15 Ocak 2009 Perşembe

Beşiktaş - Werder Bremen


yeni oyuncularımız Yusuf Şimşek ve Serdar Özcan tarz olarak birbirine benziyor.
koşmadan da oyuna katkıda bulunabiliyorum diye veryansın eden sergen yalçın , yusuf'u izledikçe ben de atardım lan bu pası diyordur.
cisse 90 dakika oynadığına göre antalya'da fransız takımlarından menajerler var olsa gerek.
ibrahim üzülmez ise otele gitsekte deliksiz bir uyku çeksem derdinde.

şampiyonluğun en büyük adayıyız diyen mustafa denizli, şu maçla bile bize inandırıcı gelmiyor.
sebep ise ; kadro, sistem. evet bu adamın hala kafasında belli bir 11 ve sistem yok ve 2. yarıya girmek üzereyiz. ekrem dağ sağ açık, sol açık ve son olarak sağ bekte deneniyor.toraman ve zan kadroya zorla monte edilmeye çalışıyor ama zan çok eğrelti duruyor.

serdar özkan'ın sağdan sağdan bindirmelerini bu sezon başında çok beğeniyordum. arkasında serdar kurtuluşla çok iyi bir sağ kanat oluşturmuşlardı. ancak ligin başında bu 2 oyuncu orta açıyordu. amaca yönelik olarak sıfıra kadar iniyordu serdar özkan, şimdi ise tek hedef oraya ulaşabilme derdi, zorlama adamım, müsait bir yerde aç şu ortanı.

orta diyince aklıma seriç geliyor. izlediğimiz maçlarda yani oynayabildiği dakikalarda hep isabetli ortalar atıyor. bugün de güzel bir orta açtı. ama sol kanat bu adama emanet edilebir mi onu tam olarak kestiremiyoruz, 90 dakika zorlu bir maçta izlemek lazım.

tello'ya antalya yaramış sanki. futbolu yine her zaman ki gibi iyi ama genelde 60-70. dakikalar arasında oyundan kopardı. kondisyon sorunu geldiğinden beri mevcut,90 dakika oynasa biz bu takıma 10 numara oyuncu aramayız.

Die Fetten Jahre Sind Vorbei - The Edukators


2004, Alman yapımı film. İzlediğim ana kadar duymamıştım daha önce. Arkadaş tavsiyesi ile haberim oldu.

Mevcut sistemi eleştiren ve buna dair kendi çaplarında eylemler yapan 3 gencin hikayesi. Değişik bir eylem yolu izliyorlar. Zenginlerin evine gizlice girip, eşyaların yerini değiştirip not bırakıyorlar.

" Çok fazla paranız var. "
" Varlıklı günleriniz sona erdi. "

Tek yaptıkları bu, hırsızlık ya da başka bir şey yapmıyorlar. Yaptıkları bu ilginç eylem ile evin sahiplerine saf korkuyu en derinden yaşatmayı başaran kahramanlarımız, yine bir eve girmişken bu sefer ev sahibine yakalanıyorlar. Ve bu yakalanış kendi hikayelerinin karışık bir hal almasını sağlıyor.

Kapital sistemi ve günümüzde olan bitene karşı duyarsız olan toplumu eleştiren film kesinlikle seyre değer.

Her yürek devrimci bir hücredir

13 Ocak 2009 Salı

Yol


Beşiktaşlı bloggerlar güzergahı sonunda tamamlamışlar.
İlk bildiğimiz beşiktaşlı blog ferdinand'ın beleştepesiydi.

ardından ege ile birlikte beşiktaşımızın maçları öncesinde toplandığımız, kulüp binasının karşısındaki, şimdilerde şairlerin yanısıra Süleyman Seba'nında heykelini içinde bulunduran şairler parkından esinlenerek bu blogu kurduk.

daha sonra ismi bizim için hep şeref bey olarak kalan stadımızın ismi olan şeref stadı blogunu keşfettik.

beşiktaş merkez kafasına göre herkes ise 2008 yılının mayıs ayından beri mevcuttu.

stad ve beleştepe ile beşiktaş merkez ve şairler parkı arasında kalan dolmabahçe yolu ise uzun süredir boştu.
bugün şerefbeystadı blogunda ki yorumda farkettim ki artık o da mevcut. dolmabahçe caddesi...
buradan kendisine bir hoşgeldin diyorum.

Beşiktaş'lı blog okuyucularına tavsiyedir. Semt havası kıvamında blog ziyaretleri için izleyeceğiniz yol .

BEŞİKTAŞ MERKEZ

ŞAİRLER PARKI

DOLMABAHÇE CADDESİ


ŞEREF STADI

BELEŞTEPE


anadolu yakasına geçecek olan taraftarlar için beşiktaş-üsküdar motor iskelesi isimli bir blog olsa fena mı olur .

11 Ocak 2009 Pazar

Vicky Cristiana Barcelona

2 genc kız yaz tatilinde okullları ile ilgili olarak Barcelona'ya giderler. Ve olaylar gelisir. korku, gerilim, intikam, kan. yok yok boyle degil. eger klasik bir holywood filmi olsaydi boyle olurdu muhtemelen.
bir ask filmi var karsimizda. ask'in ne olduguna bize gosteren, sonunda da salya sumuk aglatan.
ayrildiktan yillar sonra bir araya gelen 2 aşık sahnesiyle, romantik ispanyol muzikleri ve barcelona sokaklari. yok yahu boyle de degildi. yerli yapim olsaydi boyle olurdu buyuk ihtimal.

filmin yonetmeni ve senaristi woody allen olunca, isler degisiyor. buyuk usta, buyuk yonetmen kelimesi adamin kalibiyla alakali degil. filmin sonuna dair, ya da klasik bir sona dair tahmin yurutmek bile cesaret ister. sinemayi sevdiren adamlardan zat-i muhterem.
cast secimine dikkat, javier bardem, scarlett johansson, penelope cruz ve tanimadigim bir oyuncu rebecca hall. su oyunculari biraraya getirme fikri bile ayri bir meziyet ister.

ustalara saygi satirlarindan sonra filmimize deginebiliriz.
vicky ve cristiana isimli iki kiz arkadas yaz tatilinde okullari ile ilgili bir calisma icin barcelonaya giderler. vicky kizimiz nisanli ve tutucu, cristiana ise - kendisi scarlett johansson olur - ben ozgur ruhluyum modunda gezinen bir kardesimizdir. (yazinin devami spoiler icerme tehlikesi barindirmaktadir, ) bunlar barcelonada gezer tozarlar. vicky katalanca ile ilgili yuksek lisans gibi birsey yaptigi icin olayi abartip lokantalara, sokak pazarlarina kadar gezer guzelim sehri. gel zaman git zaman bir sergiye giderler. kendini ozgur ruhlu hisseden cristiana sergide cat diye birini gozune kestirir, juan antanio ( javier bardem ) .
juan antonio dediginiz adam da arizanin onde gideni. bohem tanimlamasinin belki de tam karsiligi yasayan bir abimiz. karizma desen kendisinden 100 metre onde gidiyor.
simdi siz bekliyorsunuz ki bu kizlar bu adama asik olacak. birbirleriyle yarisacaklar.
antonio bunlari sergiden sonra bir restaurantta gorupte yanlarina gidene kadar boyle saniyorsunuz en azindan. antonio kizlarla ilk konusmasinda acik sozluluk denilen kavrami abartiyor, ikinizden de hoslandim, gelin bu gece suraya ucalim , gece de beraber yatariz. oha lan ne curet. tamam karizma felan ama. kizlar da tersliyor tabi ki, ya da vicky tersliyor diyelim. tutucu ya ablamiz nisanli oldugundan mutevellit. ama bir sonraki sahnede ablalar ucakta, kaptan koskunde pilot antonio esliginde o kucuk kasabaya dogru yol aliyorlar.
antonio kizlari kendine asik ediyor ! kisaca kestim ama oyle iste. tabi ki kupayi kaldiran ekip cristiana oluyor, dedik ya vicky nisanli diye. ama yine de antonio'ya abayi yaktigi gercegi yadsinamaz.

su hikayeden film cikmis. filmede bu kizlarin ismini vermissin iste. ama yetmemis. maria elena var bir de. kendisi penolepe ablamiz. antonio'nun en cok sevdigi kadin, en cok etkilendigi, en uzun yasadigi felan. ariza kelimesini antonio icin yazida kullandiktan sonra simdi maria elenaya ne sifat bulacagim diye dusunuyorum ve psikopat tanimlamasini yetersiz kalsa bile aciklayici olacaktir diye umuyorum.
simdi ne yapti, elde 2 vardi vicky ve cristiana bir de marla elena eklendi 3. esasli oglan olarak ise hala antonio tek.
buradan 3 kadini idare edebilmenin ayrintilarini ogrenecegini sananlara yanlis bilgi vermeyelim. filmin sonunu da yazalim tam olsun. koskoca ressam,bohem,ozgur ruh antonio tek basina kaliyor hayatta. ama ben sahidim ki hicbir cakalligi yok. issiz adam kendisi :D
kocaman alkisi once woody allen hakediyorsa akabinde javier bardeme de bir helal olsun esliginde alkis patlatmak sarttir.

simdi filmin tamamini anlattigimi sananlarin yuregine su serpecek aciklama geliyor. hicbirsey anlatmadim. film aska psikolojik bir yaklasimla yaklasarak, sosyolojik bir tespit yapacakken, felsefik bir soru olarak elimizde kaliyor.
ask nedir sorusuna cevap bulamazsiniz.
kim hakli kim haksiz, onunla evlenmeliydi gibi bir elestiride bulunamazsiniz.
her karakteri seversiniz, ama hicbir karakteri kendinize tam olarak benzetemezsiniz.
gozunuz barcelonaya doyar, hatta ben kendime bir bank bile kestirdim, eger birgun barcelonaya gidersem o bankta yatarim yani.
erkek izleyicilerin vickyden etkilenmeleri yuksek ihtimal.
bayan izleyiciler sinema cikisi bosuna javier bardem posteri aramasinlar, bulamazlar.

bu filmi bu kadar anlatmaya gerek varmiydi bilmiyorum ama parcalari yazinin sonunda tekrar yan yana koyma geregi duydum.

woody allen, javier bardem, penolepe cruz, scarlett johansson, barcelona, ask, gitar ...

9 Ocak 2009 Cuma

Biz Neye İnanıyorduk?


Halkların kardeşliğine inanırım ama renklerin asla. Kardeş takım tamlamasından hoşlanmam, hoşlanan da beni ilgilendirmez. Gerekçesi ne olursa olsun. Biraz da bundan kaynaklı olsa gerek mideme kramplar girmesi.

Tümer Metin bizden olaylı şekilde ayrıldığında kahrolmuştum. Evet sinirliydi, artistti, çoklarına göre gülmeyen adamdı (ki memlekette oto boka güldün mü senden iyisi yok), çok bilmişti, vs vs...Ancak biz Beşiktaşlılar biliyorduk ki Tümer istedi mi tek başına maçı alırdı. Defalarca şahit de olmuştuk buna. Samsun deplasmanında mağlupken oyuna girmiş, tüm stadın koro şeklinde kendisine ettiği küfürlere karşılık maçı alıp, İstanbul'a dönmüştür. Ayrıldığı sene Türkiye Kupası finalinde Fenerbahçe'yi yıkan adam olmuştu. Üstelik maç bitiminde tribünün önüne gelip, taraftar ile beraber " Burası Beşiktaş alayına gider " diye bağırmıştı bizle beraber. Aynı Tümer hafta sonu Gs ile oynayacağımız maç öncesinde Kapalı önüne gelip, aynı besteyi haykırıyordu yine. Haliyle deliriyorduk, kendimizden geçiyorduk. Televizyonlara demeç veriyordu: " İsmimin önündeki sıfattan memnunum ve her daim öyle anılmak istiyorum. Asla başka bir takımda oynamam." Kendisine bu lafları diyen çok topçu olduğu hatırlatılınca " Ben onlardan değilim. " diyordu. Biz de diyorduk, onlardan değil diye, öyle düşünüyorduk. Öyle inanmıştık. Bunların üstünden 1 ay geçmeden Tümer, karşı yakaya geçmişti. İşin aslını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz, ne oldu da geçti, ne oldu da o lafları yedi. Salt para mıydı?......

Bolca nokta. O zaman bulamadığımız yanıtı şimdi aramak yersiz. Canımız çok yandı, hakikat bu. Peki biz ne yaptık, dün gece itibariyle Yusuf'u aldık. Nereden? Bursaspor'dan. Bursaspor'un kaptanı Yusuf Şimşek. Bursa'da ne kadar süre oynadığı, kaptanlığı hakedip, etmediği beni ilgilendirmiyor. Onlar, Bursa'nın sorunu. Fakat biz bu Yusuf'u Beşiktaş maçı öncesinde tribünlerine amigoluk yaparken gördük, Bursa taraftarı bize söverken maestroluk ederken ve gittik O adamı aldık. Kim aldı? Otobüsünün önündeki Beşiktaş ibaresi sökülmeden Bursa şehrine girilmesine izin verilmeyen Beşiktaş'ın yine o dönem başında bulunan başkanı Yıldırım Demirören aldı. Dostlukmuş, profesyonellekmiş geçiniz bunları. Her sene Bursa'ya gidişimizde tonla şey yaşanacak; bir de gidip oradan futbolcu alıp, üstüne de genç oyuncu ikramı yapacağız. Ya bu Yıldırım Demirören balık, hafızası 3 saniye. Ya da Beşiktaş falan adamın zerre umrunda değil.

Türk futbolunda sol kanat oyuncusu sıkıntısı çekilirken, biz o bölge için en iyi aday olarak gösterilen Aydın'ı muhteşem transfer Yusuf için Bursaspor'a veriyoruz. Para verip, almak kaydıyla. Sonra özkaynak, gelenek diye dilimizde tüy bitiyor. Birileri bizi fena yoluyor.

Yapılan yanlışlar biri, ikiyi geçeli çok oldu. Her geçen gün, daha beter ne yaşarız derken, oo daha neler var tadında günler yaşatıyor bize Demirören.

Ne bitmez çilen varmış Beşiktaşım...




8 Ocak 2009 Perşembe

Karman Çorman



Okul bittiğinden beri işsizim. Boş durmamak için de abimin yanında çalışıyorum bir süredir. (Bir süre dediğime bakmayın, bana göre epey süredir) İş, kırtasiye-kitap...Mevzuya hakimim aslında yıllardır. Çünkü senelerden beri babanın ve abilerin yaptığı iş bu. Yıllarca kitap dağıtım işi ile uğraştılar. Sonra kriz hadisesi işin rengini biraz değiştirdi. Ben de şu an belli bir yaş grubu ile muhattapım çoğu zaman. Ortaokul öğrencileri sıklıkta..Ve gitgide bu yaş kesimine dair olumlu düşüncelerim azalmakta. Tamam ergenlik dönemi, hassas dönem vs. Ama çok pis dalasım var alayına. Bir de yetmezmiş gibi bunların anaları, babaları var. Yaşları büyük ama onlar da hala ergenlik dönemindeymiş gibi davranıyorlar.

Başıma gelen hadiseleri anlattığımda genelde gülüyor insanlar. Hem de öyle tebessümle değil, direk kahkaha. Başlarda bende gülüyordum. Ancak artık gülmemeye, gülememeye başladım. İş yerinde yaşananlar beni derin bir mutsuzluğa sürüklüyor. Tabiki de hadise sadece bu ortaokullu veletler değil. Hala işsizim bana göre. Geleceğimi göremiyorum, aylar sonrasını düşündüğümde şu ankinden bir farkı yok. Etrafımda benim gibi nice arkadaşım var. Ve onların nice arkadaşları. Mevcut ruh halim tüm yaşamıma yansımış durumda. Genellikle yalnız kalmak istiyorum, insanlarla vakit geçirme isteği ilk sırada yer almamaya başladı. Sürekli bir yorgunluk, mutsuzluk, karamsarlık. Tahlilimi yapıyorum ama reçeteyi uygulayamıyorum. En basitinden buraya giriyorum, yazmak için oturuyorum, sonra kalkıyorum tekrar. Bu yaşadıklarıma dair yalnız olmadığımı da biliyorum. Dedim ya etrafımda tonla benden var.

Bugün iş yerine bir bey geldi, fotokopi çekiyorum. Saat 11 buçuk falan. Dedi ki tapu müdürlüğüne gittim, öğleden sonra iş yapmıyoruz dediler. Ee niyeymiş dedim. Öyle diye yanıt vermişler. Ardından eklemişler, öğle yemeği saatine 10 yumurta, bir paket yağ getir diye. Rüşvete bak ne hale gelmiş. Ee dedim şikayet etsene, ses yok tabi. İşim olsun da nasıl olursa olsun derdinde insanlar. O zaman gelip, sızlanmayacaksın bana böyle dediler diye. Gider paşa paşa alırsın yumurtaları, hatta menemen bile yaparsın. Şu sinirli günlerimde keşke böyle densizin biri bana denk gelse!

Bu aralar sık film izliyorum, toparlayabilirsem paylaşırım. Epey güzel şeylere denk geldim. Marmara hazretleri gibi betimleyemiyoruz tabi ama:)

Metin Tekin şimdilerde top oynuyor olsaydı, Kanoute'nin yaptığını kesin yapardı, kalıbımı koyarım ortaya.

Filistin'e dair söylenen her şey yetersiz geliyor. Nasıl bir coğrafya ki içinde bu kadar hüznü barındırır ve Filistinli olmak ne kadar da zordur. Kefiyeler, poşu adıyla bu sene ülkemiz gençliğinin gözdesi idi. Sokakta tonla genç yakışıyor ya da yeni moda bu anlayışı ile boynundan eksik etmiyordu. Anlamını bilmeden... Hala öğrendiklerinden şüpheliyim büyük bir çoğunluğun.

7 Ocak 2009 Çarşamba

yazdıkça



- dayan filistin adı altında gerçekleştirilen eyleme yeterli sayıda katılım sağladık.
arada tekbir getiren ve beşiktaşla ya da beşiktaşlılıkla ilişkisi olmadığı her halinden belli olan şalvarlı abiyi saymazsak. ve küfürle protesto etme girişiminde bulunan eylemin ciddiyetinin farkında olmayan arkadaşlara rağmen.
zeki demirkubuzla tanka karşı taş savaşa karşı beşiktaş pankartının arkasında fotoğraf çektirdik ama fotoğraf çeken ablaya nasıl ulaşacağımı bilmiyorum.
yağmur altında eylemi gerçekleştirdik, ardından maç saatini bekledik, maça git,çıkışı felan derken vücudu baya bir yorduk. güzel bir uykuyu haketmişti bünyem. ama annem öyle düşünmüyordu. sabahın köründe haberlerde beni görünce heyecanlanmış, o heyecanın etkisiyle uyandırdı tabi ki. seni haberlerde gördüm ama neden çıktığını anlamadım, sonunu izledim ne oldu sorusuna verilen cevabın kısa bile olması, uykumun kaçmasını engelleyemedi. uzun zamandır sabah 8'de uyuduğum oluyordu ama en son ne zaman o saatte uyandığımı hatırlamıyorum. üstteki foto ise alıntıdır ancak içinde emeğim vardır.



- bir maç yaptı beşiktaş. ismi antep belediye olmasa formasına aldanıp avrupa takımı ile maç yaptığımıza inanabilirdim. 10 numarasız takım uzun zamandır arkadaş ortamlarında ara ara tartıştığımız konulardan biri. ne seninle ne de sensiz gibi bir durum.
mustafa denizliyi çıkardığı kado bakımından eleştiriyordum ama maç sonucu iyice anladım ki beşiktaş'ın hala oturmuş bir kadrosu yok. peki bu maç elindeki kadroyu görmek için iyi bir sınav olabilir mi ? bana göre hayır. takımının gerçek gücünü görmek için dişli rakiplerle oynamalısın, futbolcu psikolojisidir küçük takıma karşı daha farklı oynar. kazanmak ya takım oyununun ötesinde kendini gösterme çabası ister istemez olacaktır.

- gerek ülkemizde gerekse dünya futbolunda artık ön libero gerçeği vardır. en önemli mevki olarak o bölgeyi görüyorum . geçen sezon cissenin sakatlanması sonucu elimizde önlibero kalmayınca o bölgede 3 maçta 3 farklı adam denedik. mehmet sedef, serdar özkan ve ricardinho. yanlış hatırlamıyorsam 2 yenilgi 1 beraberlik aldık. zor buradaki adamın görevi. en basit tanımıyla hem rakipten gelen topları kesecek hem de ileriye top taşıyacak ve dağıtacak. fahri vardı mesela ileriye çıkışları çok etkili olan ve iyi bir müdafa oyuncusu koray, ikisinden bir önlibero çıkartabiliyorsun işte. cisse'ye ise ısınamadı bu tribün bir türlü. hani daha ilk geldi haberinde ismi itibariyle çakma cisse olması. pascaldan haberleri alıp, asabiyim şöyleyim böyleyim açıklamaları, ilk antremanlarda donla görüntülenmesi. eğreti hareketler sergiledi. yürekten dediğimiz oyunu bir türlü gösteremedi. evet boy avantajıyla iyi toplar kesiyor. hele topu fafası ile indirip daha yere düşmeden tekrar müdahaleler etmesi. ancak net birşey var ki olmuyor cisse ile. klebersonla olmadığı gibi.


- endüstriyel futbolu konuşurken aklına gelemeyecek konuları, geçmişi irdelerken buluyorsun. bu taraftarın ilk futbolcu bonservisi öğrendiği zamanlar ertuğrul sağlam ve ayhan akman zamanlarına denk geliyor. seba sonrası başkan adaylarının vaatleri arasında ise teknik direktörler var. bu da beşiktaş'ta ilk defa o zaman yapılmış. 3 başkan adayının 3 teknik dörektör vaadi.




- goodbye bafana. ismi itibariyle goodbye lenin'i hatırlatabilir. türkçe'ye özgürlüğün rengi olarak çevrilmiş. filmin çağrışım yaptığı filmle ortak noktası yok değil. değişmeyen bir ülkede değişen bir adamı anlatıyor. nelson mandela'nın gardiyanının anılarından beyazperdeye uyarlanan filmimizde, gardiyanın mandelaya ve siyahlara bakış açısının, mandelayı tanıdıkça nasıl değiştiğini görüyoruz. produksiyon olarak zayıflıkları göze batsada, konu sayesinde iyi kotarılmış bir film. mandela'ya ve güney afrika'ya beyaz bir adamından gözünden 30 yıllık bir bakış diyerek ayrıntılara kaçmadan son verelim.
ve ayrıntı gerektiren bir konu. yemeksepeti.com'la oldukça haşır neşiriz. her daim elimizin altında açık olabilecek yerlerin telefon numaraları ve menülerini bulundurmaktansa, burası aracılığıyla herşeyi çözüyoruz. reklam gibi olan bu giriş cümlesinden sonra baltalamaya başlayabiliriz. 30 ytl'lik siparişlere bazı restaurantlar beleş dvd veriyor. biz de birkaç arkadaş ortak sipariş verdiğimizde bu fiyatı tutturmaya bazen özen gösteriyoruz. özelliklede şimdiye kadar gelmiş olan filmlerin yüzde 95'ine el koyan kişi olarak çok daha hassas davranıyorum. ancak defolu film gerçeğini burası sayesinde öğrenmiş bulunmaktayım. 3 filmden 2'sinde kesin bir sorun vardır. en sık rastlanılan ise seslerin cızırdaması. goodbye bafanada ise altyazıların yarısı gözükmüyordu ve filmde 2-3 sahnede yerel bir afrika dili var. o sahnelerde ne konuştuklarını hala bilmiyorum. hani olrda 25 ytl'lik sipariş vericek olursanız 30'u tutturmak için bütçeyi zorlamayın aynı fiyata filmi zaten bulabilirsiniz.

- vicdan ile ilgili bir önceki postta kısaca bir şeyler karaladık. sektörde fonocuların ( fono film) filmi olarak geçiyor. zaten arka jeneriklere dikkat eden birisiyseniz bütün isimler tanıdık gelir. lafın kısası bu işin erbabı tarafından post produksiyonu yapılmış bir film. kurgu'da mustafa preşeva ismi bile yeterlidir galiba ( ancak kendisi fonocu değildir ).
tekrar belirtmek gerekirse ses kurgusu mükemmel derecede. görüntülerde ise seyirciyi yormadan ( evet burada nuri bilgeye taş atıyorum ) gayet güzel resimlere yer vermişler.
eleştirilecek yönleride pek tabi ki mevcut.
bu kadar iyi bir ses kurgusu olan filmin , bu kadar bariz şekilde kendini belli eden dublajlarının olması. izmir'de geçen filmde izmir'i görememek. devamlılık hataları.

- film eleştirisi yaparken gayet kibar olmaya özen gösteririm. yerli yapımıda desteklediğimi alenen her ortamda söylerim. sonuç itibariyle sinemayı seviyorum ve bu sektörün içinde, kenarında, ortasında bir yerlerde duruyorum. yani buradan para kazanıyorum. sinemanın içinde olmadan önce bende acımasızca filmleri, yönetmenleri eleştiriyordum belki de. klişe ve bir o kadar da gerçek bir açıklama yapmak gerekirse her mesleğin zorlu yanları vardır. bazen istenilen şeyi çekemezsiniz, oyuncu istediğiniz gibi oynamaz. post produksiyonda istediğiniz sonuçları alamayabilirsiniz. çekimlerde gözünüzden kaçam,aklınıza gelmeyen bir sürü vaka yaşanabilir. binbir türlü aksilik karşınıza çıkabilir. film kuş oldu diye bir tabir vardır. ve büyük umutlarla başladığınız filmi bir kuşa döndürebilirsiniz. film artık senaryodaki ya da kafanızdaki film değildir. işte bu sebeplerin hepsinden ötürü bir filmi eleştirirken bu durumları göz önünde bulundururum.
nereden çıktı bu konu. sinama öğrencisi 2 genç ile 129T isimli efsane otobüsümde yan yana yolculuk yaptım. konuşmaya birkaç kez dahil olmak istedim. ama kendimi bitmeyecek bir tartışmanın içinde bulacağımı biliyordum. yerli yapımları, holywood filmlerini, avrupa sinemasını geçtim. artık kült olmuş filmlerin bile bu kadar saygısızca eleştiribileceğine kulaklarım tanık oldu. beynim kabul etmedi. gözlerim 5 sene sonra sektördeki hallerini gördü.


- fotoğraf makinam bozulduğundan dolayı fotoğraf çekemiyorum bu aralar. çektiklerinden ne hayır gördük diyebilirsiniz, ben de destekler biçimde, yanımda her zaman gezdiririm ama haftada bir kere çıkartıp foto çekerim derim. ama olmayınca ulan makina olsaydı şunu çekseydim diyorsunuz. örneğin ; yılbaşı günü kafasında çarşı beresi olan trafik polisi.

bir yazımıza daha burada son veriyoruz, bir daha ki yazımıza kadar esen ve sağlıcakla kalın.
(sabahlamalardan dolayı bu aralar çok fazla trt izliyorum)

6 Ocak 2009 Salı

kısa kısa

- filistinden alınan gun gun olum haberleri, caresiz ve yalniz bir ulkenin bebekleri var misket oynayamadan misket bombalariyla tanismis,
soyleyecek soz bulamiyorsun, isyan edecek birisi yok karsinda ve internette sagda solda okudugun
ama hamas da bidi bidi diye soze baslayabilen insanciklar.

- ankarada ki 7 genc. ve aileleri, yakinlari. hayata erken goz yuman 7 genc.
ve bazi adamciklar cumaya gec kalma telasinda. ama esrar icmisler diye soze baslayan gazete, ciplaktilar diyen yine ayni adamcagiz. ama biraz insan olsaniz, o cocuklarin ailesi yerine koysaniz kendinizi . ya da hic denemeyin sadece susun.

- nazim vatan haini degilmis. has s... in oradan. vatan ayni vatan, nazim yine vatan haini.
size kalmadi onun vatandaslik hakkini vermek.
o bizim sevdalimizdir.



- memleketten spor haberleri
asparagas transfer haberleri, hergun yeni bir istatistik veri, eski topculardan anilar,

-memleketten sinema haberleri
box office der ki, holivud gitsin kendi coplugunde otsun. artik holywood filmlerine pek ragbet gosterilmedigi izleyici sayisindan gayet net anlasiliyor.
ve bir film. vicdan.
ses kurgusu bakimindan turkiyenin ilk en iyi filmi derim, isteyen izler, isteyen sadece dinlesede filmi anlayabilir.

4 Ocak 2009 Pazar

Katliamlara Karşı Atkılarımız Kefiyemizdir



6 Ocak 2009
Salı
Saat: 15.30
Barboros Meydanındayız

Katliamlara karşı atkılarımız kefiyemizdir!

Dayan Filistin!



1 Ocak 2009 Perşembe

2009

varsın kendi dertlerimiz bu yılda devam etsin,
ama beşiktaş olsun yüzümüzü güldüren sadece hayatta,
beşiktaşın yılı olsun kısaca.
ümit ediyoruz, umudumuzu dillendiriyoruz.

yeni sene yeni umuttur söyleminin ötesinde temennilerim,
kaç sene oldu şampiyonluk görmeyeli bu taraftar.

yeniden anarşi A lı çarşı pankartları asılsın kapalıya,
beşiktaşım oley besteleri söylensin dakikalarca bütün tribünden,
her maç çıkış dolmabahçe yolları inlesin, asık suratlar rafa kalksın.

maç konuşalım biraz. teknik, taktik detayların içinde boğulalım.
güzel golleri dillendirelim, hakem hatalarını değil.
deplasmanda yapabilelim, üstelik topluca gidebilelim.

amatör maçlarda salonlara sığmayalım.
maç önceleri alkole boğulmayalım.
küfürü ve rakip takım üzerine yapılan besteleri bir kenara bırakalım.

alt yapılardan gençler girsin kadroya tek tek.
futbolcuları selamlayalım semtte gezinirken.


çok mu oldu ? evet ...
yayınımız kaldığımız yerden devam edecektir.
zaten yazının sonuna kadar inandırıcı gelmemişti hiçbir cümle.
Olsun.
Olsun demekte zor olsa da ...