29 Mart 2009 Pazar

Çalsın Davullar, Sazlar




Yaklaşık 1 haftadır bilgisayarım resmen ağlattı beni. Format candır felsefesi ile hareket edip, huzura ermiş durumdayım.

Ne zamandır ekleyeceğim unutuyorum. Bizim ufaklığa müzik dersinde ödev vermişler. Herkes bir enstrüman yapacak diye. Hal böyle olunca yapılacak enstrüman ve modeli bellidir:)

27 Mart 2009 Cuma

Las 13 Rosas



İspanyolca 13 gül anlamına geliyor.


İspanya iç savaşının sonlarını anlatan bir film. İçinde devrimci duruş, kahramanlık gibi temalar bulunmayan, kadınların devrimciliğini ve yaşadıkları anlatan başarılı bir yapıt.

İspanya iç savaşına dair hatırı sayılır kitap-dergi okumama rağmen ilk defa duyduğum bir olay.
13 kadının, kadın gibi devrimciliği. Kendi hayatından çok çocuğunun üzülmemesine önem veren anne gibi, Babasından seni seviyorum sözcüğünü bir kez bile duymamış olmasına rağmen babasını iyi hissettirmeye çalışan kız gibi, son kez sevdiğini görebilme derdinde olan sevgili gibi.
Sevgisini, üzüntüsünü, korkusunu saklamayan kadınlar ...

İspanya iç savaşına dair en iyi filmlerden biridir benim nezdimde. İnternete araştırdığım kadarıyla İspanya'da yıllarca tiyatro oyunuda varmış. Yönetmen Emilio Martinez Lazaro gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış.

Filmi izledikten sonra akla Darağacında Üç Fidan ve Hoşçakal Yarın geliyor. Bir kez daha isyan ediyorsunuz 24 yaşında ki Deniz'i 45 yaşında ki Emperyalizm demekten bihaber Berhan Şimşek'in oynamasına. Ve anlıyorsunuz ki bizim hala o dönemi anlatan Başarılı yapıt olarak nitelendirebileceğimiz bir filmimiz yok ...

23 Mart 2009 Pazartesi

Sivas Deplasmanı






Takımın liderliği alacağına inanan taraftar stad önüne yağılmış, otobüsler yetmiyor.
Hangi otobüse binebiliriz telaşında iken minibüse biniyoruz. Şanslıyız çünkü bu minibüste üşüme ihtimalimiz yok(tu). Otoban üzerinde alkol satılmasının yasaklanmasından itibaren tekel bulmak çile olmaya başlamıştır. Bizim minibüste ancak Gebze'nin içine girerek, sanayi bölgesini tavaf ederek açık bir tekel bulabiliyor. Alkol bulamama sendromu sona erdikten sonra yolculuk adeta Kocaelinden itibaren başlıyor. Saatlerce muhabbetin ardından Bolu sınırları içerisinde uyuklamalar başladı. Yer sorunsalından dolayı yerde oturarak devam ediyorum yolculuğa. Bolu'da mazot için mola verdiğimizde İstanbul'a bu sene fi kere yağacak denilen ama bir türlü uğramayan, 1 metreye varan kar bizi karşılıyor. Yolculuğun bundan sonraki bölümünde uyuyacak yer buluyorum.

Kırıkkale-Kayseri sapağında kümedüşme potasında olan KolpadanGüçlüler pusu kurarak minibüsümüzü taşlıyor. Minibüsten indiğimizde ileriden bizi izliyorlardı. Yolun ters olmasından dolayı koşmaya başladı arkadaşlar, tabi ki Güçlüler de minibüslerine binerek 5. vites yol aldılar ya da geri vites diyelim biz buna. Olayın tam olarak Hastane yanında olması, telefonla durumu bildiren arkadaşlara zor anlar yaşatmadı değil. Bu talihsiz olaydan dolayı 2 saatlik bir bekleme yaşadık. Şöför emniyete ifade vermeye gitti, biz de 2. kaptan ile Kırıkkkale sanayi bölgesinde Camcı aramaya. Muşamba ile halledilebilirdi o kadar kısa süre içerisinde, öyle de oldu. Kırıkkale'den çıkarken gördüğüm bir anahtarcı tabelası beni benden almıştı adeta '' Bekir, Bekir, Yine Bekir ''. Evet dükkanın ismi buydu. Güzel bir tesiste kahvaltı yerine hastane kantininde gözleme ile yetinmek zorunda kaldık. Kaptan ifade verdikten sonra yola devam ...

Sivas şehir merkezi girişinde polisin bizi bekletme olasılığı yüksek olduğundan Yıldızeli'nin içine girdik. Orada bizi yine polisler karşıladı. 20 km ileride çok güzel tesisler var diyerek nazikçe kış kışladılar. 4 Eylül tesisleri dışarıdan pek iç açıcı gözükmüyordu, içeri ise baya bir boştu. Çorba fiyatlarında anlaşma yapıldı. Mideye güzel birşeyler girecek hevesi ile yemekleri alıp masaya oturup ilk kaşıktan itibaren hayaller alt üst oluyordu. Hastane kantinini aratmayan soğuklukta yemekler ile karşı karşıyaydık.

Minibüsün taşlanmasına rağmen hızlı yol aldığımızdan en önde giden araç bizimkisi olmuştu. Polis diğer deplasman otobüslerinide bu tesislerde toplamaya başladı. Tüm araçlar gelmesine ve maça az bir zaman kalmasına rağmen bir türlü otobüslerin kalkışına izin verilmiyordu. Bütün taraftarlar tek tek yalandan arandıktan sonra otobüslere binebildik.

Maça 15 dakika kala stad önündeydik ve şimdi turnike sırası ile uğraşmak zorundaydık. Tek turnikeden onca kişinin geçmesi imkansızdı. Yüklenmeler sonucunda bilet göstermeden herkes içeri girdi. Staddaydık ...

İlk yarıyı tellerin yanından izleyebildim. Her atağımızı görebiliyordum ama kaleye giden topları görebilmek için telin diğer tarafına bakmam gerekiyordu. Tello'nun frikiğinde süper bir zamanlama ile hem topa vuruşunu hem de topun kaleye doğru gidişini görebildim.

2. yarı sivasın golünün ardından, 2 arkadaşın omuz aralarından izledim bizim gol gelene kadar.
Akabinde golle birlikte yeniden umutlandım. Delgado oyuna girdikten sonra bir posizyonda sağ kanatta boş alanda topu sürmesi için Sür umut tarlalarını sözleri çıktı ağzımdan. Anlamlıydı aslında benim için. Hasret Gültekin'in şiiriydi, Sivastı şehir. Ufukta güneş belirmeliydi, birilerinin üzerinde kara dumanlar gezinmeliydi. Olmadı ...

Maç sonu Alen abi üçlü çektirirken yaklaşık 100 tane cep telefonu gördüm o anı çeken. O telefonları çekmek istedim ama vakit yetersizdi.

Dönüşte uyudum, iyi uyudum hemde ...

22 Mart 2009 Pazar

Liderlik Rötar Yaptı


Kadroları görünce şaşırdım. Yine kritik bir maç öncesi Mustafa Denizli değişikliğe gitmiş. Bir önceki hafta oynadığımız Gençler maçındaki Toraman-Sivok/Ernst-Cisse kuZrgusu bozulmuş. Gayet de keyif almıştık. Denizli ne düşündü de bu yola gitti, tahmin etmek zor. Zapotocny'yi seviyoruz, sevdiğimiz oyuncuları da eleştirmeyi pek beceremiyoruz. Ancak Zapo beni fena halde endişelendiriyor her maç. Defansın arkasına atılan topların birçoğunda Zapo'nun imzası oluyor. O yüzden Sivok o bölgede Toraman ile daha verimli.

Sivasspor'u mağlup etmenin yolu orta sahada hakimiyeti elde tutup, bol pas yapmaktan geçiyor. Maçın ilk 20 dakikasında Sivas'ın baskısı vardı. Fakat bu baskı kalemizi abluka altına almaktan çok, hata yaptırmaya ve kendi yarı sahamıza hapsetmekle ilgiliydi. Bu dakikalardan sonra ilerlemeye başladık. Ve zaman zaman gerçekten iyi top çevirdik, o sürede gol bulamamak aslında ikinci yarının nasıl ilerleyeceğini gösterdi.

Her iki takımın gündüz oynanan Trabzonspor maçının sonucundan etkilendiği görülüyordu. Eğer Ts puan kaybetmese idi daha dişe diş bir mücadele olurdu sanırım. Gençler maçını oyuna sonradan giren Yusuf ve Holosko'nun artıları ile kazanmıştık. Bu maçta ise sonradan yapılan hamleler pek etkili olmadı. Holosko yine sonradan tercih edilen adam olsa idi daha iyi olurdu var akıllarda. Öyle yapsa, böyle etse...se,sa'lar ile olmuyor ne yazık ki. Beraberlik kötü skor olmamasına rağmen lider olma avantajını elimizden kaçırdık. Geride kalan maçlarda Sivas'ın puan kaybedeceğine inanmama rağmen, kendi işimizi kendimi yapmaktan ziyade şimdi başkalarına bel bağlayacağız.

Gelelim işin Sivas tarafına. Fizik güçleri yüksek fakat aşırı sert oynuyorlar. Bu sertlik futbolunca içinde var gibisinden bir açıklamayı da kabul etmiyorum. Zira hayır böylesi yok. Hakem de sağolsun bu sertliğe göz yumdu. Fakat tek taraflı olarak. Bobo makasa alınıyor, faul vermiyor. Parmaklar havada uçuşuyor, Dağaşan denilen adamın yaptıklarına hırs deniliyor.Ee böyle olunca sahadaki oyuncunun verimi düşer haliyle.

Sivasspor şampiyonluk yolunda lider olarak ilerliyor, taraftarı takımı desteklemek yerine Beşiktaş'a küfür etmeyi tercih ediyor. Beşiktaş taraftarı buna yanıt verince asi ve terbiyesiz oluyor. Kimse kusura bakmasın, herkes hakettiği yanıtı almıştır bizden bugüne kadar, alacaktır da.

Taraftarına, hocasına, başkanına verilecek en güzel yanıt oradan 3 puanla dönmek olacaktı, ne yazık ki yapamadık, sene sonunda yüzümüzü güldür Beşiktaşım...

19 Mart 2009 Perşembe

Hayaller











Fotoğraflar 18 Mart 2007'ye ait. Beşiktaş-Kayseri Erciyesspor maçı öncesi semt. 25. hafta maçını oynayacağız. Ligdeki konumumuza bakınca 2.sıradayız. Lider Fenerbahçe'nin ardından 6 puan fark ile. Yani kısaca ortada ne fol ne de yumurta var. Ama şu görüntüleri kime gösterirseniz gösterin, şampiyon takımı karşılıyorlar heralde derler. Beşiktaş'ı şampiyon olmadan böyle karşıladık biz, böyle karşılamalar için şampiyon olmasını beklemedik.

Seneyi zirvede bitiremezsek eğer; ama çocuklar formayı sonuna kadar ıslatırlarsa yine böyle karşılarız.

Hele bir de şampiyon olursak...

(Derin iç karmaşalar, med-cezir halinde ruh hali)


18 Mart 2009 Çarşamba

Geçmiyor Günler


Gelsin de bitsin artık şu stres dolu vakitlerimiz. Elde ki kadrolara bakınca en kötü ihtimal beraberlik alabileceğimiz maçın "ya yenilirsek" telaşından kurtulalım. Günün ilk Beşiktaş haberlerini okurken sakatlanan oyuncu haberi ile karşı karşıya kalma korkusunu yaşamayalım. Hoca nasıl bir taktik oynatacak ki acaba merakını silelim beynimizden.

Maç başlasın. Gerekirse 90 dakika kontrollü futbol oynayalım ve gol görmeyelim. İnaniyorum ki ilk uzatma dakikalarında o golü atacağız, 3 puanı alacağız.

2 sezon önceki Sivasspor maçına askapuska ile beraber gitmiştik. Son dakikaya girdiğimizde, takımlarının rengini bağırmaktan başka birşey bilmeyen Sivasspor tribünleri Beşiktaş olamazsın şampiyon diye bağırırken İbrahim Akın golü atmış, sivasspor tribünlerini kendi takımlarının rengi olan kırmızı ile tanıştırmıştı.

Sivas'a gitme durumumuz var askapuska ile birlikte. ( ulan blog da reklamini yapiyoruz ha ) Aynı sevinci yaşayarak dönme umuduyla, aynı soğuk ve yağmurla karşı karşıya kalsak bile.



foto: antalya deplasmanı

17 Mart 2009 Salı

Amal



İsmi ve dvd kapağı ile dikkatimi çeken ve iş olan bir vakitte pause-play eşliğinde izlediğim Slumdog Millionaire'den bile daha keyifli bulduğum film. Konu en baştan itibaren klişelerle dolu olsada, filmin kurgu örgüsünü tez zamanda çözüp sahneleri ard arda sıralayacak kadar tahmin etseniz bile, izleyeni sıkmayan tam tersi hoşnut bir gülümseme yaşatan Amal isimli karakterimizin hikayesi.

Hayat öğretisini ve ideallerini babasından alan Amal ; üç tekerlekli taksi ( autorickshaw-puspus ) şöförüdür. Şehirde metro çalışmalarının hızla devam etmesi ile geleceğe dair işsizlik korkusu yaşamaktadır. Hergün evden işe- işden eve götürdüğü ve aşık olduğu bir kadın müşterisi vardır. Bir gün aşık olduğu kadının cüzdanı tam taksiye binerken küçük bir kız tarafından çalınır, Amal küçük kızı kovalamaya başlar. Kıza bir araba çarpması ile Amal'ı tanıma yolculuğuna başlarız.

Bir Berduş dolaşır Hindistan sokaklarında, sırtında çantası, elinde kitapları.
Her gittiği yerde huysuzluk çıkartır ve kovulur. Bunak ve kaba birisidir. Bizim Amal'ın puspusa denk gelir hastane kapısında. Yolculuk boyunca didişir biricik şöförümüzle. Ama Amal iyiliğiyle ve anlayışlı yaklaşımıyla alt eder ihtiyar yolcusunu.

Amal'ın geleceğini şekillendiren üç karakter ; sevdiği kadın, hırsız kız, berduş ihtiyar.
Film bu karakterlerin çevresindeki karakterlerle ilerler. Karakterler değişir, Amal değişmez.

Final sorusunda üç Silahşörlerden 3. sünün ismini sorar sunucu. Telefon hakkını kullanır yarışmacı. Sevdiği kız vardır telefonun diğer ucunda. Amal telefondaki sese koşar yarışmayı bırakarak. ( teşbihde hata olmaz )

Amal'ı izleyiniz , seveceksiniz.


15 Mart 2009 Pazar

26 = 28

26. haftada Beşiktaş lider olacaksa 28 numaralı oyuncusu sayesinde olacaktır.
Şampiyon olacaksak yine Fabian'ın etkisi büyük olacaktır bunda.
Beşiktaş'ın o bölgesinde şimdiye kadar gördüğüm en iyi futbolcusudur.
Evet Giunti'den bile iyidir. Giunti-Tayfur ikili olarak aklımıza gelirdi. Fabian ise tek başına bir futbol emekçisi. İlk dakikadan, son dakikaya.

Diğer Beşiktaş blogları ve Ege maçı yorumlamış. Sadece Fabian yazmak için giriş yaptım.

FABİAN ERNST ; yakışıyorsun futbola, Beşiktaş'a, Şeref Bey Stadına ...

Üzerimden Eksilmesin Bayrağımın Gölgesi

Kendi evimizde oynadığımız Trabzonspor maçından sonra çok üzülmüştüm, o maçı düşününce hala üzülüyorum. Çok fazla isteyen bir Beşiktaş vardı ve ne yazık ki yanlış bir kadro ile oyuna başlamıştı. O haftadan sonra defalarca gel de yanma Trabzon'a, Konya'ya diye söylendik durduk. Beşiktaş taraftarının son senelerde yaşadığı travmaları düşününce bir yenisini yaşamak hakikaten ağır gelecekti çünkü.

Ancak o maçtan beri daha çok isteyen bir Beşiktaş var. Trabzonspor mücadelesinden sonra giden puanlara üzülmüştük; fakat o mücadeleye bayılmıştık. Ve bir sonraki maçta da aynı performans sürdürülürse "neden olmasın?!" deme hakkımız olacaktı. Neden olmasındı ha Beşiktaşım? İsteyen Beşiktaş'ı görmek yüzümü güldürüyor. O günden beri geride bıraktığımız maçların tümünü olağanüstü oynamadık evet; ama çok istedik. Her birini çok istedik. Beşiktaş yitirdiği bir duygusuna yeniden kavuştu.

Beşiktaş'ın bir süredir yitirdikleri o kadar çok ki, bunları geri kazanımı çok mühim. Takımın oynayacağı şairene oyundan ziyade, attıkları golden sonra yumak olan oyuncular daha büyük keyif veriyor.

Teknik-taktik hak getire, kalp eskiyor gitgide....Gol gelmedikçe yenilen tırnaklar, titreyen dizler, yolunan saçlar, hızlı soluk alışlar, yüklen toteme yüklenler...Feda olsun sana Beşiktaş.

Ernst diye biri varmış deli orta saha diyorlar:)

Sivas'tan dönülecek 3 puan ile dünyanın en güzel deplasman dönüşü olur.

**Maçtan önce Ernst, Ekrem, Holosko gol atar diyen kahine de selamlar, sevgiler:)



14 Mart 2009 Cumartesi

Etz Limon - Limon Ağacı



Limon Ağacı... Öncelikle Berlin Film Festivali'nde gösterilmiş. Yeni izleme fırsatı buldum. Zaten bir süredir epey geriden geliyorum. Filmler eskiyor, öyle haberim oluyor. Ya da özellikle erteliyorum. Limon Ağacı bir akşamüstümü doldurdu, ne de iyi etti.

Film İsrail, Almanya, Fransa ortak yapımı. Filistin-İsrail sınırında oturan Salma'nın tek geçim kaynağı babasından kalma limon bahçesidir. Sınırın İsrail tarafına yeni savunma bakanı taşınır ve kısa sürede güvenlik gerekçesiyle limon ağaçlarının kesilme emri çıkar. Salma da karara karşı direniş sürecine başlar.

Televizyonlardan takip ettiğimiz savaşın sorumlularının, kendisine ait olmayanı nasıl da "şartlar gereği" safsatası ile lehine çevirmeye çalıştığını izliyoruz. Yaşadıkları yerden zorla sürülmek istenen insanlar yerine bu sefer limon ağaçları var. İronik ve hüzünlü bir hikaye...

- 40 sene gece gündüz demeden, Salma ve ben toprağı işledik, ağaçları yetiştirdik. Bu iş sadece sulama ve gübreleme işi değildir. Ağaçlar da tıpkı insanlar gibidir. İnsanlara benzerler. Ruhları vardır, duyguları vardır. Kendileriyle konuşulsun isterler, şefkatle ilgi görmek isterler. Ben traktör kullanmam, ne yapacaksam kendi ellerimle yaparım. Bu toprak bölgenin en verimli toprağıdır. Hayır, hayır sadece bölgenin değil, dünyanın en verimli toprağıdır.