- Bu takım bu sene şampiyon olmasa bile bu futboluyla benim gönlümü kazanmıştır. Futbol ezberimizi bozdu Schuster. Rapid Wien karşısında 2-1 öndeyiz ama hala saldırıyoruz. Öyle alışmışız ki o skora sahip olduğumuzda o dakikalarda defansa daha fazla önem vermeye.
- Dili dışarda Q7 ve saçları her daim bakımlı Guti. Oynadıkları futbol bir yana sahada ki imajları bile daha marjinal. Yakından göremedik daha.
- Yeni besteler ve yeni pankartlar taraftarında sezona iddialı girdiğinin göstergesi. Formanda ter olmaya geldik aslında bir kaç senelik maziye sahiptir ama ancak girebilmiş tribünün içine. Güzel de olmuş.
- Beşiktaş yarın Trabzon'a geliyor. Bana mesafesi 2-3 saat arası. Gidemesek bile yakınımızdan geldi de geçti diye sevineceğiz.
- Şeref Bey'de maç izlemek bir yana Semt havasını bile özledim. Belki gelirim bu aralar. Bir maça denk gelemesek bile bir Dolmabahçe yolu yaparız sessiz sakin bir günde.
- Sağlıcakla kalınız.
marmara
2 Ekim 2010 Cumartesi
30 Eylül 2010 Perşembe
Az Biraz Keyif

Oynanan 14 maçta tek mağlubiyet. Mağlup olunan tek maçta da kazanmaya yetecek kadar net gol pozisyonu. Ve buna rağmen, hala ciddi rakiple oynamadı eleştirileri.
Bu akşamdan sonra Beşiktaş gösterdi ki gerçekten iyi yolda. Çok geriye gidip, eşelemeye lüzum yok. Bundan 1 sene öncesinin Beşiktaş'ını akla getirmek yeterli. Öne geçtiği maçlarda dahi endişelendiren, mağlup olduğu ya da berabere olduğu maçlarda 60. dakikadan sonra doldur-boşalta başlayan ve mütemadiyen 70. dakikadan sonra "tamam, bu maç gitti artık" dedirten.
Bir de şimdiye bakalım. Rakip kim olursa olsun sistemden vazgeçmeyen, mücadele boyunca tempoyu düşürmeyen, 90 dakika boyunca disiplini her daim ön planda tutan, koşan, yırtan, isteyen Beşiktaş. Mağlup duruma düşse dahi atacağını bildiğimiz Beşiktaş. Hani işte Bizim Beşiktaş.
Schuster, Beşiktaş'a çok şey kattı. Mağlup olacağımız, kötü oynayacağımız maçlar da olacaktır muhakkak. İşte o dönemlerde hem yönetim, hem taraftar arkasında olabilmeli hocanın. Senelerdir unuttuğu şeyleri yaşatıyor Schuster Beşiktaş'ın. Ve bunu asla eğilip, bükülmeden, bizleri kanser etmeden yapıyor.
Bu akşam ki galibiyet ile Beşiktaş kazanmayı iyice alışkanlık haline getirdi. Takımın bunu benimsemesi, bunun ne demek olduğunu öğrenmesi en önemli detaylardan biri. Bu yüzdendir ki hiçbir zaman mücadeleyi bırakmıyor.
Kalede Hakan ile başlayarak, hem oyuncusuna güvendiğini gösterdi, hem de kolay yem etmeyeceğini. Hakan, yine güzel maçlarından birini çıkardı. Üstüste 2 top çıkardığı pozisyonda eli uzadı adeta. Homurdanan, yuhlayan kesime harika bir yanıt verdi.
Quaresma oynadığı dakikalar içerisinde yine istekliydi. Rapidli oyuncuların başını bolca döndürdü. Ancak adam şanssız. Harika vurdu, direğe çarpan top, içeri girmedi. İkinci yarı Veli ,aynı direğe nişanladı; ama içeri girdi top.
Hilbert'i birçok Beşiktaşlı'nın aksine beğeniyorum ben. Üzerinde ihale ile sezona başladı adam. Buna rağmen iyi performans gösterdiğini düşünüyorum. Bu akşam da çok alışık olmadığı bir mevkide oynamasına rağmen sırıtmadı. Zamanla daha sık görev alıp, güven veren adam konuma geçecektir.
Ernst, Ernst, Ernst... Şampiyon olduğumuz sene en büyük katkısı olan adam olarak her daim anımsanacak. Ancak bu sene bambaşka bir hale büründü. Adamın içinde 2 tane Guti var sanki. Yapmadığı hiçbir şey yok, aksine fazladan katkısı ile herkesi rahatlatıyor. Bu hali ile Alman Milli Takımı'nda oynayabilecek konumda bana göre. O'nun da şanssızlığı Löw. Şu an ki performansı ile Guti ve Q7'den epey önde.
Holosko, geldiğinde bolca umudumuz vardı. Sağolsun, her geçen zaman tüketti. Kendini geliştiremeyenler kervanına katıldı. Bu saatten sonra da değişiklik olacağını sanmıyorum. Zaman zaman patlamaları olacaktır, o kadar. Aldığı parayla, oynadığı oyunu kıyaslayınca bizler de sinirleneceğiz bolca. İyi ki Bobo var.
Beşiktaş, deplasmandan 3 puanla dönüyor. Cebinde toplam 6 puanla. Üstelik mağlup duruma düştüğü bir maçı kazanarak yaptı bunu. Neredeyse Beşiktaş adına klişeleşmiş olan her şeyi yıkarak.
Biraz da keyif zamanı.
Bu akşamdan sonra Beşiktaş gösterdi ki gerçekten iyi yolda. Çok geriye gidip, eşelemeye lüzum yok. Bundan 1 sene öncesinin Beşiktaş'ını akla getirmek yeterli. Öne geçtiği maçlarda dahi endişelendiren, mağlup olduğu ya da berabere olduğu maçlarda 60. dakikadan sonra doldur-boşalta başlayan ve mütemadiyen 70. dakikadan sonra "tamam, bu maç gitti artık" dedirten.
Bir de şimdiye bakalım. Rakip kim olursa olsun sistemden vazgeçmeyen, mücadele boyunca tempoyu düşürmeyen, 90 dakika boyunca disiplini her daim ön planda tutan, koşan, yırtan, isteyen Beşiktaş. Mağlup duruma düşse dahi atacağını bildiğimiz Beşiktaş. Hani işte Bizim Beşiktaş.
Schuster, Beşiktaş'a çok şey kattı. Mağlup olacağımız, kötü oynayacağımız maçlar da olacaktır muhakkak. İşte o dönemlerde hem yönetim, hem taraftar arkasında olabilmeli hocanın. Senelerdir unuttuğu şeyleri yaşatıyor Schuster Beşiktaş'ın. Ve bunu asla eğilip, bükülmeden, bizleri kanser etmeden yapıyor.
Bu akşam ki galibiyet ile Beşiktaş kazanmayı iyice alışkanlık haline getirdi. Takımın bunu benimsemesi, bunun ne demek olduğunu öğrenmesi en önemli detaylardan biri. Bu yüzdendir ki hiçbir zaman mücadeleyi bırakmıyor.
Kalede Hakan ile başlayarak, hem oyuncusuna güvendiğini gösterdi, hem de kolay yem etmeyeceğini. Hakan, yine güzel maçlarından birini çıkardı. Üstüste 2 top çıkardığı pozisyonda eli uzadı adeta. Homurdanan, yuhlayan kesime harika bir yanıt verdi.
Quaresma oynadığı dakikalar içerisinde yine istekliydi. Rapidli oyuncuların başını bolca döndürdü. Ancak adam şanssız. Harika vurdu, direğe çarpan top, içeri girmedi. İkinci yarı Veli ,aynı direğe nişanladı; ama içeri girdi top.
Hilbert'i birçok Beşiktaşlı'nın aksine beğeniyorum ben. Üzerinde ihale ile sezona başladı adam. Buna rağmen iyi performans gösterdiğini düşünüyorum. Bu akşam da çok alışık olmadığı bir mevkide oynamasına rağmen sırıtmadı. Zamanla daha sık görev alıp, güven veren adam konuma geçecektir.
Ernst, Ernst, Ernst... Şampiyon olduğumuz sene en büyük katkısı olan adam olarak her daim anımsanacak. Ancak bu sene bambaşka bir hale büründü. Adamın içinde 2 tane Guti var sanki. Yapmadığı hiçbir şey yok, aksine fazladan katkısı ile herkesi rahatlatıyor. Bu hali ile Alman Milli Takımı'nda oynayabilecek konumda bana göre. O'nun da şanssızlığı Löw. Şu an ki performansı ile Guti ve Q7'den epey önde.
Holosko, geldiğinde bolca umudumuz vardı. Sağolsun, her geçen zaman tüketti. Kendini geliştiremeyenler kervanına katıldı. Bu saatten sonra da değişiklik olacağını sanmıyorum. Zaman zaman patlamaları olacaktır, o kadar. Aldığı parayla, oynadığı oyunu kıyaslayınca bizler de sinirleneceğiz bolca. İyi ki Bobo var.
Beşiktaş, deplasmandan 3 puanla dönüyor. Cebinde toplam 6 puanla. Üstelik mağlup duruma düştüğü bir maçı kazanarak yaptı bunu. Neredeyse Beşiktaş adına klişeleşmiş olan her şeyi yıkarak.
Biraz da keyif zamanı.
26 Eylül 2010 Pazar
17 Eylül 2010 Cuma
5 Eylül 2010 Pazar
Phantom 10 Kaplan Gücündedir

Guiza yeni geldiğinde Sinan Engin bir açıklama yapmıştı. Bobo, 3 Guiza eder diye. Geçen süre zarfında Guiza başarısız olmuş olabilir, hakikaten verimsiz bir oyuncu da olabilir. (ki zerre umurumda değil, F.Bahçe'nin sorunu) Sinan Engin, muhtemelen keh keh diye sırıtıp, ben demiştim demiş de olabilir. Olabilir değil hatta, kesin demiştir. Ancak mesele bu değildir. Mesele, bir oyuncu hakkında yapılan değerlendirme şeklidir.
Şimdi de Aziz Yıldırım benzer yola başvurdu. Alex, 10 Guti eder demiş. Türk futbolunun başındaki isimlerden biri bu adam. Kulüp yönetiyor. Oyuncu değerlendirme şekli böyle. Söyleyeceği bir argümanı yok, kolay yola kaçıyor. Sinan Engin ile benzer tavrı sergiliyor. Oyuncu hakkında 2 tane cümle kur. İyi yönleri ne, eksik yönleri ne diye sor, yanıt veremezler. Ama güç onlarda ya, at babam, tut babam.
Alex'in Fenerbahçe için ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu, bugüne kadar neler verdiğini tartışacak değiliz. Benim şahit olduğum en verimli yabancısı Fenerbahçe'nin. Her sene eleştirilir, sene biter, şöyle bir bakılır, takımın en verimli adamı yine o. Ee tamam, kabul. Peki ne alaka Guti-Alex kıyaslaması? Nasıl bir matematik bu? Alex = Guti x 10 Benim diyen matematikçi çıkamaz işin içinden. İşin içinden çıkamadığı gibi matematikle uğraşmayı da bırakır.
Her fırsatta dünya kulübü zırvalarına başvuran Aziz Yıldırım, öncelikle dünya futbolunda yer edinmiş isimler hakkında bilgilense iyi olur.
Şimdi de Aziz Yıldırım benzer yola başvurdu. Alex, 10 Guti eder demiş. Türk futbolunun başındaki isimlerden biri bu adam. Kulüp yönetiyor. Oyuncu değerlendirme şekli böyle. Söyleyeceği bir argümanı yok, kolay yola kaçıyor. Sinan Engin ile benzer tavrı sergiliyor. Oyuncu hakkında 2 tane cümle kur. İyi yönleri ne, eksik yönleri ne diye sor, yanıt veremezler. Ama güç onlarda ya, at babam, tut babam.
Alex'in Fenerbahçe için ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu, bugüne kadar neler verdiğini tartışacak değiliz. Benim şahit olduğum en verimli yabancısı Fenerbahçe'nin. Her sene eleştirilir, sene biter, şöyle bir bakılır, takımın en verimli adamı yine o. Ee tamam, kabul. Peki ne alaka Guti-Alex kıyaslaması? Nasıl bir matematik bu? Alex = Guti x 10 Benim diyen matematikçi çıkamaz işin içinden. İşin içinden çıkamadığı gibi matematikle uğraşmayı da bırakır.
Her fırsatta dünya kulübü zırvalarına başvuran Aziz Yıldırım, öncelikle dünya futbolunda yer edinmiş isimler hakkında bilgilense iyi olur.
30 Ağustos 2010 Pazartesi
Nobre'nin Bile Gol Attığı Beşiktaş

Dün maçtan sonra bir şeyler yazacak vaktim yoktu ne yazık ki. Yazılacak çok şey olmasına rağmen bu seferlik es geçmek durumundayım.
Maçın benim için kısaca özeti, aynen başlıktaki gibidir. Ancak anlamlı olan Necip'in ilk golde harika süzülüşü, şoparın isteği, Guti ve Q7'nin gol sevinçlerinde takımla bütünleşmesi. Ayrıca Nobre'yi sevmeme sebeplerimden biri de budur. Anca tekmeliğini çıkarıp, dursun.
26 Ağustos 2010 Perşembe
Kara Kartal Necip

Havada süzüldü adeta bu gece Necip. Mest olmamak elde değil, O'nu izlerken. Quaresma gol attı, Guti gol attı. Hepsi ayrı ayrı mutlu etti. Ancak Necip başka hissettiriyor. 4. gol öncesindeki pasını da es geçmeyelim. Necipli Beşiktaş'ın kıymetini bilmek lazım. Guti'nin attığı gol sonrası Guti'ye sarılışı, kendi attığı golden sonra Nihat abisine sarılışı, gözleri parlayarak dinleyişi söyleneni. Necip, bu yüzden büyük ve de önemli bir oyuncu olacak. Sahada olan, biten her şeyi dikkate alıyor ve içinde yer alıyor.
Cartalete, "Necip, Beşiktaş'tır." demişti. Ne de güzel söylemişti, tekrar ağzına sağlık.
Cartalete, "Necip, Beşiktaş'tır." demişti. Ne de güzel söylemişti, tekrar ağzına sağlık.
24 Ağustos 2010 Salı
Bukalemun

Yukarıdaki fotoğraftaki pankartı çok severim. En sevdiğim pankartlar arasında yer alır. Kelime oyunlarına, akıl oyunlarına başvurulmadan yapılmıştır. Çok samimi gelir bana.
Kötü anlarda hep bu pankart gelmiştir aklıma, gözümde canlanan tribün karesinin içinde her daim yer bulmuştur kendine. Ali Tandoğan'ın gelişi ile rafa kaldırdım ben bu pankartı. Yine çok sevdim; ancak Ali hariç dedim. Beşiktaş'ın oyuncusuna kasıtlı bir biçimde kafa atan adamı sevmedim. Üzerine Beşiktaş forması giyse dahi kabullenmedim. Statta kendisine ağız dolusu küfürler etmedim. Sevgimi de göstermedim. Beşiktaş formasını giymesini talihsizlik olarak değerlendirdim.
Ardından Nobre geldi. Sorun, Fenerbahçe'den gelmiş olması değildi. Sorun, Fenerbahçe'de oynarken sergilediği tavırları idi. Sorun, Nobre-Emre arasında geçenlerdi. Ve akabinde bizlerin taraftar olarak sergilediği tavırdı. Hal böyleyken Nobre'yi hiç sevmedim, hiç benimsemedim. Beşiktaş'ın topçusu olarak görmedim. Kendisini hiç alkışlamadım. Ama Delgado gibi yuhlamadım da. Yokmuş gibi davrandım her zaman.
Bugün resmi olarak da açıklandı yeni transferimiz. Adını zikretmek istemiyorum. Kendisini hiç sevmiyorum. Kendisini sevmediğim kadar, O'na Beşiktaş formasını giydirenleri de sevmiyorum. Beşiktaş'ın topçusuna, otopark köşelerinde mafya bozuntuları gibi saldıran zihniyetin şimdi Beşiktaş formasını giyecek olması delirtiyor beni. Bu pankartın anlamını kaybediyor oluşu üzüyor beni.
Beni daha çok delirten başka bir husus, zamanında bu olay sonrası kıyametleri koparanların, şimdi durumu daha düzgün gösterme çabalarına girişmiş olması. Hele Zidane-Materazzi benzetmesi yapanları da duydum ya, bu saatten sonra ne duysam şaşırmam gibi geliyor.
-Rotasyon
-Yerli statüsü
-Mevkisinin iyilerinden
-Tecrübeli
Bla, bla, bla... Günümüzde profesyonellik anlamını yitirmiş durumda. Benim gördüğüm profesyonellik nidaları bukalemunluğu daha çok andırıyor.
Hele bu herifçi oğlu Necip'in yerine oynarsa, kahrolurum, kahrolurum.
Kötü anlarda hep bu pankart gelmiştir aklıma, gözümde canlanan tribün karesinin içinde her daim yer bulmuştur kendine. Ali Tandoğan'ın gelişi ile rafa kaldırdım ben bu pankartı. Yine çok sevdim; ancak Ali hariç dedim. Beşiktaş'ın oyuncusuna kasıtlı bir biçimde kafa atan adamı sevmedim. Üzerine Beşiktaş forması giyse dahi kabullenmedim. Statta kendisine ağız dolusu küfürler etmedim. Sevgimi de göstermedim. Beşiktaş formasını giymesini talihsizlik olarak değerlendirdim.
Ardından Nobre geldi. Sorun, Fenerbahçe'den gelmiş olması değildi. Sorun, Fenerbahçe'de oynarken sergilediği tavırları idi. Sorun, Nobre-Emre arasında geçenlerdi. Ve akabinde bizlerin taraftar olarak sergilediği tavırdı. Hal böyleyken Nobre'yi hiç sevmedim, hiç benimsemedim. Beşiktaş'ın topçusu olarak görmedim. Kendisini hiç alkışlamadım. Ama Delgado gibi yuhlamadım da. Yokmuş gibi davrandım her zaman.
Bugün resmi olarak da açıklandı yeni transferimiz. Adını zikretmek istemiyorum. Kendisini hiç sevmiyorum. Kendisini sevmediğim kadar, O'na Beşiktaş formasını giydirenleri de sevmiyorum. Beşiktaş'ın topçusuna, otopark köşelerinde mafya bozuntuları gibi saldıran zihniyetin şimdi Beşiktaş formasını giyecek olması delirtiyor beni. Bu pankartın anlamını kaybediyor oluşu üzüyor beni.
Beni daha çok delirten başka bir husus, zamanında bu olay sonrası kıyametleri koparanların, şimdi durumu daha düzgün gösterme çabalarına girişmiş olması. Hele Zidane-Materazzi benzetmesi yapanları da duydum ya, bu saatten sonra ne duysam şaşırmam gibi geliyor.
-Rotasyon
-Yerli statüsü
-Mevkisinin iyilerinden
-Tecrübeli
Bla, bla, bla... Günümüzde profesyonellik anlamını yitirmiş durumda. Benim gördüğüm profesyonellik nidaları bukalemunluğu daha çok andırıyor.
Hele bu herifçi oğlu Necip'in yerine oynarsa, kahrolurum, kahrolurum.
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Hoşçakal Mati

Delgado'yu sevenlerdendim. Her sene patlama yapacağını umut edenlerdendim ayrıca. Olmadı... Hep belli bir çıtanın üzerinde performans bekledik, onu veremedi. Gayet de iyi oynadığı maçlar da bile performansı yetersiz gördük. Çift kupalı sezonda iyi çıkardığı maçlar olmuştur bana göre. Ama yetmemiştir nedense bize.
Bu sene başındaki kampta " en hırslı " oyuncu olarak anıldı. Acaba dedik? Fakat oynatıldığı mevki itibariyle acaba bize kaldı.
Beşiktaş'ta gördüğüm en mütevazi yabancı oyunculardandı. Bugüne kadar tek bir sefer dahi çirkinleştiğini görmedim. Ne arkadaşlarına, ne rakiplerine, ne de taraftara. Yolu açık olsun. Biz çok istedik bizi güldürmesini, umuyorum gittiği yerde güldürür onu sevenleri.
Şampiyon olduğumuz sene, Denizlispor maçının son dakikalarında kenarda bir çocuk gibi zıplayan halini ve Zürih maçındaki gol sevincini unutmak mümkün değil.
Hoşçakal Mati!
Not: Yazıyı yazdıktan sonra izledim videoyu. Tek başına yollamışız adamı. Bir güle güle diyen olmadan. Binlerce kişi karşılar, teneke bağlar yollarız.
http://www.holigan.com.tr/n.php?n=delgado-turkiyeye-veda-etti--2010-08-23
Bu sene başındaki kampta " en hırslı " oyuncu olarak anıldı. Acaba dedik? Fakat oynatıldığı mevki itibariyle acaba bize kaldı.
Beşiktaş'ta gördüğüm en mütevazi yabancı oyunculardandı. Bugüne kadar tek bir sefer dahi çirkinleştiğini görmedim. Ne arkadaşlarına, ne rakiplerine, ne de taraftara. Yolu açık olsun. Biz çok istedik bizi güldürmesini, umuyorum gittiği yerde güldürür onu sevenleri.
Şampiyon olduğumuz sene, Denizlispor maçının son dakikalarında kenarda bir çocuk gibi zıplayan halini ve Zürih maçındaki gol sevincini unutmak mümkün değil.
Hoşçakal Mati!
Not: Yazıyı yazdıktan sonra izledim videoyu. Tek başına yollamışız adamı. Bir güle güle diyen olmadan. Binlerce kişi karşılar, teneke bağlar yollarız.
http://www.holigan.com.tr/n.php?n=delgado-turkiyeye-veda-etti--2010-08-23
21 Ağustos 2010 Cumartesi
Hocam Asıl Şimdi Hoş Geldin

Hocam, bana göre savunmayı önde kurmanın bir sakıncası yok. Hatta kafandaki şablonu gerçekleştirdiğin takdirde bu sistemin tıkır tıkır işleyeceğine inanıyorum. Kafandaki savunma anlayışı ile neden Ferrari'yi istemediğini bu maçta tam anlamıyla idrak ettim.
Önümüzde lig-Avrupa-kupa üçgeni varken, her oyuncuya şans vererek, durumlarını görmek istemeni de anlayabiliyorum. Şayet yanında -bana göre- işe yaramayan Tayfur Havutçu var. Yapması gerekeni yapmadığı için zaman kaybettiriyor.
Ligin 2. haftasında aldığımız mağlubiyete çok dertlenmiyorum. İyi de oldu aslında diyerek, hafiften kendime gaz da veriyorum. Hem yerden kesilen ayaklarımızı tabanla buluşturdu, hem de Ernst-Delgado aşkından bir şey olmayacağını net şekilde gözler önüne sundu.
Hiçbir şeye itirazım yok hocam. Bu satırlar ne ima, ne kinaye içeriyor. Tüm samimiyetimle yazıyorum. Takımın başında sizin olmanızdan son derece memnumum. Sabredersek, güzel top oynayan Beşiktaş uzakta değil.
Sadece bir ricam var. Bizi Nobre ve Holosko'ya mahkum etmeyin. Bu takımın golcüsü Bobo'dur. Bobo yoksa da, yine bu iki adam oynamasın.
Ha hocam, çakallar tv köşelerinden anında saldırmaya başlamış. Sen, dert etme. Burası böyle bir ülke. Suratına güler, açığını bulduk mu saldırmaya başlarız hemen. Senin hoca olmadığını, bu işi bilmediğini söyleyenler olacaktır. Hakkında türlü benzetmeler yapıp, seninle dalga geçmeye çalışanlar olacaktır. Dedim ya dert etme; ama sakın alışma da. Alışmak, onlara benzemek gibi bir şey çünkü.
Önümüzde lig-Avrupa-kupa üçgeni varken, her oyuncuya şans vererek, durumlarını görmek istemeni de anlayabiliyorum. Şayet yanında -bana göre- işe yaramayan Tayfur Havutçu var. Yapması gerekeni yapmadığı için zaman kaybettiriyor.
Ligin 2. haftasında aldığımız mağlubiyete çok dertlenmiyorum. İyi de oldu aslında diyerek, hafiften kendime gaz da veriyorum. Hem yerden kesilen ayaklarımızı tabanla buluşturdu, hem de Ernst-Delgado aşkından bir şey olmayacağını net şekilde gözler önüne sundu.
Hiçbir şeye itirazım yok hocam. Bu satırlar ne ima, ne kinaye içeriyor. Tüm samimiyetimle yazıyorum. Takımın başında sizin olmanızdan son derece memnumum. Sabredersek, güzel top oynayan Beşiktaş uzakta değil.
Sadece bir ricam var. Bizi Nobre ve Holosko'ya mahkum etmeyin. Bu takımın golcüsü Bobo'dur. Bobo yoksa da, yine bu iki adam oynamasın.
Ha hocam, çakallar tv köşelerinden anında saldırmaya başlamış. Sen, dert etme. Burası böyle bir ülke. Suratına güler, açığını bulduk mu saldırmaya başlarız hemen. Senin hoca olmadığını, bu işi bilmediğini söyleyenler olacaktır. Hakkında türlü benzetmeler yapıp, seninle dalga geçmeye çalışanlar olacaktır. Dedim ya dert etme; ama sakın alışma da. Alışmak, onlara benzemek gibi bir şey çünkü.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



