13 Kasım 2009 Cuma

Şampiyon Beşiktaş - Kısa Film


Bu aralar yoğun olmamın sebeplerinden biri. Senaryosunu Vedat Özdemiroğlu'nun yazdığı Şampiyon Beşiktaş isimli kısa filmin hem çekiminde bulundum hem de şimdi post işleriyle meşgulüm. Bir de bu aralar İnsan gribi bünyeye musallat olunca günde 1-1,5 saat arası internete girme imkanım oluyor sadece. Genelde işler yoğun olunca Beşiktaş'a uzak olurum ama bu kez iş Beşiktaş ile alakadar olunca eksikliği gideriyoruz. 9-10 dakika arası güzel bir kısa film çıkacak ortaya. V.Ö senaryosunu yazdığı filmde çok güzel bir rolle karşımızda. Filmi hiçbiryerde olmasa bile stadda devre aralarında yayınlatalım gibi bir fikir sundu. Ciks müzik dinleyenlere kadar bu filmi her maç arası izlemek keyifli olabilir. Belki güzellik yapıp filmin internet aleminde ilk bu arada yayınlanmasını sağlayabilirim. Tabi ki daha önce festivallere gönderilmesi gerekiyor.
Bekleyiniz sayın seyirciler ...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Beşiktaşım Benim...#7 (2004-2005 sezonu)







2004-2005 sezonu

Yıldırım Demirören'in başkan olduğu ilk sezon. 10 küsur saçma sapan transferle aslında ipucunu verdiği sezon.

Aynı zamanda Del Bosque'nin geldiği; ama kasap deyip, yolladığımız sezon.

Stat yenilendiği için ilk 5 maçı dışarda oynamıştık. İlk maç Malatya deplasmanı, 90. dk'da Ali Güneş atmıştı da beraberliği kurtarmıştık. Gol gözümün önünde adeta şu an. İkinci maç Gençlerbirliği deplasmanı, 1-1 bitmişti. Ama golü kim attı, nasıl oynadık hiçbir şey anımsamıyorum.

3. hafta offf Denizlispor maçı. 3-1'lik mağlubiyet. 90 dakika boyunca Veysel ile gol beklemek, çileye bak.

4.hafta Antep maçı. Uzun süre zihnimden çıkmayan maçlardan biridir. Kocaeli'nde oynamıştık. Bu maçı niye Kocaeli'nde oynadık hatırlamıyorum. İlk 5 maçı dışarda oynama sebebimizi stat yenileniyor diye anımsıyorum, yoksa bir maç da ceza mı vardı? Her neyse 4-3'lük yenilgiyi unutmadım işte. İlk yarı berbat bir futbol, ikinci yarı da bir süre aynı berbatlık. 4-0 olmuş skor, nefes almak güçleşmiş, nasıl bir çaresizlik duygusu. Sonra deliren Beşiktaş taraftarı itiyor takımı, peşpeşe gelen 3 gol. Bir 10 dakika daha olsa maç dönecek herkes biliyor. Okan Buruk, nasıl kaçırmıştı o golü öyle?

5. hafta Sakarya deplasmanı. Nihayet kazandığımız maç . 4-1...Carew 2 tane penaltı atmıştı.

6. hafta Galataray maçı. Şeref Bey'e kavuştuğumuz maç. Günübirlik gelmiştim İstanbul'a. Maç sabahı indim, maçtan sonra geri döneceğim. Hayatımda başka ne için böyle bir yorgunluğu çekerim bilmiyorum. Kolay kolay çekmem sanırım.

İnanılmaz bir kalabalık. Tüm tribünlerde anormal bir doluluk vardı. Yeni açıktaydım ve insanlar resmen üstüste idi. Gol olsa nasıl olurdu diye düşünüyorduk, bu yüzden de gol olmadı sanırım. Hakan Şükür, penaltıyı kaçırdı. Bizimkilerin zaten atmaya niyeti yoktu. Sonra ben paşa paşa 12 saatlik yolu çektim.

Ali Güneş, Berkant, Fatih Sonkaya, Juanfran, Tayfun, Okan Buruk, Sinan Kaloğlu, Veysel Cihan..Bu oyuncuların da yer aldığı Beşiktaş'tan bir umutla güzel şeyler bekledim ben yine. Pişman mıyım? Asla..Çünkü aynı umut hep var. Söz konusu Beşiktaş ise var.

Sonra peşpeşe Ankaraspor ve Trabzonspor yenilgisi. İçeride alınan farklı Diyarbakır galibiyeti. Bir ileri, iki geri... Kaybedilen Konya kupa maçı sonrası Bosque'ye güle güle, Rıza'ya hoş geldin.

Berbat geçen sezonda alınacak F.Bahçe mağlubiyeti belki Demirören'in ipini çekecekti. Biz gittik, kalecisiz yendik geldik. Efsane diye adlandırdığımız bu maç belki de yerini o dönem için sağlamlaştırdı Demirören'in. Hep takılmıştır kafama bu.

Ha bir de Bosque ile anlaştığımız haberini duyduğumda kanepeden düşmüştüm ben. Mübalağa yapmıyorum, hakikaten düşmüştüm.

*Fotolar Gs maçından

8 Kasım 2009 Pazar

3puan ve Çok sayıda Kalp Krizi



Mustafa Denizli'nin kadro fantazilerinden sonra sistem fantazileride yayın hayatına başlamıştır. Gol yemeyen ve birbiriyle çok iyi anlaşan dörtlü savunman gayet iyi iş çıkartıyorken ve rakibin Manchester ya da Wolfsburg bile değilken 5'li savunmaya geçmeyi deniyorsun. Sonuç olarak karşına çıkan kimyası bozulmuş bir defans hattı ve böyle bir defansı bulup yüklendikçe yüklenip kaplan kesilen Trabzonspor ... Beşiktaşlıların rezalet bir futbol sonrası sevinemediği bir 3 puan.

Benim adım Tatar Ramazan edasıyla Benim adım Hakan Arıkan gol de yemem gofret de yemem diyerek isyan eden bir kaleci. Tatar Ramazan demir parmaklıklar arkasından kurtulamamış bakalım Hakan yedek kulübesinden kurtulabilecek mi ?

Takımdaki 5 golcünün atamayacağı cinsten bir gole imza atan, takımın esas beyni ve emekçisi Fabian. Saçsız Kralımız. Geleli henüz 2 hafta olmamışken Giunti'den bile daha faydalı olacağına inandığım Alman Ernst.

Bobo gol atınca ne yapacağını şaşırıp su içmeye yeltenen Nobre.

Hem koşmayan hem de en çok lazım olan dakikalarda yani maçın sonlarına doğru, ayağında top tutmayı bile becermeyen Yusuf.

Koşamayan ve altıpasta gol kaçıracak kadar içi geçen Bobo, nereye koştuğu belli olmayan ve topla hep orta sahada buluşan Nobre. Bu takımda bir Nobre daha olsa orta sahadan top alan Nobre ileride bekleyen Nobre'yi besleyerek takımın gol sorununu çözer mi diye düşündüm. Açıkçası o da imkansız. En az 3 Nobre şart. Defanstan top alan Nobre orta sahadakine, orta sahadaki ilerdekine. Ama eldeki malzemeye baktığımızda 1 nobre ve 1 bobo bu formda devam ederlerse birbirlerini yemekten başka bir işe yaramazlar. Biz de hala tartışırız Bobo mu Nobre mi diye. Nobreyi zerre sevmem hatta en başından beri sevmedim. Ama bobo'nun formsuzluğu can sıkıyor. Değer verdiğin, futbolunun gelişimine tanık olduğun adamın bu kadar gerilemesini ben artık açıklayamıyorum.

Önemli olan 3 puandır, tv karşısında Beşiktaşlıların yaşadığı kalp krizi riski kayda değer değil.
Bakalım Fener karşısında piyangodan ne çıkacak ?
Maç olmadığı sürece Sağlıcakla kalabilirsiniz.

5 Kasım 2009 Perşembe

Hangi Beşiktaş?

Biz de Gözlerimize İnanamıyoruz


İbrahim Toraman resmi sitesinde bir açıklama yapmış. Ömer'in sayesinde haberim oldu. Şuradan da açıklamanın tamamını okuyabilirsiniz. Acaba tamamını kendi mi yazdı merak ediyorum. Bizim topçuların bu tür mezhiyetleri olduğunu sanmıyorum. Asla bir küçümseme değil bu, fakat bu yönde bir beceri sergileyecek gibi durmuyorlar. Muhtemelen kabaca ana fikri söylüyorlar, sonra birileri de elden geçiriyor.

Neyse bu kısım mühim değil. İbrahimToraman, çokça Beşiktaşlı'nın sevdiği bir oyuncu. Beşiktaşlı olduğunu hissettiren nadir adamlardan bir tanesi. Terlik olayında sergilediği tavır ile farkını da bir nebze ortaya koydu. Takımın birinci kaptanı seviyesiz açıklamalarda bulunurken, Toraman sessiz kalmayı tercih etti. Sessizliğini ilk bozduğu anda da üzüntüsünü ve pişmanlığını dile getirdi.

Bu maç sonu yaptığı açıklamada bir yere takıldım bende:

"Sakatlığım nedeniyle Wolsburg maçını maalesef tribünden izlemek zorunda kaldım. Tribündeki ortamı bizzat yaşadım ve gözlerime inanamadım. Bizim her zaman her platformda övündüğümüz, en sağlam kalemiz olan Beşiktaş taraftarı gitmiş, yerine başkanla, yönetimle, hocayla, taraftarla ve futbolcuyla çatışan bambaşka bir taraftar gelmişti. Oysa ki biz her zaman yöneticiden futbolcusuna, malzemecisinden masörüne kadar, taraftarımızla bir bütün olmuş takımdık."

Kendince hayal kırıklığına uğramış Toraman ve bunu dile getiriyor. Fakat bunu dile getirirken gözden kaçırdığı bir şey var. Bizim tarafımızdan bakmayı denemiyor, basit olan yolu seçiyor. Suçlu olan direk taraftar demiyor ama ima ediyor.

O zaman biz de şunları desek:

Sahadaki ve Beşiktaş'ın yönetim makamındaki ortamı bizzat yaşadık ve gözlerimize inanamadık. Bizim her zaman her platformda övündüğümüz, sahadaki biz olan BEŞİKTAŞ ruhlu oyuncular gitmiş, yerine ruhsuz, paragöz, Beşiktaş ile alakası olmayan oyuncular gelmiş; bununla da kalınmamış Beşiktaş başkanlığına da kendi taraftarını birbirine düşürmeye çalışan, tribüne paralı asker sokan, her fırsatta Beşiktaş'a kendi babasının malı imiş gibi davranan bir başkan gelmişti. Oysa ki biz her zaman yöneticiden futbolcusuna, malzemecisinden masörüne kadar,Beşiktaşlı olmuş bir takımdık''

Bir de bu gözle bakmayı denesene Toraman. Nasıl? Olmuyor değil mi?

3 Kasım 2009 Salı

Yeter.


Bundan birkaç saat öncesine kadar umudum tavan iken, Ernst'in oynamayacak olması ile endişelerim artmıştı. Eksik onca kişiye rağmen endişelenmezken tek oyuncu ile endişeleniyordum. Aslında Beşiktaş'ın halini özetleyen bir durum bu. Gerçek bu. Bu gerçeği bilmemize rağmen umuda bağlanmak da Beşiktaşlılık sanırım.

Birkaç saat öncesinde nasıl beyaz isem şu an bir o kadar siyahım.

Kötü başkana
Kötü yönetime
Kötü hocaya
Kötü futbolculara

yeter.

Güldür Yüzümüzü Beşiktaş

6 saat kaldı. Uzun zamandır böylesine geri sayım yaptığımı anımsamıyorum.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Wolfsburg Maçı Totemi

Y.D'nin olmadığı 3 maçıda kazandık. Takım o yokken seri yakalamaya başladı. Nihat onun gelmediği ilk maçta ilk golünü attı. Bundan ala totem olur mu ? Takımın sana ihtiyacı var Y.D. Lütfen Yok ol ve Gelme. Gözümüz görmesin seni...

1 Kasım 2009 Pazar

İbo ve İso



İsmail'i birden kaldırmıyor bünye. Yıllardır Üzülmez'i izlemişiz biz orada. Sıfıra kadar inip topu geri çekip tekrar sol ayağına alıp içeri bakmadan açtığı ortaları ezbere biliriz. Soldan soldan almış başını giderken maç başı 10 faul kazandırdığını biliriz. Yerden kalkışta terledim anasını satayım çok çalışıyorum bakışı atışıp alnındaki teri silmesidir bizim yakın sol kanat tarihimiz. 100. yılda ki GS'ye sağ ayağıyla attığı golü yıllarca konuşmaktan bıkmadık hala. O yüzden son Türkiye Kupası finalinde Fener kalesine gönderdiği ama tribünleri gören şutunun gol olmamasına sevindik. Sevindik çünkü o top gol olsaydı İbrahim Üzülmez'i biz çocuklara anlatamayacaktık hiçbir şekilde. Abim bu golü atan insan olamaz, şimdi keşke böyle bir sol bekimiz olsa diyeceklerdi. En fazla zaten insan değildi diyebilecektik. ''Seni anlatabilmek seni Deli İbo, seni hiç izlememiş olan çocuklara'' diyerek gülüşecektik yaşıtlarımızla.

Beşiktaş'ın yakın tarihte ki en büyük Futbol emekçisi olma adayıydı Üzülmez. Ama hafızalarda yerini Terlikten Önce ve Terlikten sonra olarak almakta. Terlik kimin kafasına geçti kimin ayağındaydı bizi çok ilgilendirmezdi ama kamptan kovulduktan sonra havalimanında Robinson Crusoe imajıyla verdiği röportajda yine olsun yine yaparım dediği kapalı kapılar ardında ki yöneticiler değil mikrofonlardı. Sahada ki 10 yararsız hareketin 10'unu da yapma kabiliyetini (!) göstermesine rağmen kendi bir şekilde sevdiren adam saha dışında ilk defa bu kadar patavatsız bir konuşma sergileyerek sinirine yenik düşüyor ve sevenlerini-sabredenlerini hayal kırıklığına uğratıyordu.

Paralel kurguda İso diye bir çocuk. Üzülmez gibi Antep havalimanından uçağa binerek geldi Beşiktaş'a. Ön sezilerim şudur ki o da Üzülmez gibi mütevazi bir yaşam sürecek. Fiyat olarak Antep'ten geçirme konusunda herkes hemfikirdi ama geleceğin en iyi sol bekleri arasında gösterildiği gibi futbol olarakta 10 numaradan devşirme özelliği vardı. Bilenler iyi oldu diyor benim gibi pek bilgi sahibi olmayanlar ise bekleyip görmeyi tercih ediyordu. Ne yiğitler gelmişti o sol beke ama en cafcaflısı ilk yarıyı kapatmadan devir teslim yapıyordu formasını Üzülmez'e.

Beşiktaş formasıyla ilk olarak Barış Kupasında izledik İso'yu. Rakip Porto olabilir atıyor da olabilirim. Soldan soldan Üzülmez gibi hızlı bindirmeler yapmıyordu İso. Zaten Üzülmez'e yetişecek ya da geçicek adamı Olimpiyatlara gönderelim de Türkiye'yi temsil etsin Erkekler 100 metre'de. Müsait bir posizyonda İso kafasını kaldırıp ceza alanına bakmıştı. Güzel bir orta bekliyordum keretadan. Oracıkta verecektim puanını. Güzel bir orta açarsa heveslenecektim en fazla önümüzdeki yıllar için. Adam kavisli şut çekti yahu kaleye. Direğin yanından süzülerek auta çıktı top. Ortamda 20 kişi kadar vardık herhalde. Herkes ayağa kalktı birden gol diye. Ardından İso'ya övgüler. Hazırlık maçında ki bir şut neden herkesi bu denli heyecanladırabilirdi ki ? Ben yerimde oturuyordum. Yıllar sonra bana Üzülmez dediklerinde belki de ''o an''ı anlatacağım. Birden anlamadığım bir şekilde gözlerim doldu ve 2 damla yaş süzüldü. Yakin arkadaşlarım yani yan sandalyede oturanlar şahittir duruma.

Sol çaprazdan sol bek oyuncusunun çektiği ve kaleyi bulmayan bir kavisli şut geleceğe daha umutlu bakmak için yeterliydi. O şut bugün hayran kaldığımızın performansının habercisiydi.

İbo tu kaka, İso ağa paşa ya da daha postmodern bir tabirle İbo out İso in diyerek kestirip atabiliriz yazıyı. Yazıda yeterince değindik zaten, bu Deli İbo bize az kahır çektirmedi. İnkar eden ya ruhsuzdur ya deli. Ama hep çalıştı hep didindi. Dalga geçildi kendisiyle işine baktı. Taraftarla didişmedi, saha içinde rakiplerine çirkeflik yapmadı. Medyaya malzeme( terlik röportajı hariç) vermedi. Transferde sorun yarattığını hatırlamıyorum. Hedefi hep Beşiktaş olan bir adamdı Üzülmez. İso eğer İbo'nun bu özelliklerini kendine örnek alırsa Beşiktaş'ın efsane isimlerinden biri olması için önünde hiçbir engel ( Denizli bile ) kalmaz.

Soldan soldan kah ortalarıyla kah şutlarıyla önce gözlerimizin pasını silen şimdi cilayı çeken bu çocuğa inanmak Futbol'a inanmaktır.




foto: BjkAlem

Köybaşııııı....İsmailll...


Gerilim filmi gibiyiz. Hatta hasılatı en yüksek gerilim filmi bizim yanımızda hafif kalır. Takım sağlı, sollu atak ile başladı. Belli istiyorlar, golü de bulduk. Ondan sonra yine aynı terane. Golü bulana kadar olan isteğimiz, azmimiz bir anda gidiyor. Oyunu rölantiye alıyoruz.

Halbuki 2. golü bulsak çok daha iyi bir oyun sergileyeceğiz. Çünkü 1-0'ı koruma derdine düşmeyeceğimiz için rahatlayacağız. Neden buna kapılmış durumdayız çözemiyorum.

Bugün yine üretkenlik adına bir şeyler yaptık. Yok sayarsak haksızlık etmiş oluruz. Fakat bu üretkenliği direk olarak skora yansıtmada büyük bir beceriksizlik örneği sergiliyoruz. Nobre'nin kaçırdıkları, Tabata'nın müsait pozisyonları... "Bunlar olmazsa, peki hangileri olacak?" bolca mevcut bu cümle bizde.

2. yarı daha net görüldü ki Tabata'yı kenarda oturtma lüksümüz yok bizim. O'nun oyuna girişi ile duran toplarda daha tehlikeli bir hal sergiledik.

Net görülen bir başka detay ise; Toraman'ı sağ kanat gibi kullanma çabamız da olmamalı. Neden kesildiğini anlayamadığımız Serdar Özkan var, bir türlü şans verilmeyen Erkan Zengin. Hoca sürekli rotasyoan gidiyor ama bazı isimleri hiç kullanmıyor, o da garip.

Sabit bir kadromuz daha doğrusu iskeletemiz olmadığı için bu bocalama biraz da. Sivok, Ferrari, Ernst dışında sürekli süre alan oyuncumuz yok. Bu olmadığı için oyuncuların verim ya da verimsizliklerini eleştirirken yanlışa düşebiliyoruz.

İsmail Köybaşı... Bu gece mükemmel iş çıkardı. Eğer Mustafa Denizli üzerinde ısrar etseydi, kesmeyip, ısrarla oynatsaydı, bu mükemmel işe daha önceden şahit olurduk. Bugün her şeyi yaptı. Koştu, kesti, bindirme yaptı, golünü attı, nerdeyse gol olacak bir şut attı, son dakikalarda mutlak bir golü çıkardı. Rakipleri O'nu durduramayınca kasti faul yapmaya başladılar. Attığı golün 16. dakikada gelmesi ayrı bir güzellikti.

Şimdi sırada Wolfsburg maçı var. Gelecek olan 3 puan, şu soğukta bize baharı getirir, hayali bile güzel.

Not: Bu blogda sıkça Mustafa Denizli'yi eleştirdik. Bize göre olan yanlışlarını dile getirdik. Fakat unutmamamız gereken bir şey var ki, bugüne kadar asla üslubundan şikayetçi olmadık. Kabadayı yöneticilerin, kabadayı başkanların, kabadayı futbolcuların hüküm sürdüğü ve sevildiği bir ülkede her zaman konuşurken çizgisini korumayı başaran bir teknik adam oldu. Söylediklerine katılır ya da katılmazsınız; ama konuşurken sizi tehdit etmeyen, sizi kendi egosu altında boğmaya çalışmayan bir insan olduğunu bilirsiniz.

Bu gece maç sonunda federasyonu eleştirdi Mustafa Denizli. Bahane bulmadan, açıkça ifade etti düşündüğünü. Ve kimseye hakaret etmeden, ima etmeden.

Mustafa Denizli'nin maç sonu görüşleri