19 Kasım 2008 Çarşamba

Siyah

Bir deplasman hikayesi, aileden habersiz gidilen, takım sevdasının sadece futbolla ibaret olmadığını gösteren. Deplasman otobüsleri yanaştımı mola verilecek yerlere, gergin bakışlar karşılar genelde aşağıda. Bir sıcak çorba içmeye gelsende ya da sadece wc molası için bile olsa potansiyel holigansındır. Özgür'ce deplasman yapamazsın bu ülkede, sevmeye engel değildir mesafeler lakin katettiğin yollarda sevdasının peşinde olan biri değil çapulcusundur,hırsızsındır,işsiz güçsüzsündür. O yüzden tvlerde öncelikle olay sonrası harabeye uğramış benzinliği gösterirler, harabe olmuş aile ve taraftar yerine.
Rahat uyu Özgür...
Bu taraftar senin ölümsüz sevdanı anlıyor en azından.


Bir hayat hikayesi. Dayan Koca Adam sloganıyla hayatımıza giren kocaman bir dayanışma.
Uygun ilik bulundu cümlesinin ardından havadan kocaman solunan bir hava .
Umutları yeşertip, kocaman bir hava soluduktan sonra, alınan haberle nefessiz kalma ...
Olsun Denedin en azından, senin aracılığınla küs olanlar birarada olmayı denedi.
Yenilen yok ...
Rahat Uyu Anıl ...

18 Kasım 2008 Salı

Issız Adam


Gidilesi, izlenilesi bir film. Abartısız olarak mekanların hepsini tek tek bilmem filme bakış açımı biraz değiştiriyor belki de.
Daha sıcak geliyor. Filmi Atlas pasajında izlemedim ama orada izleyenlerin duyguları eminim daha farklı oluyordur.
Filmden çıkıyorsun, az önce Ada'nın olduğu yerdesin,
kapıya geliyorsun gözlerin Alper'i arıyor.
Enteresandır film Beyoğlu'nda geçmesine rağmen, beyoğlunun en önemli sinemalarından biri bu filmi orada ki sinemasında yayınlamıyor.
Bildiniz AFM. Afm davetiyem olduğu için en yakın yer olarak Teşvikiye'de izledik filmi.

Oyunculukların çoğunu beğendim. İngiliz Şenol ve Anne bile başrol oyuncusu kadar performans sergilemişler.
Başrolda ki bayan karakterimiz Ada, gördüğüm en doğal karakterlerden biri.
Erkek başrol oyuncumuz Alper ; hergün taksim'de selam verdiğim arkadaşlarımın ortak bir bedende ruh bulmuş hali.
Belki biraz da benden..

Çağan Irmak'ın montajda denediği yeni şeyler de genel itibariyle güzeldi.
Sahne altına önceki sahnenin sesleri döşenmesi Zeki Demirkubuz'un filmlerinde ara ara rastladığımız bir güzellik.
Issız Adam'da da bolca kullanılmış. Filmin kurgusuna oldukça yakışmış. Ama yer yer abartılmamış değil.
Diğer bir montaj tekniği ise cam cut. Uzun planların aralardan kareler yada dialoglar atılarak ard arda gelmesi.
Genel olarak komedi unsuru barındıran uzun planlarda yapılır. Ki Ada'nın dükkanında bunu Alper'in bir planında yapmış.
Ama finale yakın Ada'nın ayrılık sonrasındaki dialoglarına cam cut yapılarak filmin önemli sahnelerinden biri kanımca kuşa çevrilmiş.
Tabi ki filmin süresinin uzun olması böyle tasarruflarda bulunmayı gerektirebilir, ama bu sahnede olmamalıydı derim.
Amors planların geneli sync değildi. Yani ; omuz planlarda arkadan omuzunu gördüğümüz karakterin ağzı oynamamasına rağmen(bunuda yüzün hareketinden anlarız) dialoğu olması.
Seyirci anlamaz diye genelde geçiştirilir.

Finalde toplam süresi 10 saniyeyi geçmeyecek bip plan var ki, Eminim kare kare çalışmışlar o plan üzerinde.
Kısa bir plan olmasına rağmen ters orantılı olarak o kadar etkileyici. Fimden sonra aklımda en uzun süre kalan o plandı.

Müzik seçimleri gayet iyi. Arşivimi araklamış sandım bir ara. Eve döner dönmez aynı parçaları tek tek dinledim.


Mekan notlarına ise değinmeden geçemeyeceğim.
Gömlek değiştirmek için Roll mağazasına giriyor, biz başka bir pasaj görüyoruz. Tekrar Roll'dan çıkıyor.
45'lik normalde bir metal bardır. Ama mekan orası değil.
Sahafçıdan çıktıkları pasaj Turistik pasaj, tek bir tane bile sahaf dükkanı yoktur.
Fransız sokağının etrafında o kadar dolaşmalarına rağmen içine bir girmediler.
Aynı şekilde Tünel ve istiklal'de o kadar plan varken güzel bir tramvay planı göremedik.
Tünel'e gitmek için Cihangir'den İstiklal'e çıkmaya gerek yoktur, Firuzağa ve Çukurcuma'dan geçilebilir.
Arabayla anneyi karşılamak için Harem otogarına gidişlerindeki istikamet doğru ama Anne'nin Mersin'e dönüşünde yolcu ettikten sonra kullandıkları istikamet yine aynı.
Harem'den dönüyorlar ama yine Harem'e gidiyorlar.Büyük ihtimalle tek günde tek istikamette çekmişler sahneyi.

Bu saydıklarımı kesinlikle filmi kötülemek için söylemiyorum. Baştada belirttiğim gibi gidilesi bir film.
Keşke filmi Atlas pasajında izleseydim de. Çıkışta, Alper gibi bir yukarı bir aşağı yürüseydim.

Tarçınlı, havuçlu kek tarifi verebilecek biri var mı ?
Nil burak dinleyip kek yemek istiyorum da ...




marmara

16 Kasım 2008 Pazar

Ben X


Daha önceleri 2 defa izlemek için yeltenmiş ama sonunu getirememiştim. Ferdinand, blogunda yer verince izleyeyim artık dedim.

Belçika yapımı filmin yönetmenliğini Nic Balthazar yapmış. Filmin baş karakteri Ben, archlord isimli online oyunda oldukça güçlü bir karakterdir. Gerçek yaşamda ise bu güçlü karakterin tam zıttı bir profil sergiler. Asperger sendromuna sahip bir otistiktir Ben. Yaşamı onun için zorlaştıran bu unsurun yanı sıra, bir de etrafında merhamet duygsundan yoksun karakterlerin bulunması onun işini daha da zorlaştırır.

O'nu mutlu eden nadir şeylerden biri oyundaki Scarlite'dir. Ve O'nunla gerçek hayatta karşılaşma fikri bile heyecan vericidir.

Sürekli dalga geçilen olan Ben, filmin sonunda kendince bir intikam alıyor. Oyundan çıkmak için çevrimdışı olmak yeterli iken, gerçek hayatta ölünce tekrar dirilme şansının olmadığını sadece kendine değil, herkese tekrar hissettiriyor.

*Birkaç mesaj üst üste Ferdinand dedik, okunası şeyler yazıyor, seviyoruz, selamlar.

Maddesel


Bloga bir şeyler yazmak için girdim, çat bebenin fotosu çıkınca karşıma ürktüm önce. Yanlış yere girdim sandım:) O yazacağım bir şeyi erteliyorum şimdilik. Yanıt veresim var sana Marmara:)

-Geçen hafta Fenerbahçe-Galatasaray derbisi oynandı. Bu maça deplasman seyircisinin gitmesinde bir sakınca yok ama bizlerin Bursa'ya ya da Bursalılar'ın İstanbul'a gelmesinde sakınca var! Çok bilen yetkililerin nasıl çeliştiği ortada ama mantıklı bir açıklamaları yok tabi. Bizler de en fazla kendimizi yok Uefa finali Kadıköy'e verildi, yok Ş. Ligi finali Olimpiyat'ta oldu diye kandırırız. Sen önce İstanbul'daki taraftarın Bursa'ya gitmesine izin ver!

-Sinemaya gitmiyorum kaç zamandır, sürekli evde izliyorum. Evet diyecek başka bir şeyim yok.

-Nuri Bilge Ceylan filmleri fotoğraf kareleri. Sanki fotoğraf çekmeyi daha çok seviyor. Ama olsun çok güzel demişti "Yalnız ve güzel ülkeme" diye.

-Her gün her gün bira, vodka ohh mis...Bi de üstüne taksi. Para var huzur var:)

-Aramadım seni hala aradığımı iddia ediyorsun, kontrol ettim arama geçmişini yok işte. Ayrıca borazanı unutma. Aha buraya da yazdım, her açışında görürsün.

-Havalar soğudu biraya uzağım, rakı candır, likör kankadır.

- Yarın kazanalım, Fenerbahçe maçına kadar kayıpsız gidelim, sonra da deplasmanda Fener'i yenelim. Ama yarın lanet gündüz maçında lütfen Bursa'yı yenelim.

- Fotoğraf Nuri Bilge'nin.

Ege

Untitled ...




- Beşiktaş taraftarı Bursa'ya gitmiyor. Bursa İstanbul'a gelmiyor.
Futbolda Şiddeti teşvik edici karar değildir de nedir ?
Daha kendi ülkende ki takımlar arasında maçların güvenliğini sağlayamıyorsan, olimpiyatlar ya da euro cup'a aday olma yırtınması nedir ? Onlarca ülkenin katılacağı organizasyonlara evsahibi olacaksın ve vatandaşlarının gelmemesini mi isteyeceksin ?


- Yerli yapım filmler yine revaçta. Kültür Bakanlığı, Türkmax ve Euroimage başta olmak üzere sponsorlar sağolsun bir bakıma.
Filmlere destek çıkılıyor ve yapım sayısıda artıyor. Yeterli mi ? Değil tabi ki.
Mustafa 100'lerce salonda gösterimde iken 3 salonda oynayan filmler geçiyor sinemalardan, haberimiz bile olmadan. Sonra Dvd'sine rastlıyorsun tezgahlarda 2007-2008 yılına ait filmler ama ilk defa duyuyorsun ismini.

- Üç Maymun'u izledikten sonra uzun uzadıya anlatabilseydim keşke burada. Çok iyi fotoğraflar var diye başlayıp , fotoğraflarla bitirseydim yazımı. Ahan da film öyle birşey. Uzun sekanslarda uzun flu planlar, ters ışık aynı kadrajda farklı fotolar, arada detay planlar başlı başına fotoğraf olan. Filmde oyunculuk,kurgu,senaryo adına tatmin olduğumu söyleyemem. Çoğu kişinin hemfikir olduğu gibi farklı bir Nuri Bilge Ceylan filmi. Yine de izleyin, bana bakmayın siz.


- İş çıkışı yorgunluk atmak için 2 bira içeyim arkadaşlarla diye başlayan ve ama biranın uykuyu kaçırmadığını unutan mantığın cezasını, otobüste uyuya kalıp son durağa kadar gittikten sonra taksiye verilen para ile anlamış oluyorsun ki akılsız başın cezasını cüzdan çeker.

- Uykulu gözler, ağızda ve kültablasında aynı anda yanan sana ait 2 sigara, beşiktaş-kadıköy, otobüs-vapur-dolmuş-taksi , aileden sonra en çok özlenilecek şey; kendi yatağın.
Yoğun iş temposu denilen şeyin vücuttaki etkileri 3 kelime ile anlatılmaz, yaşanır.

- Futbol - Sinema - Bira ve Ben . Beleştepe.blogspot'dan araklama gibi oldu valla. Kendiliğinden böyle bir yazı çıktı ortaya. Kusura kalma ferdinand :D


Ara sıra bloga Ege'de birşeyler yazsın yahu.



marmara

10 Kasım 2008 Pazartesi

Şeref Görkey


16 yaşında iken Beşiktaş'ın kapısından içeri girdi, bir daha da çıkmamış.
20 sene boyunca 10 numarayı layıkıyla giymiş.
Vole denilince ilk akla O gelmiş.

Ruhu şad olsun...

*Beşiktaş'la özdeşleşmiş isimlerin anmasına gitmeyen bir başkanımız var. Bu hayat dediğin elbet birgün biter "Sayın Başkan"

Ege

5 Kasım 2008 Çarşamba

129T


Fotoğraftada görüldüğü üzere Kozyatağı-Taksim arası çalışan bir belediye otobüsünün hat numarası 129T. Daha önce bir kaç blogda da yer verilmiş bu güzelim otobüse. Kendisini diğer tüm hatlardan ayiran ozellikleri; tek bilet ile karsiya gecen bir otobus olmasi, Kozyatagindan kalkan otobusler arasinda Libadiyeden gecen tek otobus olmasi. Libadiyeden gectigi icin kesintisiz 3 yil, onun oncesinde de 2 yil, yani toplamda 5 yildir kullandigim bir hat.Eskiden ismi 129 BT idi daha sonra B kaldirildi.

Hergün kullandigimdan mutevellit o kadar cok enstantane ile karsi karsiya kaliyorumki bu otobuste artik burada paylasmak farz oldu. Şimdilik elimizde ki tek foto wowturkey den alintidir- sagolsunlar-. En yakin zamanda kendi cektigim fotolarida koyacagim.

Dun aksam 7 civarlarinda işe gelirken şöförün yaninda 14-15 yaslarinda bir cocuk vardi. Trafik tikanikti ve sebebi kopru oncesinde otobusler icin ayrilmis olan seritte calismalarin olmasiydi. Trafigin olmasina yasli teyzeler ve adamlar soyleniyordu ki bu her zaman her otobuste olacak birseydir. Enteresan olan ise o cocukta trafigi elestirmeye basladi ve oyle ileri gitti ki konuyu dogalgaza, sisteme,hukumete ve halki elestirmeye kadar getirdi. Herkes susmus cocugu dinliyor, cocukta iyice heveslenip daha da konusuyordu. Cocuk sustugunda herkes helal olsun valla suncagiz cocuk bile herseyin farkinda gibilerden konustular.

Ayni otobusun 2. vakasi direk benle alakali. Otobüsün ters koltuklarından birine oturmustum. Duraklardan birinde baya bir kişi bindi ve otobus doldu. Yaşlı biri görürsem yer verecektim. Başımda biri dikiliyordu ve ben bakmiyordum ona, cunku tahminimce pek yasli degildi. Boyle dusunmeme sebebiyet veren ise kadinin modern şalını yuzumde hissediyordum ve nefesimi tıkayan bolca surdugu parfum . Karsimda oturan yasli teyze ile yaninda oturan adam surekli bir bana bir de basucumdaki sahisa bakiyorlardi. Icimden ulan yer vermek zorundamiyim ne bakiyorlar ki boyle dedim ve arkama bakıp yer verme geregi hic duymadim. Bir sonraki durakta inenler oldu ve ayaktakiler ilerleyecekti. Oh be dedim basimdan cekilip gidecek. Artik kafami cevirip bakabilirdim. Dekoltesinden kıllı bağrı gozuken, yuzu makyajli ve rengarenk giyimiyle 40 li yaslarda bir adam gordugumde oyle sasirdim ki karsimda oturan teyze tepkime dayanamayip guldu biraz.


daha neler var bu otobuste bekleyin hele ...


marmara

3 Kasım 2008 Pazartesi

Rovdyr


Filmi hangi ara, neleri düşünerek edindim hatırlamıyorum. Dün akşamımı bu filme ayırdığım için de kızdım kendime. Halbuki adını ne çok beğenmiştim. Korku ve gerilim filmlerini sevenler artık çok az iyi yapımla karşılaşıyor. Çünkü hep benzer senaryolar, benzer şekilde sunuluyor. Bir sonraki kareyi, filmin sonunu tahmin etmek zor değil. Bolca kan ve şiddet olursa o kadar korkunç olur zihniyeti popüler bu ara.

Norveç yapımı filmde 2 çift kamp yapmak için yolculuğa çıkıyor, mola verdikleri ıssız benzin istasyonunda görülen tipler ve yaşanan 1-2 şey size ipuçlarını vermekle kalmıyor, direk servis ediyor. Yolculuklarına devam eden çiftlerimiz, o tiplerin avı oluyor. Başlıyor ormanda kovalamaca, bolca kan, bağırsaklar, parçalanan topuk...

Bunun adına da biz korku filmi çektik diyorlar. Ben de çok şey dedim bitince.

Kimi korku film festivallerinde övgü almış Rovdyr, övgü veren arkadaşlarla tanışmak ister bu bünye.

Ege

10 !



Şifo ile Sergen yan yana oynar , oynayamaz tartışmalarıyla geçti bir zaman. Sonra Şifo gitti, alan Sergen'e kaldı dedik. Ama o da fazla durmadı gitti geldi, sakatlandı,göbeklendi. Akıllarda attıları goller kaldı ama getirdiği şampiyonluk dediğiniz zaman sadece 100. yılı hatırlarız.



Ardından Rico, Delgado yan yana oynar mı oynamaz mı tartışmaları. Rico 10 numara olamadı. Şimdi Delgadoyu izleme zamanı dedik hala bekiyoruz. Şampiyonluğu geçtim 1 - yazıyla bir -derbi maçı kurtarsa bu sene razıyım.

2'şerli 10 numara oyuncuları olupta yıllardır tam olarak 10 numarasını bulamayan takım Beşiktaş.