Utancımın yanında garip bir şekilde de gurur var. Saha dışı ile saha içini karıştırmayan oyunculara sahip olmanın gururunu yaşıyorum. Parasını alamadığı için bunu sahada ödetmeye kalkmayan oyunculara sahip olmanın gururunu yaşıyorum. Yöneticisine şikayette değil, ricada bulunan bir oyuncunun kaptanımız olmasına gururlanıyorum. Dünya'nın en beyefendi hocası Müfit Arın'ın yeni yönetime sırf o an yanlarında oldukları için teşekkür etmesinin gururunu yaşıyorum. Takımı ve yöneticileri hep beraber "Beşiktaş" demeye çağırmasına mest oluyorum. Aylardır para almayan yabancı oyuncumuz Zelic'in şampiyon diye haykırmasına gözlerim doluyor. Orası küçücük bir soyunma odası, şampiyonluğu şampanyalar patlatarak kutlamıyorlar. Biz, üzerimize düşeni yaptık, siz de yapın diyorlar.
Beşiktaş'ın kendi içerisinde bu denli dramatik bir hikayesi varken, futbol takımının başarısızlığına istinaden yapılan yorumlar da "paralarını alamıyorlar" artık geçerli bir not değil benim için. Kulübümün bütün şubelerinin oyuncularının ödemesini düzenli almalarını isterim. Bu sözleşmeleri tek taraflı yapmadılar, verilen sözler tutulsun isterim, haklarını alsınlar. Lakin, haklarını ararken ahlaklı olsunlar da isterim. Hükmü sahada uygunsuzca kessinler istemem. Çünkü bir taraftar olarak paralarını alamamalarının sorumlusu ben değilim, nice arkadaşım da değil. Haklarını alabilmeleri için taraftarlar olarak yanlarında oluruz, destek veririz. Parasını alamadığı halde sahada mücadele eden oyuncuyu baştacı ederiz. Fakat yalandan rol keseni, yalandan sakatmış gibi davrananı, saha içerisinde kendi kuralları ile hareket edeni de unutmayız. Artık unutmayız. Çünkü bizim gözlerimizi açan bir hentbol takımımız var.














