17 Aralık 2011 Cumartesi

Utanıyoruz



Utanıyoruz böyle bir medya ve onun etkileşimindeki taraftarları görmekten. 15 yaşındaki yarın sorsanız isimlerini bilmeyecekleri çocukların sadece 1 maçlık performansı ile haber yapma telaşlarından.

Şike konusunda medyanın altından girip üstünden çıkan camianın medyanın yaptığı böyle bir haberi 15 yaşındaki çocukların duygu ve düşüncelerini hiçe sayarak orgazm meselesi haline getirmelerinden.

Utanmaya devam ediyoruz o çocuklara sahip çıkması gereken Beşiktaşlılar beklerken rakibinin fi tarihinde oynadığı bir maçta farklı mağlubiyet almasını öne savunan Beşiktaşlılardan.

Beşiktaş'ın resmi sitesi bile bu sonucu haber yapmayarak aklınca bu sonucu ''hezimet''olarak değerlendirirken, Fenerbahçe resmi sitesi uzun zaman sonra ilk defa u15'in bir maç sonucunu haber yaparak kendince durumu ''tarihi bir başarı'' olarak değerlendirmiş.
Siz de utanın bu ülkede amatör branşların sadece avrupa kupası kazanıldığı zaman haber olmasından. 10-15 yaş arası çocukların sadece derbi maçlardaki sonuçlarını medyadan öğrenmekten.

15 yaşınızda spor yaparak önünüze bir hedef koyup, başarısızlık aldığınızda bütün ülkenin dalga unsuru olacağınıza oturun evde telegol izleyin çocuğum. Ya da kimse şaşırmasın bu çocukların gelecekte ne yapmak istiyorsun denildiğinde '' tabi ki avrupa'da oynamak istiyorum'' demelerine.
8 sene boyunca okullarda neden andımız okutulduğunu anlamamıştım bir türlü. Demek ki hayatı boyunca insanlıktan nasibini alamayacak olanlara küçük bir şeyler öğretme derdi varmış. '' ... küçüklerimi korumak ...''.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Unuttuk Seni Mühendis Oktay

14 Aralık 1991 akşamı Galatasaray – Beşiktaş maçının ardından, boynunda Siyah-Beyaz atkı var diye kalabalık bir Galatasaray grubunun saldırısına uğramıştı Mühendis Oktay Akdemir. Hastaneye kaldırılmasına rağmen, kafasına aldığı ağır darbeler sonucu yaşamını yitirmişti. Öldüğünde 30 yaşındaydı.

Oktay abi bugün hayatta olsaydı, 50 yaşında olacaktı. Belki de oğluyla, kızıyla gelecekti bu akşam ki maça. Belki de oğlu “Hadi baba, sen de Kapalı’ya gel bu akşam” diyecekti. “Yok evlat, biz eskiler deniz tarafında oluruz yine” diye yanıtlayacaktı Oktay abi. Hiçbir zaman yaşanmayacak dialogların hayalini kurmak kaldı bize. Bir de çıkarmadığımız dersler.

Oktay abinin katilleri, o dönem komik cezalar aldılar. Bir insan hayatını sonlandırmanın sıradan bir şey olduğunu gösterircesine. Aynı kişiler ellerini, kollarını sağlayarak devam etti hayatlarına. Hem de büyük kalabalıklardan hak etmedikleri saygıyı görerek, kendilerine lider denilerek. Gerçi bu ülkenin kimyasında var suçu örtbas etmek, suçluyu el üstünde taşımak.

Bütün bunların yanında bir de kendi özeleştirimizi yapalım. Geride bıraktığımız Pazar günü Oktay abinin anması vardı. Sadece 10-12 kişinin katıldığı. Kimseye akıl, icazet verecek değiliz. Lakin iç ses de susmuyor. Biz, bu kadar vefasız değildik. Bu kadar unutkan da değildik. Sadece Galatasaray maçları öncesi Oktay abiyi hatırlayacak kadar popülist de değildik. Ne oldu da allak bullak ettik her şeyi? Ne oldu da “atkın, emanetimdir” dediğimizi unutur olduk? Ne ara bu kadar değiştik?

Herkes, kendi vicdanına gönül rahatlığı ile verebiliyorsa hesabını zaten susmak düşer bize de.

Ruhun şad olsun Oktay abi. Bağışla bizi.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Yalancı Mücadele


Yine bir İBB maçı. Yine puan kaybı. Maça dair olan, biten, olumlu-olumsuz yanlar, oynanan futbol ile ilgili tespitler şu an umrumda değil.

Bir taraftar olarak sahada elde edilen skordan ziyade, saha içerisinde olan, bitenle daha çok ilgileniyorum. Sonuç, en son ilgilendiğim kısım oluyor. Necip'in bugün gol olmayan pasından ne kadar keyif aldıysam, Sivok'un can siparane şekilde - üstelik rakibine faul yapmadan- uzanıp, uzaklaştırdığı top da aynı keyfi veriyor. Yine Sivok'un yanlışlıkla Egemen'in yüzüne gelen tekmesi sonrası, suratında oluşan "kahretsin" ifadesini seviyorum. Pektemek'in Gençler deplasmanında gol attıktan sonra sevinmeyerek, eski takımına olan saygısını göstermesini saygıyla karşılıyorum. Aynı Gençler'in 0-2'den durumu 4-2'ye getirdiklerinde sevinçlerini olgunluk düzeyinde yaşamalarını takdir ediyorum. Ligin yeni ekibi olan Orduspor'un, bizle oynadıkları müsabakada ilk dakikadan itibaren kimliklerinin dışına çıkmamalarını alkışlıyorum. Üstelik mağlup duruma düşüp, ardından beraberliği yakaladıkları halde taviz vermediler bu durumdan. Bunların hepsi birer kimlik, kendini ifade şekli bir nevi.

Bir de işin İBB kısmı var. Dillendirdiğimiz zaman, "adamlar, sürekli sizden puan aldığı için böyle diyorsunuz" diye eleştiriliyoruz. Bunu da bir yere kadar kabul edebilirim. Lakin bir çırpıda yukarıdaki örnekleri vermişken ve daha buna benzer yüzlerce örnek verebilecekken, böyle bir eleştiri büyük haksızlık. Aynı oranda samimiyetsizlik. Vaktiyle Kocaelispor süper ligde iken, belalımız olduğu dönemler olmuştu. İçeride, dışarıda çok yakmıştı canımızı. Ama hiç hatırlamam İBB ile aynı kefeye koyup, söylendiğimizi. Hakkını vermişizdir. "Ulan yine canımıza okudular, vay arkadaş" diye söylenmişizdir. Aynı şekilde Gençlerbirliği ve Bursaspor'un ters geldiği seneler olmuştur. Yine hatırlamam bu derece sızlandığımızı.

İBB, hakikaten içeride, dışarıda oynarken zorlandığımız bir ekip. Hep mücadele dendi, emek dendi, istikrar dendi. Bugünden sonra bir daha bu ifadelerle İBB tanımı yapan olursa, değil tartışmak, dinlememek benim için en yararlısı olacaktır. Bir takım, henüz ilk yarıda kale vuruşlarını gecikmeli kullanıyorsa, sıradan fauller sonrası ayağa kalkmıyorsa, oyunu soğutmak için her türlü şeyi deniyorsa, bunun adı mücadele ve mücadele sonrası puan kazanmak değildir. Ahlaksız iş anlayışıdır. "Adamlar, Beşiktaş karşısında 1 puana razı şekilde oynuyor, buna göre oynuyor" demek de işin kolayına kaçmak. İBB oyuncuları, sahada mücadele edip, bunun sonucunda kazanmaktansa, oyunu soğutup ve çirkinleştirip, bunun avantajlarını elde etmeyi tercih ediyor.

Abullah Avcı, İBB'nin başında bulunduğu süre içerisinde kendi kimliğini doğal olarak takımına aşıladı. Mevcut tavırları yüzünden Şeref Bey'de hep tepki gördüler. Durumu "sindirememek" olarak değerlendirdiler. Lakin Şeref Bey'de hakkıyla bizi yenen takımları alkışlayarak uğurladığımızı görmezden geldiler. Aynı Avcı, kupa finali sonrası havaalanında taraftarlarla çıkan kavga sonrasında "burada kaybetmedik" diyebilecek kadar ahlaksız bir söylemde bulunmakta çekinmemişti. Onun bu söyleminin sahada yer alan şeklini de İBB'nin mevcut oyun anlayışı olarak değerlendiriyorum ben. O yüzden bugün kaybedilen 2 puandan ziyade, böyle bir takıma karşı 2 puan kaybetmek canımı sıkıyor. Rakibine saygı duymayan, ikili dialogların tamamında elleri, kolları çalışan, çimin kokusuna bayılan bir ekibe 2 puan vermek, onların karşımıza "rakip" sıfatıyla çıkmaları, istikrar, mücadele diye övgü almaları ve hak etmeyene karşı puan kaybetmek bu işin adaletsizliği.

Şeref Bey'de alkışlarla uğurlayacağımız, hakkını vereceğimiz rakiplerin daha çok olması dileğiyle.

Not: Fotoğraftaki Ernst'in yüz ifadesi, benim tam da bu konuyla ilgili öeehh tepkime uygun.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Dejavu III

5 Aralık 2010 Beşiktaş - Bursaspor

5 Aralık 2011 Beşiktaş - Orduspor

5 Aralık 2011 Pazartesi

Socrates

Atkı koleksiyonunu takip edenler bilecektir. Bundan 1 hafta önce Brezilya kulüplerinden birkaçının atkısını eklemiştim. Aralarında Corinthians atkısı da vardı. Ve selamımızı çakmıştık Socrates'e. Ondan gelen haber ise üzdü bu sefer. "Keşke yaşım daha büyük olsaydı da doya doya izleyebilseydim" dediğimiz adamların arasında yer aldı hep. Bize bolca hikaye bırakarak, ayrıldı aramızdan.

"Corinthians Demokrasisi’yle yarattığımız momentum harikaydı. futbol gerçekten popüler olduğundan ve sürekli göz önünde olduğumuzdan dolayı ülkede polemik yaratacak ve özgürlüklerle ilgili, işçi ve işveren olmakla ilgili her mecliste tartışılacak bir eylem yaratmayı başardık; ki nüfusun büyük çoğunluğu için demokrasiden bahsetmenin tahayyül edilemeyeceği zamanlardı."

Socrates

29 Kasım 2011 Salı

Emeklilik Sendromu

Deron Williams diye bir adam geldi. Basketboldan anlamayanlar, keyif almayanlar bile izledi onu. Adam, sporcu. İşini iyi yapıyor, mütevazi. Kısa zamanda herkesi kendisine hayran bıraktı desek yanlış olmaz. 3 ay gibi bir zaman zarfı içerisinde bolca güzel sahne de ekledi zihinlerimize. O, bizi, biz de onu sevdik.

Her güzel şeyin sonu vardır klişesine sadık kalındı. Lokavt bitti haberi geldi. Ve Deron Williams, ZZ Leiden maçı öncesi takım arkadaşlarına, taraftarlara veda etti. Buraya kadar her şey iyi, güzel, hoş. Bundan sonrası ise tam Beşiktaş yönetimine yakışır cinsten. Deron Williams'ın 3 aydır terlettiği 8 numaralı forma emekliye ayrıldı. Çok merak ediyorum: Bu kimin aklına geldi ve kimler "evet ya, süper fikir keh keh" diye onay verdi. Napıyorsunuz siz? Konu, Deron Williams'dan bağımsız bir durum. Sanırsın adam senelerini verdi Beşiktaş'a. 3 ay, sadece 3 ay. Kimse, kısa süre içerisinde yaptıklarını hor görmüyor, küçümsemiyor. Ama 3 ay yahu! Kendini, bu formayı nasıl bir değersizleştirme şekli bu?

Aziz Akyavaş
Hurşit Baytok
Faruk Çagan
Ateş Çubukçu
Tom Davis
Battal Durusel
Osman Kerimol
Ahmet Kurt
Fehmi Sadıkoğlu
Zeki Tosun
Altimur Tülmen

Bu isimleri tanıyor mu acaba Beşiktaş yönetimi? Basketbol tarihimizdeki tek şampiyonluğumuzu elde eden kadro. (1975) Bu kadrodan biri ya da birileri değil de neden Deron Williams? Hayır, forma emekli edeceksen şu kadrodan yap da bir anlamı olsun. Bilelim sebebini ve kıymetini. Net sayfalarında 500 liraya sattığın formayı emekli ediyorsun. Kötü Türk filmi gibi yönetim. Güldürmüyor bile, ağızda leş, acı bir tat bırakıyor.

Eğer senin için kadir, kıymet bu kadar mühimse Baba Hakkı için ne yaptın? Şeref Görkey için, Rıza Çalımbay için. Eğer bir efsane yaratma derdindeysen, senin 108 yıllık tarihinde alası var. Ne yaptın onlar için?

Tek umudum şu: Emeklilik şuan gündemdeyken, siz de bırakın şu koltukları da emekli olun tez zamanda. Bizim de hiç değilse, yarınlara umutla bakmak için bir sebebimiz olsun.

Kimi Yiyorsunuz?

Yönetim, bir süredir yeni bir nane çıkardı. Maç sonunda, kimi oyuncuların formasını internet üzerinden satışa sunmak. Üstelik abartılı fiyatlarla. Bu "görgüsüzlük" hali yeterince rahatsız edici iken, kendi yönetimimizin bizleri utanmadan salak yerine koyması da başka bir hikaye.

Trabzonspor maçı sonrasında yine beş forma satışa çıkarıldı. İbrahim Toraman, Cenk Gönen, Roberto Hilbert, Ricardo Quaresma ve Egemen Korkmaz'a ait olduğu iddia edilen formalar için istenen ücret 500 TL idi. Dün, resmi sitemiz bu formaların tamamının satıldığı haberini yayınladı. Haberde de ibare aynıydı: " Oyuncularımızın, karşılaşmada giydikleri formalar..." http://www.bjk.com.tr/tr/haber/50493/formalar_satildi.html

Bu satılan formalar, oyuncularımızın Trabzonspor maçında giydikleri formalar ise, maç sonunda Egemen'in formasını alan Glowacki'den bu formayı geri mi aldınız? Egemen Korkmaz'a ait olduğunu iddia ettiğiniz ama olmayan formayı 500 TL olarak satmaya utanmıyor musunuz? Siz mi çok zekisiniz, biz mi çok salak?

Videonun 6:03 anına dikkat lütfen:
http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=102805

16 Kasım 2011 Çarşamba

Bizimkiler / Maç Hastası





Videolardan, henüz yüz yüze gelmediğim; ancak Beşiktaşlılığını çok takdir ettiğim Hüseyin (only_eagle) sayesinde haberdar oldum.

Çocukluğumuzun meşhur dizisi "Bizimkiler"in "Maç Hastası" bölümünden parçalar. Beşiktaşlı dayı rolünde de, aramızdan erken ayrılan gerçek, güzel Beşiktaşlılar'dan Yaman Okay var.

Şeref Bey'de bir gündüz maçı. 26 Şubat 1989, rakip Malatyaspor. Feyyaz, Ali, Ferdinand ve Şenol'un golleri ile 4-0 galip geliyoruz.

Video hüzünlendiriyor. Eski taraftar, eski atkılar (el örgüsü), stat önünde satılan bantlar, yapıştırmalar, eski İnönü Stadyumu reklama bulaşmamış, eski pankartlar (Edirneliyim ama Beşiktaşlıyım, aklımı seveyim. Dünyada her şeyi sevebilirdim, sevmeye senden başlamasaydım), eski amigolar, eski üçlü, eski Kapalı, eski Yeni Açık, sahada zaten Kara Kartal. Özetle eski Beşiktaş. Deli gibi özlenen Beşiktaş.

Not: Hangi maç olduğu ile ilgili uyarı için Hüseyin'e teşekkürler.

11 Kasım 2011 Cuma

İyi ki Doğmuşsun Gülen Adam



"Ulan kurban olduğum Kara Kartal, adın bile yetiyor."

Çocukluğumuzun gülüşlerinde bol imzası olan Kemal Sunal, keşke hayatta olsaydı da yüzüne söyleyebilseydik "iyi ki doğdun" diye.