24 Ocak 2009 Cumartesi

Bir Zamanlar ...


Tarihi sit alani oldugu icin bina, yenileme calismasini felan birakin, yol yapiminin bile imkansiz oldugu soylenen Dolmabahce vadisi olarak gecen alanda, yani mabedimizide icinde burunduran bolgede metro icin yol yapim calismalari butun hiziyla devam ediyor. Şu haliyle stadin etrafinda 1 tur atmak yarim saat surmekte. hafta başında basına da yansidigi uzere bir baskan
bir bakana gel beraber bir is yapalim sen imzayi bas ben parayi diyerek gecmise perde cekelim, modernleselim guzelleselim operasyonu icin yardim istedi. fotografta gorunen yer hala mevcut ismiyle belestepe ve yine belirttigim uzere stad etrafinda her yer kazilmis durumda. bu kazilardan gelecek tahlili yapmak gerekirse, ongorum sudur ki, bu stadi yikacaklar.

aman sizde ne geri kafali taraftarsiniz yahu, eski staddan kurtulacaksiniz iste diyenlere es vermeden cevap veriyorum. evet tanim olarak karsiligi buysa geri kafaliyim.
persembe gunu pankart asmak icin stada gitmistim. stadin ici, disi, calisanlari, calisip calismadigi belli olmayanlari ve stad etrafindaki copler ... bakin sikayet ettigim kisimlara, eski oldugu icin wc ler yetersiz, giris ve cikislarda kapilar az oldugu icin cok bekliyoruz, usuyoruz alttan isitma olsun. terliyoruz ustten pufur pufur essin demiyorum. stadin bedeninde degil, o beden uzerinde ki hakimiyeti olan anlayista sorun ve sorumsuzluk vardir. yikilmasi gereken bu basibosluk, vurdumduymazliktir.

mimarlar odasininda belirttigi uzere bu stadin yikilip, yeni bir stad yapilmasina gerek yoktur. yorgun beton olarak tabir edilen kisimlarda restarasyon calismalari yapilmasi yeterli goruluyor.

bu stadi yikarlarsa ....
bitiremezler !!!
bitirirlerse ...
bakamazlar !!!
hem bitirir hem bakimli bir stad yaparlarsa ...
-sa kisminda yine mimarlar odasina ceviriyoruz mikrofanlarimizi.
komsu para babalari stadin yikilmasini bekliyor. stadin yikilmasi bir yasagin ortadan kalkmasi demektir. o bolgede yeni yatirimlarin - yatirimdan kastimiz eglence ve turizm sektoru - onunu acacaktir. besiktas orada stad yikabiliyorsa bizde buraya bina dikebilecegiz diyecekler, diger komsu alisveris merkezi yapma telasina dusecek. semtin icinden baslayan milanolasma ya da diger adiyla modernlesme calismalari boylelikle stada kadar varacak. ver elini oradan eminonu. neyse eminonu simdilik konumuz degil.

bir ustte ki iddaalasmaya geri donelim.
hem bitirir hem bakimli bir stad yaparlarsa ,
artik ongoruler de bulunamakta marmara insani.
bizi o stada alirlar mi ?
belestepeyi o yuzden mi simdiden yok ediyorlar ?
7 arkadas birlesip bir kapali kombine girmek caiz midir ?


bundan yillar sonra, bir sahilde ellerde biralarla Beşiktaş'ı konusurken
Bir Zamanlar diye cumleye baslamamak dilegiyle

22 Ocak 2009 Perşembe

Milli Marş


Özellikle cuma günleri iş yerine " Allah Rızası " ile söze başlayanlar çok geliyor. İçeri girerken ağır hareketlerde bulunurken, sanki her an düşecekmiş gibi yürürken, çıktıktan sonra bir ceylan çevikliğinde oluyorlar. Bugün yine bir tanesi geldi. Dialog birebirdir:

-Merhaba.

-Merhaba, buyrun?

(Üstü başı düzgün, sağlığı yerinde görünen 50 yaşlarında bir adam)

-Allah rızası için bir yardım, sadaka...

-Allah versin

-Bu ne ya mill marş gibi! Ya allah versin ya da patron yok!!!

Böyle sinirlendi kendi kendine gitti, trip yaptı resmen adam bize. Yanıt bile veremedi, öyle güldüm saf saf.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Yapma Bunu, Yapma Bunu

Ana maddesi et olan yemeğin içinden etin çıkarılıp, etsiz bıdı bıdı diye sunulmasına ayar oluyorum. 3 dükkanda bir çiğ köfteci açılıyor. Bir de seçenek sunuyorlar pankartlar asıp " Etsiz Çiğ köfte " . Yahu ne alaka, açıklasın birisi. Kuru fasulye yapmıyorsun ki, etsiz de olur denilsin. Adı çigköfte, etsiz olunca artık çiğ köfte olmaz. Mercimek köftesi kendine başka isimler uyduruyor mu?




Bir de bunun mantı versiyonu var. Etsiz mantı, neymiş efendim içine mercimek atıyorlarmış, et yerine. İşte vejeteryanlar da yiyebilsin diye. Yemesinler arkadaş, vejeteryan adam et yemiyorsa, etli yemeklere salça olmasınlar. Ama canları istiyormuş, hem et yeme, hem canın mantı, çiğ köfte istesin. Git bi doktora görün ya...

Çok kızdım.

Taraftar Sosyal Anketi

Daha ayrıntılı bilgi için:

http://taraftarsosyalanketi.blogspot.com/

Ucundan biz de tutalım. Cevaplarınızı yollamayı unutmayın.

Sous Les Bombes


İngilizce adı ; Under the Bombs
Türkiye de ; Bombaların Altında


2006 yılında İsrail ile Lübnan arasında ki 33 gün savaşlarının hemen sonrasını anlatan bir film.
Dubai'de yaşayan Zeina, kocası ile arasındaki sorunlar nedeniyle oğlunu Lübnan'da ki kız kardeşinin yanına gönderir. Akabinde savaş patlak verir ve Zeina apar topar Lübnan'a gelir.
Kardeşinin bulunduğu bölge en çok tahrip olan ve çatışmaların kısmen devam ettiği söylentilerinin dolaştığı ülkenin güneyinde yer alır. Hiçbir taksici Zeina'yı bu bölgeye götürmek istemez. Tony isimli taksici yüksek bir fiyat talep edene kadar. Zeina mecburen kabul eder ve savaş sonrası Lübnan'a taksiyle yolculuk başlar. Tony Hristiyandır ve tek amacı umutsuz da olsa Almanya'ya yerleşmektir. Tony ve Zeina'nın hikayeleri ile Lübnan'ın gerçeği paralal ilerler.

Ve yolculuk gerçekten hemen savaş sonrasını izlediği için yer yer gerçek acılarla baş başa kalırsınız. Toplu mezarlar, kayıp insanlar, radyoda ölüm haberleri. Yıkık binalardan daha çok sağlam bir yapı gördüğünüz zaman farklı gelir.
Abartısız müzikler ve kameranın savaşın tahrip ettiği yeryüzünden daha çok insanlara dönük olması. Savaşın içinde olunsada, ölü kokuları bütün şehri kaplasada, umutsuzluk kol gezsede her daim aşkın var olabilmesi.


Filmin Künyesi

Yönetmen : Philippe Aractingi
Senaryo : Philippe Aractingi, Michel Leviant
Oyuncular : Nada Abou Farhat ( Zeina) , Gheorgez Khabbaz ( Tony )
Süre : 98 dakika
Tür : Belgesel Sinema, Drama, Savaş, Aşk


20 Ocak 2009 Salı

aldım-verdim


- Sponsorluk anlaşması yapıyorsun ama karşılığında elindeki futbolcunun bonservisini ve bütün haklarını alıyorsun. Beşiktaş'a hediye edildiği söylenen futbolcu. Futbolcudan hediye olur mu ? orası apayrı bir konu. Delgado geldiğinde sponsor firmaya teşekkürlerini sunuyordun.
nasıl bir bağ içindeyiz kolaturca ile anlamış değilim.
Stad reklamlarında onlar,forma reklamlarında onlar,basketbol takımımızın isminin önünde, arena olarak salonda.

- erkan zengin transferi, alışık olmadığımız ama belkide olması gereken tarzda bir tranfer şeklidir. lakin aydın karabulut örneği var önümüzde. 6 aylık kiraladığın oyuncuyu eğer oynatacaksan ne olduğunu görebilirsin. yedek kulübesinde duran futbolcunun meziyetlerini bilmek zor olsa gerek. aha ona da örnek seric.

-semavi özgür isimleri dolaşıyor. takip etmedim, denizli izlemiş, tamamdır iyi adam diyormuş !
ilk geldiğinde kadro çok geniş, bir kaç futbolcu ile yollarımızı ayıracağız diyip, bu operasyon sinyali ile takımda ki bütün genç oyuncuları tek tek gönderen denizli ile ara tranferde 3. futbolcuyla anlaşacağız ve bir yabancı gelmek üzereymiş.

-sponsor anlaşmalarından tranfer görüşmelerine kadar anlattıklarımız sadece 1 haftalık süreci barındırmaktadır.

- zapo ve sivok'un tranfer ücretlerinde ortaya çıkan fark
-onlarca futbolcu ve hoca
-ödenen tazminatlar
10 saniye içinde aklımıza gelecek olan ilk çarçurlar bunlar.
ama ibra gelenektir yahu, tabi tabi. evet.

19 Ocak 2009 Pazartesi

müzik


Blog'a ilk yazılarımdan biri Pilli Bebek hakkındaydı. ara ara takip ettiğim amatör grupları ya da popülerleşmemiş sanatçıları yazmayı düşünüyordum. sevdiğim sanatçılardan bukleler okuyacaktım felan.

öyle sık sık dinleyipte, tüketmek istemediğim sanatçı ya da gruplar vardır. misal Cat Stevens dinleyeceksem mutlaka yanında şarap olmalıdır. açık söylemek gerekirse cat stevens'i geç tanıdım, sevdiğimde ise hep şarap içerken dinledim. evet öğrencilik yıllarıma tekabül eder. 2milyon türk lirasına yerel bir şarap olan Gacal eşliğinde, bozuk cd çalara monte edilmiş pc hoparlörü ve mum ışığı.

bob dylan ve hurricane şarkısı ise öğrencilik zamanlarımda yarı mesai çalıştığım internet cafeyi açar açmaz ilk dinlediğim parça olurdu. yanında 2 peynirli poğaça ve bir vişne suyu. şimdi dinlediğimde hala o peynirli poğaçanın tadı gelir aklıma.

yeni türkü'yü hep yalnızken dinlemişimdir tam tersi şekilde guns'n roses'i ayık ve yalnız kafa dinlediğim çok nadirdir. mamak türküsü ve november rain bu bağlamda yan yana oynayamazdı.

kesme şeker'in kum albümünün ise yeri apayrıdır. gecenin sonuna doğru cd çalardaki yerini alırdı. son şarkı olan zaten'de sızmaya doğru yol alırdık, ya da uyumaya. evde 12 kişi de olsa 2 kişide olsa bu şarkı bittikten sonra kesin bir sessizlik olurdu. ama şarkı bitmezdi aslında. 4 ya da 5 dakika sonra toplamda 12 dakikayı bulan son şarkı john lennon'ın love is real şarkısı gibi fade in ile bir giriş yapardı. ve ben hep kendime gelirdim o şarkı ile, ilk cümleyi tam hatırlayamamakla birlikte. şimdi dinlerken o cd çaların ve bozuk hoparlörün tadını hiç bir şekilde vermiyor.

uzundur ömür meraklanma
mühimdir yalnız telaşlanma
saatler geri yavaşlama
sayfalar sarı
bir zamanlar aşk olsanda


cem karaca her daim hayatımda olan nadir sanatçılardandır. kaset, cd, mp3 evresinde hep mevcuttu yani. tamirci çırağı ile başlayan şimdilerde sevda kuşun kanadında'ya varan.
bunun yanında haluk levent vardı bir zamanlar. peşinden konserlere koştuğum,albümlerini çıktığı gün aldığım, tüm şarkılarını ezberlediğim adam. kendim yetmezmiş gibi arkadaşlarıma aşıladığım ve şimdilerde beni gördüğünde sen bulaştırdın bizi bu illete diyen yani hala dinleyecek kadar müptela ettiğim insanlar.

goran bregoviç vardır mesela. tam bir duygu karmaşasında olduğum zamanlarda. keyiflendirip, hüzünlendiren. beni asla bir modda daimi tutmadığı için tercih edilesi.

hayatın ritimi ağır geldiğinde düşüncelerimle aynı ritimde olan portishead.
yanına ara sıcak olarak placebo. baktık ki saplanıyoruz audioslave ya da soundgardenle acil müdahele.

yanlış zamanda gelmişiz olm dünyaya tadında zamanlarıma beatles ve pink floyd ellerinde tuz koşardı. ve diğer saz arkadaşları.

ayda yılda bir denk gelmişsem akşam haberlerine. memleketten güzel haberleri aldıktan sonra ahmed arif. geri ikilide selda bağcan, ilkay akkaya.

serdar keskin .
evet bu yazının amacı sadece ve sadece serdar keskindi. neden bu kadar uzadı bilmiyorum.
biyografisini yazacaktım, hayatımdaki yerine değinecektim, şarkı sözleriyle bitirecektim.
denklem tiryakilerini anlatacaktım hatta.
bu yazıdaki amaç-sonuç ilişkisi ile bir denkleme daha sebebiyet verdim.

Anlatamadıysam kendimi sana
Bil ki kendimede anlatamamamdandır
Seni kendime, kendimi bana
Kendimi kendime anlatamamamdandır

Ölçüsüz iyiniyetler, iyimserlikler
Bazan büyük, çoğu kez küçük hesaplara yenildiler
Çoğaldılar belki ama eridiler

Yolculuğun son metreleri sanki
Dünya zaten sürgün yeri
Buluşsun artık şu kopası bellekleriniz
Yeni yollarda zaten bunu gözler
Terbiye gümrükleri, sürgün yerleri
Birde bütün bunlar yetmezmiş gibi
Sohbetlerde popa sardı
Denklem tiryakileriyiz artık hayattan

18 Ocak 2009 Pazar

Stay

Ryan Gosling'in döktürdüğü film. Tamam filmde Ewan McGregor da var ve o da iyi performans sergiliyor ama; Gosling abimizin eline kimseler su dökemez. Son zamanlarda en çok beğendiğim oyuncu. Geçtiğimiz hafta birkaç filmini peşpeşe ve tekrar şeklinde izledim.

Stay değişik bir film. Ailesinin ölümünden kendini sorumlu tutan bir genç, doğum gününde intiharını planlamaktadır. Psikiyatristi de bunu engellemeye çalışır. Engellemeye çalıştıkça da senaryo derinleşir. Muhteşem sahne geçişlerine bolca tanıklık edip, ne oluyoruz yav nidaları atıp, kurgu karşısında saygıyla eğildikten sonra oturup bir daha izliyorsunuz filmi.

Film boyunca gerilip, mevcut bir ton sahneyi çözmeyi çalışırken; son kare ile her şey öyle güzel ortaya çıkıyor ki. Ulen nerden geldi aklınıza, nasıl bir kurgudur bu?! Ama ille de elemanımızın barda ağladığı sahne...


Filmin müzikleri de çok güzeldir, meraklısına...

1. Mahlus Gardens
2. Opening Bridge
3. Dance Class
4. You're Real
5. Is That Your Voice?
6. Fortune Cookie
7. Leaving The City
8. Chasing Henry
9. Leon Sees
10. The World Is An Illusion
11. Stay With Me
12. A Walk in the Rain
13. Sam and Lila
14. From Another Life
15. Forgive Me
16. It's Too Late
17. Fountai
18. Troubles Will Cease
19. I'm Never Gonna Sleep Tonight
20. Museum (Extra Track)
21 Henry Dies (Extra Track)

http://rapidshare.com/files/185178024/Stay_OST.rar

17 Ocak 2009 Cumartesi

Mutlu Seneler


Doğum günün kutlu olsun canım kardeşim...

Şairler'de olup, kutlamak vardı.

16 Ocak 2009 Cuma

Olmaz Olsun




45'lik mp3 lerimin arasından ara ara dinlediğim bir Sezen Aksu parçası.

olmaz olsun cüzdanımda milyonlar
kalbimde sevgin oldukça
zenginlik mal mülk para neye yarar
yanımda sen olmayınca
bazen neşe bazen keder
hayat böyle geçip gider


tribünde bestelenmiş hali

neyleyim cebimdeki milyon doları
sen şampiyon olmayınca
bazen sevinç bazen keder ( paso keder )
beşiktaşlı olmak yeter

sanırım şu günlerde şarkının orjinal bestesi daha bir anlamlı. şampiyonluk için her yol mübahtır felsefesini hiçbirzaman benimsememiş bu taraftar için beşiktaş sevgisinin zedelenmemesi çok daha önemlidir.