18 Haziran 2011 Cumartesi

Bu Kaçıncı?


Geçtiğimiz günlerde Yıldırım Demirören, kanalımızda bazı açıklamalar yaptı. Amatör şubeler ile ilgili kısmı tekrar hatırlayalım:

“Maalesef amatör branşlar senede 15 milyon dolara yakın bir giderin olduğu bir bölüm. Yani basketbolundan tutun engellilere kadar. Sadece 3 milyon dolar gelirimiz vardı basketbolda sponsorların sayesinde. Demek ki senede 12-13 milyon dolar civarı amatörlere giderimiz var, 1 lira gelirimiz yok. Futbolun geliri aşağı yukarı kendini karşılıyor. Ama amatör branşlardaki giderin karşılanması için ya taraftarlarımızın sahip çıkması gerekiyor ya da sponsor sayesinde oluyor. Fenerbahçe, Acıbadem’in katkılarıyla voleybolda bir kesime girdi ama bu yine de sponsorları tatmin etmiyor. Sponsorları da fazla tatmin etmediği için yapacağınız alternatifler de kısıtlı kalıyor. Biz şu an yönetimde eğer sponsor bulamazsak taraftarımız da ekonomik olarak gerekli desteği vermezse amatörlere fazla yatırım düşünmüyoruz; bunu tartışıyoruz yönetim kurulunda. Beşiktaş Camiası’nın başkanı, lideri olarak ben dahil her taraftarımız Beşiktaş armasının olduğu her branşta şampiyonluk istiyoruz. Ama artık şampiyonluklar sadece bir titr haline geldi. Futbol dünyası 200 milyar euro civarlarında dönüyor. Avrupa’dakilerin çoğu futbol kulübü. Aynı takımın basketbol takımı var ama başkanı, yönetimi, gelirleri ayrıdır. Eğer biz soysal bir hizmet yapıyorsak amatör branşlarda ilk başta belediyelerden destek görmek zorundayız. Bizim gelirimiz sadece futbol. Barcelona’ya uzay takımı diyoruz. Bizim o seviyeye gelmemiz ancak gelirle olur. Ama futbolun gelirini amatörlere harcarsak tabii ki zorluk çekeriz. Burada Beşiktaşlılara iş düşüyor.”

Amatörlerin sadece gideri olduğundan, geliri olmadığından şikayet ediyor Demirören. Ama başkanın atladığı bir şey var. Sen bu gideri de karşılamıyorsun ki. Gideri karşılamayıp, nasıl gelir bekliyorsun? Yatırım yapmadığın bir şeyden sana kazanç getirmesini nasıl bekliyorsun?

Futbolun gelirini amatörlere harcamak diyen başkan, vaktiyle hentbol takımına bulunan sponsordan gelen parayı, futbola aktardığını çabuk unutmuşa benziyor. Voleybol takımının bilinçli bir çalışma sonrası küme düştüğü gerçeğini görmezden geliyor. Bunların her biri ayrı ayrı tartışma konusu.

Son birkaç gündür basketbol şubesi ile nahoş haberler gelmeye başladı. Önce Serkan Erdoğan, alacakları ödenmediği gerekçesiyle sözleşmesini feshetti. Şimdi de 3 oyuncumuz(Bekir Yarangüme, Cüneyt Erden, Serhat Çetin ) performanslarından memnun olunmadıkları ve yüksek maaşları yüzünden gönderilmek isteniyor. Bu gönderme işleminde de kulübün takındığı tavır: Sözleşme feshetme. Oyuncular da bu durumu kabul etmediklerini beyan ediyorlar. Buna karşılık kulüp de oyunculara, “30 Temmuz’a kadar izin kullanmadan noter eşliğinde idman yapacaksınız” diyor. Kulübün çözümü bu. Çözümden anladığı bu. Yıldırma politikası ile oyuncuları bezdirmek, istediğini elde etmeye çalışmak.

Peki soralım bizde. Bu oyuncularla bu sözleşmeleri kim imzaladı? Oyuncuların yüksek maaş aldıklarını söyleyenler, bu oyuncularla imza atarken meblağları görmediler mi? Nasıl bir iş bilmezlik ve ahlaksızlıktır bu? Basketbol şubesinden sorumlu yönetici, isminin anlamının biraz hakkını verse, verebilse. Çok zorlanıyor farkındayız ama bir kere denese.

Demirören yönetiminde oyuncuların yüksek meblağlara imza atmaları, bonservis bedeli ödenmeden sözleşme fesihleri ile ayrılmaları, alamadıkları alacakları için bizleri yetkili makamlara şikayet etmeleri sık yaşanır oldu.

Ben, artık utanmaktan yoruldum. Acizlik içindeki bu insanların Beşiktaş adı ile anılmaları her geçen dakika bizleri daha da yıpratıyor. Bizlerin silkelenip, kendimize gelme dönemi geldi de, geçiyor bile. Sadece futbol takımının maçlarında, maç başında 1-2 dakika ya da devre arasında kısa sürede bu şubeleri hatırlayan tezahüratlar yetmiyor ne yazık ki. Yerinde olmak gerekiyor, tepkiyi yerinde vermek, gözlerinin içine sokmak gerekiyor. Kısaca sahip çıkmak gerekiyor.

Vaktiyle demiştik: Sponsora gerek yok, Şerefimiz yeter! diye. Sanırım şubeden sorumlu kişi üstüne alındı. Seni kastetmiyoruz, haberin olsun.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Taraftar Nerede?

Bugün, Forza Beşiktaş sitesinin girişinde Fenerbahçe’nin Türkiye Kupası’nı kazanamayışına gönderme var. Gerekçesi bugünün tarihi. F.Bahçe, kupayı en son kazandığında tarihler 15 Haziran’ı gösteriyormuş. Anlayana demişler. Ben, anlayamayan taraftayım.

Koskoca Beşiktaş’ın internet ortamındaki en büyük sitesi (taraftar odaklı), – aynı zamanda çArşı’nın resmi internet sayfası- bugünün gündemine bunu ayırıyor. Anlamlandırmaya çalışıyorum, başaramıyorum. Ezeli rakibe, tarihinde bir gönderme, nükte açıklamasını samimi bulmadığım gibi yersiz ve basit buluyorum.

Elimizde koca bir Beşiktaş tarihi var. Ve bu tarihin sayfalarından kaç tanesini sene içinde anıyoruz, kaçını anımsıyoruz? Bunu düşününce daha garip bir hal alıyor olay. Enerjiyi kendimize değil, rakibin başarısızlığı üzerinde yoğunlaştırmak ne kadar doğru? Onlar da benzer tavır sergiliyor ama demenin bize kattığı ne? Ki bu kısasa kısas fikrini doğuruyor. O da yeterince tehlikeli ve başarısız bir yöntemdir. Çünkü gitgide eleştirdiğiniz şeye, kişiye benzersiniz. Bir gün aynaya baktığınızda karşınızda kendinizi görememek üzücü olur.

Yıldırım Demirören başkanlığı ile beraber taraftar modelinin hızla değiştiği, zihinlerin bulanıklaştığından herkes söz ediyor. Herkes söz ediyor da, neden kimse bunun ortadan kalkması için bir çaba harcamıyor? Yıldırım Demirören, Fenerbahçe’nin 100. yılında sezon öncesi yaptığı bir konuşmada “ F.Bahçe’nin bu yıl şampiyon olmamasını sağlayacağız.” diyordu. O sene 104 yıllık bir camia olan Beşiktaş’ın hedefi buydu, başkanı öyle söylüyordu. Bunun taraftar modeli de “Fenerbahçe başarılı olmasın, şampiyon olmasın da biz ne olursak olalım” modunda.

İşin bir de “şiar” kısmı var. Sevinmek için sevmedik psikolojisi ile hareket edip, her durumda başarı üzerinden sevmiyoruz diyenlerin, rakibin kupa alamayışı ile teselli olması, bunu dillere pelesenk hale getirmesi garip. Evet, Fenerbahçe’nin kupayı alamayışı ve Fenerbahçe’nin bizim yüzyılı aşkın rakibimiz olması sebebiyle kendi tadında bir esprisi vardır. Ama o kadardır. O da Türkiye Kupası maçlarının sürdüğü vakittir. Yok sizin için kıymetli ise, o zaman stadınıza gelenlerin elleri ile 8 işareti yapmalarından, rakip tribünlerden Liverpool atkıları açılmasından gocunmayacaksınız.

Fener’in kupasini arayanlarin, bundan birkaç hafta önce Fenerbahçe’nin ligde 18. şampiyonluk kupasını kazandığını, bizler amatör şubelerimizin kapatılması fikri ile karşı karşıya iken onların bu branşlarda kupa üstüne kupa kazandığını anımsaması iyi olur. Yok bunlar da fayda etmiyorsa, Beşiktaş gündeminde konuşulacak çok şey var:

Genç yeteneğimiz dediğimiz Muhammed’in haklarının bir kısmının devredilmesi,
Amatör şubelerin durumu,
Hentbol takım kaptanımızın ayrılışı,
Bu sene sadece 4.5 maaş alan hentbol takımı,
Parası ödenmediği gerekçesiyle takımdan ayrılan basketbolcu Serkan Erdoğan,
Kontratlarını feshetmedikleri için günde 3 idman cezasına çarptırılan basketbolcular .

Eğer arayüz sıkıntısı çekiyorsanız, bunlardan epey bir malzeme çıkar.

Biz şöyle öğrenmiştik:

“ Şampiyonluk ne demek? Bizim sevgimizin yanında hiçbir şey demek.”

Meğer şimdilerde şöyle imiş:

“ Fenerbahçe olmasın da kim olursa olsun şampiyon”


Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.

10 Haziran 2011 Cuma

Tekerrür

Aynı etkiyi yaratır mı bilmiyorum. Çok bilgi sahibi değilim Bebe hakkında. Vaktiyle de Ferdinand hakkında değildik. Müjde, müjde size diye haykırır olduk kısa sürede. Yavrum Bebe diyeceğimiz günlerin yakın olması temennisi ile.

6 Haziran 2011 Pazartesi

Şeref Bey Anması

Eskiden sezon öncesinde takım Şeref Bey'e götürülürdü. Beşiktaş'ın geleneklerindendi bu ziyaret. Siyah-Beyaz formayla yeşil çimlere basmadan önce Şeref Bey'in huzuruna çıkardı futbolcu. Yeni gelen oyuncu, emek vereceği yerin kurucusu ile tanışırdı. Eskiler, "ruhun şad olsun baba" der, yeni sezonun kazasız, belasız geçmesini dilerdi.

Eskidendi... Fotoğraflar da eskiden zaten. 100. yıldan sonra takım gitti mi bir daha Şeref'ine? Anımsamıyorum. Üstteki kareye bakıp, duygulanmayacak, içinde bir yerler kıpırdamayacak olan var mı? O çocuklar, o yaşta Şeref Bey ile tanıştıkları için çok sevdiler Beşiktaş'ı.
Evlatlarınızı, kardeşlerinizi, yeğenlerinizi bu hafta sonu Şeref Bey'le tanıştırın.

11 Haziran 2011
Kazan Yanı'nda saat 16:00'da toplanılacaktır.

3 Haziran 2011 Cuma

3 Haziran 63

“…(Bursa) hapishane(sinin) bahçesi (futbol için) adam akıllı müsaitti. Bizden evvel de zaten adetmiş, oynarlarmış. Lakin başgardiyan zaman zaman engel olur, futbol topunun bahçe duvarından dışarı aşıp, geri gelmesiyle “esrar kaçakçılığı” yapılmak ihtimalini –zayıf, çok zayıf bir ihtimal olmakla beraber- sebep olarak gösterir, eğlence babında belki tek vasıtamızı da elimizden almak isterdi. Başgardiyanın gönlü edilip, top oynamaya izin koparıldığı ikindi üzerleri, iki takım halinde bahçeye inerdik…(Ben) okulu futbola değişecek kadar bu işin tiryakisiydim. Uzatmayalım, günün birinde aramıza uzun boylu, sarı saçları kıvır kıvır, kırk yaşlarında, mavi gözlü bir de şair karıştı… Hem de takımın en zor yerinde oynuyordu: Ortahaf!… Şiirdeki kadar usta, yahut nefesli olmadığı için, onu ve ona dayanan defansı kolaylıkla geçer, onu çıldırtırdık. Öyle sinirlenirdi ki… Kurşuni kasketinin siperini hırsla geriye çevirir, santrafora geçer, beklere (savunma oyuncularına), haflara (kanat oyuncularına) çıkışır, oyuncuların yerlerini değiştirirdi ama, oyun başladıktan az sonra her şeye rağmen… inerdik kalelerine ve… GOOOOL! İfrit olurdu… Kıpkırmızı yüzü, masmavi gözleri ve yüzünün kırmızılığında kaybolan sarı kaşları… Hele çalım yapar yutturursak öyle içerlerdi ki, sahada bir faul kralı kesilir, elle, kolla, tekmeyle girişirdi. Bir gün esaslı bir tekmesini yemiştim, hani laf aramızda, çok nefis bir tekmeydi…”

( Nazım Hikmet'le 3.5 Yıl'dan - Orhan Kemal )

Demek ki göçtü usta, kaldı yürek sızısı...

26 Mayıs 2011 Perşembe

Kısa Kısa Hoşgeldik



* Ve askerlik biter, İbrahim Akın'dan önce yuvaya dönen ilk transfer olarak kayıtlara geçtik.
* Posta ve Fanatik gazetesinden artık spor haberi okumayacağım için büyük bir kıvanç içindeyim.
* Buralar dutluk felan değildi ama kafamı her çevirdiğim yerden de gökdelen çıkmıyordu.
* İstanbul insana doymuşta kusmuş.
* Twitter ortamına alışmak biraz zamanımı alacak, şu anda ciddi bir uyum sorunu yaşıyorum. Performansımın yüzde 10'u ile twitliyebiliyorum.

* Son izinden dönerken takım iyi performans segiliyordu bu havada gidilmez demiştim. Soğukları görmeden gitmemiz belki de iyi oldu. Ekrem'i Nobre'yi Aurelio'yu Rüştü'yü 3 ay daha canlı izlemediğim için nerden baksan 1 sene fazla yaşarım.

* Bobocan'ı 2 ay Amatem'e yatırsak figer bağımlılığından kurtulabilir. Gideceği kulüplerde sigortasını bile yapmazlar rahat bir emeklilik yaşayamaz. Bak Nobre ve Aurelio'ya biraz örnek al.

* Guti'yi önümüzdeki sezon iyi değerlendirmek için maçtan önce promil testine tabi tutmak lazım. Hatta yeni yabancı oyunculara da efor testinden önce uygulamak iyi olabilir.

* Ekrem Dağ ile 2 yıllık yeni sözleşme. Söz vermiş yanı başımızda yaşlanmaya, yetmemiş kendisinin minimal versiyonu olabilecek 2 tane daha avusturyalı katmışız takıma.

* Egemen Korkmaz yönetimin her sene yaptığı ezber transferlerden biri. Her durumda ve şartta ezeli rakiplerin mevcut ya da eski topçularından 1 tanesini transfer et.

* Bu sezon yapılabilecek en iyi transferimiz Hacı Fernandes. Ernst'in etinden sütünden yeterince faydalandık kullanabilecğimiz postu kaldı gibi. Helali var orası ayrı. Eğer bize 18 yaşında gelseydi 19 yaşında kel kalırdı.

* Necip bütün iyi sıfatları hakeden bir çocuk. Ama çocuk işte. Olurda kıran kırana bir maçta vur-kır-parçala bu maçı kazan diye bağırırsa taraftar Necip o gazla vururda kırarda. Biraz sakin olsa tadından yenmez.

* Tayfur Hoca ile devam kararı Yönetimin şimdiye kadar aldığı en riskli karar. Başarısız olursa ya bir Rasim Kara olarak kaybolur ya da bir Bank Asya hocası olarak arada takip ederiz. Takıma bir disiplin kazandırır ve başarılı olursa büyük hoca olarak yoluna devam eder. Vezir olmakta Rezil olmakta kendisine bağlı.

* Stad yıkılmasın ! Her türlü gideri var 10 sene daha.

* Hoşbulduk . Kaldığımız yerden devam.

24 Mayıs 2011 Salı

Halet-i Ruhiye


"Futbol A Takımımız için oyuncu Egemen Korkmaz’ın transferi konusunda görüşmelere başlanmıştır."

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Nihayet



Gözümüz aydın. Marmara, teskereyi aldı. Hoş geldin Kartal.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Beşiktaş, Şeref Bey ve Bizim Çocuklar


Sene içerisinde hedeften uzaklaştıkça ve kötü futbol ekseninde kendimize sabit bir yer buldukça lig bitsin artık serzenişinde bulunuyordum. Ancak son haftalara girildikçe, hele şu son Şeref Bey gününe gelince insanın boğazına yumru oturuyor. Ali Sami Yen gibi stadın yıkıldığını düşünmek bile beni kahredebiliyor, gerçekleşse neler olur bilemem. Hiçbir şey bizi Şeref Bey'den ayrı koymasın, o günleri göstermesin. Yemyeşil sahada Siyah şortu, Beyaz formayı her daim görmeye devam edelim.

Kafada bunlar dolanırken, maça da az kalmış iken Tayfur Hoca ile devam kararı aldığımız haberi geldi. Beşiktaş için iyi mi kötü mü kestiremiyorum. Tayfur Hoca, göreve geldiğinden beri açıkcası bende hayal kırıklığı yarattı. Şöyle bir sıralarsam:

-İlk önce Schuster'in ardından kendine yönetilen mikrofonlara kayıtsız kalmadı ve konuştu. Konuşmasına itiraz yok; ancak dilin kemiği de yok. Schuster için "söylediklerimi dikkate almıyordu" dedi. Bu Schuster'den ziyade Tayfur'un karakteri hakkında bir ipucu verir bize. Sözünün dikkate alınmadığı yerde neden görevine devam ettin peki hocam?

-Sıkıntı anlarında "endişe" duyulduğu için asıl adamı değil de, devşirme adamı kullanan hocalara pek ısınamadım. Korkusuzca, mevkinin gerçek adamına çekinmeden forma veren hocaları takdir ettim. Yakın zamanda da Schuster yaşatmıştı bize bunu. Hiçbir zaman planlarında devşirme adam yoktu. Oyuncunun A2'den gelmesinin önemi yoktu, mevkide patron kimse ona görev veriyordu. Tayfur Hoca, ne yazık ki bunu gerçekleştirmekten uzak hamleler yaptı. Stoper Aurelio, sol bek Ekrem...

-Oyuncular üzerinde ne kadar etkili olabileceği, ne kadar söz geçirebileceği şu an için muamma. Gs maçında Guti'yi oyundan aldığında yanlış bir hamlede bulunmamıştı Tayfur Hoca. Guti, oldukça verimsizdi, üstelik yeterince sahada kalmıştı ve skor bizim lehimize idi. Fakat Guti buna rağmen sitemle çıktı oyundan. Bunun yansımasını kupa maçında gördük. Guti, yine kötü top oynuyordu. Ancak Tayfur Hoca bu kez almadı Guti'yi oyundan, daha doğrusu alamadı. Çekinmesi gereken sen olmamalısın Hocam.

-Bobo... Geldiği sezondan beri takımın en çok gol atan oyuncusu. Bana göre bir yabancı değil, sanki kendi özkaynağımızdan yetişmiş gibi. Şu dakika itibariyle takımdan ayrılıyor olabilir. Hatta sizler Bobo'nun üstünü çoktan silmiş olabilirsiniz. Fakat Şeref Bey'deki son maçta iki dakika bile olsa, şans vermiyorsanız Bobo'ya o sizin ayıbınızdır, büyük ayıbınız üstelik.

Tüm bunları uzun uzun konuşuruz. Yanlıştır, doğrudur; eksiktir, fazladır. Tonla hoca geldi, geçti. Şimdi sıra Tayfur Hoca'da. İnşallah çok başarılı olur ve ben de büyük keyifle yanılmışım hocam, bunu söylemekten de utanmıyor, keyif alıyorum diyebilirim. Tabiki desteğin en büyüğünü alacak, senelerdir bu kulübe gelen kimlere destek vermedik ki.

Az biraz da maçtan bahsetmek gerekirse, Atınç sanırım gecenin genç klasmanında en parlayanıydı. Pozisyonlarda sırıtmadı, üstelik kendine güveni de etkileyici. Evlat olunca bir başka tabi. Fernandes, bizim tribünün göz bebeği olur kalırsa. Yönetim saçmalıklarına bir yenisini eklemeden bonservisini alır umarım. Gerçi ben bu satırları yazarken Mete Düren saçmalıyor bir yandan. Simao penaltı atarken, endişe etmeyen Beşiktaşlı yoktur, rahatlık bize ters:) Quaresma yine "vay eşek sıpası" dedirtti. Almeida, giderse eğer kıymetini o zaman anlayacağımız bir adam olduğunu hissettiriyor. Cenk, bir şey yapmana gerek yok Kartalım, çok seviliyorsun. Necip, formanın en çok yakıştığı isim.

Maça dair başka bir şey yok. Ki şimdiden özledik.