bir şekilde duruyordum. Rakip takım tribüne girmiş ve gol yiyen takımını görmüş gibi.

Sığınacak yer belliydi. 5 yaşında gösterilmişti adres.

Sıkıcı maçlarda tribünde oluyor gözüm. Babaları ile maça gelmiş çocuklara bakakalıyorum, elimden geldiğince fotoğraflarını çekmeye çalışıyorum. Ne kadar şanslı olduklarını hiç anlayamayacakları için yanaklarından bir makas alıp uzaklaşıyorum.




Biz büyüdük kirlendi dünyanın ötesinde artık yaşadığımız zamane dünyası. Hava kirliliği yüzünden dışarı çıkma yasağı olduğu zamanlar vardı, savaş, terör, kriz, deprem, hırsızların her gün aynı sokakta bir evi soyduğu, okul kavgaları, trafik kazaları. Geçmiş salt kirlilik olarak ele alındığında hiç kuşkusuz daha korkutucuydu.

Dünya küçülüyor galiba. Beşiktaş formaları atkıları var dolabımda henüz hiç giymediğim. Her hafta maça gitmeme rağmen Fulya'da antremanlarda gördüğüm hareketler gibi cazip gelmiyor hiçbirşey. Kuzenimin bana anlattığı gibi konuşamıyorum çoğu zaman Beşiktaş'ı. Hala aynı tadı bulmak için vapurlarda kışın sahlep içmeye yeltensemde hep nafile sonuçlarla karşılaşıyorum.



Yönetimi, futbolcusu, teknik heyeti, muhalefeti, taraftarı, medyası, yazarı ...
Biz Beşiktaşlıyız gibi bir Beşiktaşlılık yok artık.
Herkesin ayrı Beşiktaş'ı, ayrı derdi, ayrı menfaati.

Beşiktaş sevdam Babamdan emanet.
Üsküdar-Kabataş motorları, Kadıköy-Beşiktaş vapurları Beşiktaş.
Çift sarılan atkı Beşiktaş. Beşiktaş demeye Beşiktaş yazmaya doyamamak Beşiktaş.
Beşiktaş taraftarıyım kelimesini kullanamamak taraftarlığın ötesinde tanımlamaktan kendimi.


Ne zor emanet vermişsin Baba.
Ama merak etme hala senin istediğin gibi,
Biz Beşiktaşlıyızdaki gibi Beşiktaşlıyım.

13 Aralık 2008 Cumartesi

Tavan Arası


Fantastik filmlerde kapılardan,dolaplardan, eksantrik yerlerden geçilerek başka dünyalara ya da boyutlara ulaşılır. olsa da bizde geçsek keşke deriz.
sanırım çok kasıtlı olmasada bunu başardım. bayram sebebiyle sadece dede-anneane ikilisini ziyaret ettim. çıkmak üzereyken tavan arasına bir bakmak geldi aklıma.

evin bütün dekarasyonu yıllar içinde yavaş yavaş değişmiş, sokağa yeni insanlar taşınmış, arka sokak olarak tabir edilecek bir yerin bile olmadığı, 3 tarafı alışveriş merkezleri, gökdelenlerle, otellerle ve sitelerle çevirili bir yerde;
değişmeyen tek şey tavan arasıydı. aynı karanlığıyla, aynı cam ve çerçevesiyle ...
koca koca binalar sağolsun, ışık eskisine göre daha az sızabiliyordu pencereden içeri.
tavan arasına girdiğim andan itibaren 6. yaşıma geçiş yaptım. bir fotoğraf karesinden ya da hepbareberce anlatılan bir anıdan farklıydı tavan arasının yaşattıkları.
oyuncağımı bulmuş kadar sevinmedim ama kuzenimin oyuncaklarının da burada yer bulması sevindirdi beni.
çocukluğumda önceleri korktuğum daha sonra ayağımın alıştığı, içinde sadece benim değil anneminde çocukluğunu barındıran bir mekan.
aynı kokusuyla, aynı karanlığıyla.
misketlerimi ve bayram harçlıklarımı sakladığım, dedemi çalışırken izleyerek hayranlık duyduğum yer.
aynı sessizliğiyle.
ağır ağır indim merdivenlerden, çocukluğumu bırakarak orada.
işe otobüsle giderken bir ara trafik sıkıştı. çocuklar bayramlıklarını giymiş geziniyorlardı.
içlerinden bir tanesi bir evin ziline basıp kaçtı, arkasından da gülerek diğerleri.

13 Ekim 2008 Pazartesi

bizim sokak futbolu


Ayakkabılarımızı kapıda bıraktığımız yıllar,
sokaktan birşey çalınmasının değil hırsızın girmesinin bile mümkün olmadığı bir mahalle.
sağ ayakkabının hep erken patlaması ve keşke sağ ve sol ayakkabı değişebilse diye fantazi düşünceler.

Bir yerlerden bulunmuş patlak bir futbol topunun içine havasını indirdiğimiz bir plastik top yerleştirip, daha sonra plastik topa hava basarak
yerli üretimimiz çakma mikasa toplarla kendinden falsolü attığımız goller.
Havada süzüle süzüle inen bu toplara kesin fazlasıyla abanan bir arkadaş olurdu. O yaşlarda en son görmek istediğimiz şeydi
patlamış bir şekilde topu yere inerken görmek. Ama bu sahne sürekli tekrarlanırdı.
Alt sokaktaki konfeksiyoncunun çöpe attığı kumaşları ne güne dururdu ki sanki,
patlak topun içindeki plastik top çıkartılıp rengarenk kumaşlar tıka basa doldurulurdu.
Top artık falsode almıyordu ve kimse abanamıyordu da. Sadece her havaya dikildiğinde renkli bir kumaş parçası düşüyordu sahaya.
Çakıl taşı ve toprak karışımı sahamızda futbol litaratüründe olmayan hareketler sergileniyordu.
Bahçeye kaçan topu almanın hala sırayla olduğu yıllar.




Aşağı mahalle ile maçlarımız olurdu, ki katiyen yalandır, alt sokaktaki arkadaşlarımızdı onlar.
Persilin hediye verdiği küçük futbol topu sadece onlarda olduğu için biz hep onlarla oynamak isterdik maçlarımızı,
onlarda sadece bizi yenebildiği için bizle oynamak isterlerdi hep.
Yenilerek dönerken sokağımıza, sağlam bir topumuzun olmamasından dert yanardık, bir de defans zaviyetimizden.
Terlisin atletini değiştir derdi annelerimiz, bir de elimize ekmek arası günün menüsü.
Günün son maçı karanlıkta yapılırdı ne zaman ki birimizin babası eve döndü ise maç o anda biterdi.
Eve dönerken sol ayağımı da geliştirmeliyim diye derin derin düşünmeler.

Yıllarca sürdü bizim sokak futbolunun devinimi. Sokaktan gidenler oldu, yeni taşınanlar oldu.
Ama her yeni transferimiz fos çıktı. Arada alt sokakta ki takımı yendiğimizde olmadı değil.

Bu yılların hafızamdaki netliğini sağlayan unsurlar sonra teker teker ortadan kaybolmaya başladı.
Ben hala ayakkabılarımı kapıda bırakıyordum ama annem içeri alıyordu.
Asfalt geldi sokağa, ne de sevindik aslında sokağımız ilk defa asfaltlandığında, ne güzel koşmuştuk o sıcak asfaltta.
Sametin değil Oğuzun futbol topuyla oynayalım dediğimiz zamanlar geldi çattı.
Alt sokakla değil kendi aramızda maç yapacak kadar kalabalıktı sokak artık. Kırılacak camlarda bir o kadar fazla.
Ve artık topu bahçeye atan alıyordu.



Birgün ''gidin başka bir yerde oynayın lan'' dedi Sarı Mustafa amca.
Gurbetlik başlamıştı futbol hayatımızda, sürgün yıllarındaydık.
Okulun bahçesinde sırayla maç yapıyorduk. Bize sıra gelmek üzereyken sınıf pencerelerinden birine isabet ederdi top.
Kaçışırdık onlarca çocuk, futbol sahası olarak kullandığımız okul bahçesinden.
O camların kırılmasıyla hevesimiz daha da kırılmaya başlamıştı artık.
Futbolu artık günde bir maça indirmiştik ama hala bağımlıydık.

Ortaokulun son yıllarındayken sokak futbolunun nesli tükenmek üzereydi.
Bizim sokağın çocukları daha az rastlaşır oldu artık.
Gazozuna maç yapıyorduk ve tel çitlerle çevrili bahçelere top kaçmıyordu, patlıyordu ...
''Eskiden'' diye başlayan cümleri ilk o zaman kurmuştuk akşam muhabbetlerinde.

Gidiyoruz dedi babam birgün. Evsahibinin oğlu evlendiği için kiracısını çıkarmasını filmlerde sanırdım sadece.
Ne gollerim vardı şu sokakta halbusu ki. Ne atletler terletmiş ne ayakkabılar parçalamıştım.
Hep başkalarının tek tek gitmesine alışmıştım ama şimdi hepsini birden kaybetmeye hazır değildim sanki.
Ben yokken forvette sümsük oğuz oynayacaktı. Seviniyordu belkide için için.
Yine gelirim oğlum ben dedim. Yalan yok gittim bir kaç kez. Sonra karşılıklı unuttuk birbirimizi.

Yeni sokaktakilerin her biri kazmaydı ve bana da mcmenemen diyorlardı.
Alt sokaktakilerle maç yapıyorduk ve takımı hep ben sırtlıyordum.
Küfürlü konuşmaların maç içinde yaşandığı, kavgaların çıktığı yıllar olarak kazınacaktı bu yıllar belleğime.
Başka bir sokak futbolu vardı artık sokaklarımızda. Sokaklarda görmek istemediğimiz hareketlerdi bunlar.
Kaldıramamıştım yeni sokakta ki süper starlığı, uzaklaştım sokak futbolundan.

Liseyi bitirdiğim yıllarda sokaklarda artık top oynayan çocuklar fazla kalmamıştı.
Şarkıdaki gibi ''Nerde o kendini bilmez çocuklar Bir sabah ansızın çekip gittiler'' diyordum.
Halı saha maçları yapıyordum. Ayakkabılar senede bir patlıyordu ve annem elinde atletle karşılamıyordu beni.



Üniversite yıllarımda hiç futbol oynamadım.
Tatillerde eve döndüğümde sokakta top oynayan çocukları görüp aralarına karıştım.
Sokakta topun kaçacağı bahçede yoktu üstelik.
İçi kumaş dolu toplarımızı hatırladım.
Bir sağ bir sol ayağıyla sektirmeye başladım artistik bir şekilde.
Sol ayağımdayken düşürdüm. Bir türlü geliştirememiştim sol ayağımı.


İş hayatında ayda bir halı saha maçı yapıyorum.
Sigaradan tükenen ciğerlerim yüzünden aldığım eleştiriler karşısında
siz beni çocukluğumda görecektiniz diye avutuyorum kendimi.
Forvettede oynayamıyordum, gol yollarında etkisiz kaldığımdan.


Geçen gün gümm diye yankılanan bir sesle uyandım, hırsla pencereyi açıp dışarıya baktığımda
sokakta top oynayan çocukları gördüm.
Gece işte çalışmıştım ve gündüz uyumaya çalışıyordum.
Gidin başka yerde oynayın lan dedim.
Çocuklar ürpererek kaçtılar birşey demeden.
Pencereyi kapattığımda sağlam bir küfür yedim çocuk anılarımdan .


marmara