15 Ağustos 2012 Çarşamba

Olmayan Ruh

Fikret Orman, Temmuz ayı içerisinde şöyle bir açıklama yaptı: "Beşiktaş taraftarına taahhüdümüz şudur. Metin, Ali,Feyyaz ruhunu geri getireceğiz. Böyle bir çalışma yapıyoruz. O ruhta olmayan herkes Beşiktaş Kulübü'nden gidebilir. "

MAF ruhunun başladığı ve ilk şampiyonluğun geldiği sene 9 yaşındaydım ben. Biz, sadece şampiyon olmakla kalmamış. Herkesin takdirini de kazanmıştık. Bu takdiri kazanma bir tek bu seneye özgü de değildi üstelik. Geçmiş senelerde de taraflı-tarafsız herkesin hep Beşiktaş'tan övgü ve saygı ile bahsettiklerini anlatmıştı büyüklerimiz. 15 sene boyunca şampiyonluk görmeyen bir takımın, sürekli taraftar sayısının artması neyle açıklanabilir ki başka? 3 sene üst üste şampiyonluğun geldiği vakitlerde, sokakta top peşindeki çocuklar Rıza oluyordu, Metin oluyordu, Feyyaz, Ali, Kadir, Gökhan, Recep, Mehmet oluyordu.

Beşiktaş, 14.08.2012'de Batuhan Karadeniz'i kiralık olarak transfer etti. 

Biz Beşiktaşlılar, seneler evvel Batuhan Karadeniz ismini ilk duyduğumuzda çok heyecanlanmıştık. İçinde bolca umut vardı. A takıma yükseleceği günü bekledik, mevcut kadroda ona yer açtık. Hayallerimizin 11'inde baş köşede yer verdik. Sonra Batuhan A takıma yükseldi. Kral yapmayacaksın, kral olacaksın dedi. Canımızı sıktı bu dialog; ama çok küçük öğrenecek dedik. Sonra milli formayla saha içerisinde ne kadar küstahlaşıp, çirkinleştiğini de gördük. Mustafa Denizli, Batuhan'ı yolladığında kızdık hatta. Neden kazanma şansı denenmiyor dedik, eleştirdik. Meğer o şans zaten sürekli verilmiş de bizler de farkedememişiz. 

Sonrasında da bitmedi Batuhan'ın mevzuları. Beşiktaş'a rakip olarak çıktığı maçta, Beşiktaş'ın oyuncusuna "N'aber lan" diyebilme sevimsizliğini de yaptı. Üstelik bunu söylediği adam, dünya futbolunun mühim isimlerinden biri olmuş Guti'ydi. Yine aynı şekilde dünyanın her yerinde milyonlarca hayranı olan, oyunculuğu ve saha içindeki tavırları ile kendi hikayesini yazmış bir adam olan Raul'la tokalaştıktan sonra elini formasına silecek kadar terbiyesizleşiyordu. Kendince eğleniyordu Batuhan. Eğlenceden anladığı buydu. Ahlaksızlığı eğlence sanıyordu. Pişkin pişkin kameralara, son model arabası ile Eskişehir'den İstanbul'a kaç saatte geldiğini anlatıyor ve kırmızı ışıkta geçtiğini, cezayı da nasıl olsa devlete ödediği için sorun olmadığını söylüyordu. Parası neyse veriyordu yani. Kim karışabilirdi ki? Batuhan için "ahlak" sözlükte bile varlığından haberdar olmadığı bir kelimeydi.

Dün itibariyle Batuhan tekrar Beşiktaş'ta. "O kulüp" diye söz ettiği Beşiktaş'a özledim diyerek döndü. "Hangi çocuk sokakta top oynarken Batuhan olur?" sorusu akıllarımıza düştü şimdi. Biri MAF ruhu mu dedi?

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Serpil Hamdi Tüzün:Oyuncu Yetiştirmede 10 Hata

Özkaynak denildiğinde ilk akla gelen isim olan Serpil Hamdi Tüzün, Türkiye'de genç oyuncu yetiştirilirken, en sık yapılan 10 hatayı söylemiş. Yönetimin yerinde olsaydım, göreve geldiğim günlerde ilk yapacağım işlerden biri kıymetli hocayı göreve getirmek olurdu. Onun tecrübesinden, bilgisinden faydalanmamak, bunun akla gelmemesi anlaşılır değil. Üstelik Beşiktaş tarihine ismi büyük harflerle kazınmışken.

Hocaya göre:

1- Ana amacın gözden kaçırılması: Ana amaç, profesyonel takımın eskisinden daha iyi olmasıdır. Profesyonel takıma yansımayan başarı, başarı değildir.

2- Akademi Ligi'yle zaman ve para kaybedilmesi: Okyanuslarda köpekbalığı, balina ve bunlara benzeyen diğer balıklar arasında var olmayı başaracak balıkları akvaryumda üretemezsiniz. Akademi Ligi akvaryumdur, profesyonel liglerse okyanus. Bu noktada kilit sözcük "deneyim"dir.

3- Bu işlerin Avrupa'da daha iyi yapıldığının sanılması: Yüzyılların Avrupa korkusu, aşırı Avrupa hayranlığına dönüşmesin. Bu alanda İngiltere'nin önemli isimlerinden John Cartwright, 1970'lerdeki genç takım çalışmalarını cinayet olarak tanımlıyordu. Haklıydı. Avrupa'nın en önemli antrenör eğitim merkezlerinin hala anlayamadıkları birçok nokta var. Büyük resmi yok sayan Coerver Metodu'ndan, Mourinho'yu bile esir alan Grid Training Drilleri'ndan bir türlü vazgeçemediler.

4- Kariyer planlaması yapılmaması: Ajax vaktiyle bunu başarıyla uyguladı. Ürettiği genç oyuncuları her yıl vitrine çıkarıp, Avrupa pazarına sundu. Bu noktada kardeş takım uygulaması işe yarayabilir.

5- Futbolcuların okulu boşlaması: Önemli ilke budur. Futbolcular, liseyi mutlaka bitirmelidir. Yüksek tahsilde spor akademlerine öncelik verilebilir.

6- Avrupa korkusu: Maçlara yenik başlanmasın. Özgüven çok önemlidir. Bu da ancak yaşayarak elde edilebilir.

7- Amaçtan uzak pas yapılması, çalım atılması: Bunlar amaca, yani gol atmaya yönelik olmalıdır. Çok pas yapmak tehlikelidir. Şimdi gençlerin buna özendirilmesini çok tehlikeli buluyorum.

8- İstatistiklere kanılması: Futbolda, özellikle özkaynak düzeninde paslarla ilgili istatistikleri aldatıcı buluyorum. Amaca yönelik kullanılmıyorsa, topa sahip olma oranının hiçbir önemi yoktur. Kişiler ve takımlar hakkında yanlış fikir verir. Çok pas yapan, iyi oynuyor sonucuna varılmamalıdır.

9- Genç takım antrenörlerinin görevlerini basamak olarak kullanması: Genç takım antrenörleri, görevlerini kısa bir zamanda başka bir görevi kapmak amacıyla kullanmamalı. Çünkü yaptıkları iş çok önemli. Umarım bunu bir gün kulüp yöneticileri de anlar.

10- 5'e 2 egzersizlerine takılıp kalınması: Böylece oyuncular yanlışı öğrenir. Çünkü dar alandan çabuk çıkmak ve topun verildiği noktada çabuk oynamak hayati ölçüde önem taşır. Büyük resim hiçbir zaman gözden kaçırılmamalı. Barca modasına rağmen! Sahanın küçük bir bölümü kalabalık ise bu durum sahanın büyük bir bölümünün tenha olduğunu gösterir. Akıllı iş kalablıkta kalmak değil, oyunu çok çabuk tenhaya taşımak ve oradan işi bitirmektir.

Kaynak: FourFourTwo / Temmuz 2012

31 Temmuz 2012 Salı

Korkunun Ecele Faydası Yoktur

Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Çilekli Tesisleri'nin kira borcu yüzünden haciz işlemi başlattı an itibariyle. Bize kesinlikle ayrı bir prosedür uygulanmasın. Özel muamele de istemiyoruz. Sadece sormak istediğimiz var. Çilekli Tesisleri'nin kirası yalnızca Fikret Orman başkanlığındaki dönemde mi ödenmemiştir? Demirören dönemindeki borçlara ses çıkarmayan, görmezden gelen Ünal'ı bu kadar heyecanlandıran, görev aşkına saran şey ne? Denetim raporunun korku melodisi mi? Demirören ile sıkı ilişkisi olan Ünal'ı ne korkuttu?

Taraftar olarak kaç zamandır malum denetim raporunun sonucunu bekliyoruz. Raporda neler olabileceğini zaten tahmin ediyoruz da, bunun "bilir kişi" imzası ile yayınlanması çok mühim. Oradan çıkacak sonuca göre Beşiktaş ayağa kalkmak için bir şans bulacak. Oradan çıkacak usulsüzlüklerle ilgili "hesap sorma" fırsatımız doğacak.

Bu raporun açıklanması için 30 Temmuz tarihi söylenmişti. Ne yazık ki açıklanmadı. Üstüne başkan da şöyle bir açıklama yaptı: "Rapor henüz tam olarak elimize ulaşmadı. Denetleme firması bizden 10 gün daha süre istedi. Detaylı bir şekilde araştırma ve incelemeye tabi tutuyorlar. Elimize tüm detaylarıyla ulaştığında inceleyeceğim. Spor kamuoyu ve Beşiktaş taraftarı raporun tamamının yayınlanmasını istiyor olabilir, özellikle taraftarlarımızın bu yöndeki beklentilerini anlayışla karşılıyorum. Dediğim gibi önce müsaade edin gelecek raporu ben bir inceleyeyim, daha sonra detaylarını konuşuruz. Kimseden bir şey saklayacak değiliz ama Beşiktaş’ın iç meselelerini de kimseye malzeme yaptırmayız."

Sayın Başkan'a şunu hatırlatmak gerek. Bizim tek umudumuz ve kurtuluş reçetemiz bu rapor. Beşiktaş'ın iç meselesi, dış meselesi kalmadı. Aksine Beşiktaş'ı bu meseleler ile boğanı, Beşiktaş'ta meselelerin sayılarını arttıranları ve bunları nasıl yaptıklarını bize açıklamak zorundasınız. Hiç kimseden çekinmemelisiniz. Beşiktaş taraftarı, aldığı kombine sayısı ile sizi tatmin etmemiş olabilir. Ancak raporu açık şekilde yayınladığınız takdirde, bir ömür sizi başının üstünde taşıyacaktır. Bunu yapmadıktan sonra kombine satılmış, tişört satılmış mühim hadise değil.

Ve Beşiktaşlı, unutma İsmail Ünal'ı, YD'yi unutmayacağın gibi!


28 Temmuz 2012 Cumartesi

Şairler Parkı'nda Genç ve İhtiyar Kartallar

  

Kurban oluruz, siyah dediğimizde beyaz diyen çocuklara
2007 / Şairler Parkı

26 Temmuz 2012 Perşembe

Dejavu V


2008-2009 sezonu hazırlık kampı - Avusturya

2012-2013 sezonu hazırlık kampı - Avusturya

Canlı tanıklık ettiğimiz, en sıkıntılı sezon öncesi sanırım. Kırık, dökük, bolca sıkıntı, az umut. Ama işte o az umut bile bir yerlerden tutunmaya sebep. Beşiktaş olsun yeter.

Cartalete'nin şu yazısı da cila olsun.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Özledik Be Mehmet Abi

Sevimsiz Temmuz'un bitmesine az kaldı. Hoşçakalı Optik Başkan ile yapıyoruz. Veda bile edememişti Beşiktaş'ına. Veda ne demek ki? Günlerce şafak sayar gibi beklenmişti gelişi. Şeref Bey semalarına tekrar çıkması için, hindi baba diye haykırması için sabırla beklenmişti. Son bir defa göremeden Beşiktaş'ını ayrıldı aramızdan. Arkasında tonlarca hikaye, güzel tümceler, sözler, dersler kaldı.

Optik Başkan denilince, en sevdiğim satırlar Ada Kartalı'na ait.Vaktiyle asmıştık bloga. Tekrarlamakta sakınca yok. Optik Başkan'ın ruhu şad olsun. Keşke çıkıp, gelse...

"1969 yılında, İstanbul’da bir Kadırgalı olarak dünyaya geldi Optik.

Herkes babadan, o dededen Beşiktaşlı olarak altısında iken gittiği ilk maçında Beşiktaş yenilmiştir ve hüzne gark olup ağlar.
Gaziosmanpaşa’da orta mektepte iken, tribünle birlikte nefes almaya başladığında aynı dönemlerde sabahlamaların ortasındadır Optik. Kulağından çekilip, kıçına tekme vurularak hadi doğru eve bakiim denen çocuk. Annesinin gözünü yollarda bırakan çocuk.

Deplasman otobüsü hareket edip, uzaklaştıktan sonra geri gönderilmesini imkansızlaştırıp, ortaya çıkan çocuktur Optik. Kabataş Erkek Lisesi’nin 343 Mehmet Işıklar’ı, zeki ve Beşiktaşlı oluşu ile hafızalarda yer eder hep.

Pazartesinden sonraki her gün yoklamada mevcuttur Optik. Pazartesi, onun tatil günüdür. Ya pazardan Beşiktaş ile beraberdir, ya da deplasmandan yeni gelmiştir.

Aynı yıllarda çArşı’nın temellerini atarlar arkadaşları ile beraber.

Lise sonrası Mimar Sinan Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenimine devam ederken, tarihten daha çok feyzaldığından olsa gerek üniversite sınavına tekrar girip, iyi bir derece ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne girer. Aksatmadan sürdürdüğü öğrenim döneminden sonra Galatasaray Lisesi’nde öğretmenlik stajını yapar.

Sonrası Çubuk’da bir yatılı lisede öğretmenliktir. Herkese hak ettiği kadar; ama Beşiktaşlı kardeşlerine gönül kanaati olarak bir not fazlasını veren bir öğretmen. Gönlündeki zenginlik ile fakir fukara babalığı yapan bir öğretmen. Öğrettikleri yalnızca sınıfındaki yatılı öğrencileri ile sınırlı değildir.

İki yıllık bir aradan sonra askerliğinin ertesinde bir daha terk edemez semti. Tribünlere kalıcı olarak döner.

Sokak köpekleri dahi sahipsiz değildir artık.

O bir liderdir. Liderliğini şöyle anlatır; “Anadolu’dan gelen kendimizin ve rakibimizin taraftarları ile bile tek tek ilgileniyorum; çünkü liderlik bunu gerektiriyor.”

Beşiktaş’ı mazeretsiz yasayan güzel insan...

Daha çok şey varken, bir umutken, birden perde kapanıyor. Daha çokça güzelliklerin hep birlikte yaşanabileceği ihtimali varken birden Işıklar gitti ve hepimizin ev ödevi yarım kaldı."

Denizcan  Bulut

24 Temmuz 2012 Salı

Şan Ökten Tesisleri


Öncesiyle, sonrasıyla Şan Ökten Tesisleri. Bir zamanlar göz bebeğimiz olan, Beşiktaş ne demek diye sorulduğunda muhakkak bahsi geçen. Şimdilerde adı anılmayan, unutulan, vaatlerin baş kahramanı olan. Şan Ökten, Beşiktaş'a yeni bir tesis kazandırmak için bu uğurda hayatını kaybeder. Adını yaşatmak için isminin verildiği tesis de seneler sonra faaliyetini durdurup, bu çirkin hale düşer.  Beşiktaş'ın son senelerinde bolca bulunan çelişkilerden sadece biri.


Beşiktaş'ın Şehidi Şan Ökten

Şan Ökten denildiğinde mahcup olurum hep. Yönetimlerimiz ve bizlerin unuttuğu, adını anmaz olduğumuz, büyük ayıp ettiğimiz Şan Ökten. Beşiktaş'ın çocuğu olmanın kolaylaştığı, 2 laftan birinin samimiyetsiz şekilde "feda" olduğu şu günlerde, ömrünü gerçekten Beşiktaş için, Beşiktaş uğruna yollarda vermiştir. Beşiktaş'ın şehididir; ama nice Beşiktaşlı'nın artık adını anmadığı, hatırlamadığı şehidi. Büyüklük yapsın ve affetsin bizleri.

Rahmetli İlker Ateş'in yayın yönetmeni olduğu, Mart 1992'de baskısı yapılan bir kitap var elimde. Kapağında sadece Beşiktaş arması var ve 1903-1992 yazıyor. Bir nevi Beşiktaş tarihi üzerine bir inceleme diyebiliriz. Bu kitaptaki Şan Ökten satırlarını paylaşarak analım büyüğümüzü.


"Beşiktaş için canını veren görev şehidimiz

Beşiktaş'ın son yıllardaki en büyük kaybı kuşkusuz Şan Ökten'in aramızdan ayrılışı idi. Bu büyük Beşiktaşlı'yı 24 Temmuz 1987'de kaybetmiştik. Şan Ökten, milyonlarca Beşiktaşlı'yı göz yaşlarına boğarak, edebiyete intikal etmişti.

Beşiktaş yönetim kurullarında yıllarca görev alan, mert, dürüst, sözünün eri gerçek bir Beşiktaşlı olan Şan Ökten, geçirdiği bir trafik kazası sonucu günlerce yaşamla ölüm çizgisi arasında dolaşmış, iyileşme belirtilerinin görüldüğü, sevdiklerinin umutlandığı bir sırada ansızın hayata gözlerini yummuştu.

O, bizim görev şehidimizdi. Çünkü yaşamını çok sevdiği Beşiktaş uğruna feda etmişti. Hatırlanması bile tüylerimizi diken diken eden olaydaki tesellimiz, kaza sırasında aynı arabada bulunan diğer iki yöneticimiz Metin Keçeli ve Ergün Gökalp'in günler süren tedavi sonrası hayatta kalmaları olmuştu.

Kaza Nasıl Oldu?

Beşiktaş'ın 87-88 sezonu hazırlıklarına başladığı Abant'ta, daha sonra kamp çalışmaları için Bartın ideal bir yer olarak düşünülmüş, bu amaçla yöneticilerimizden Şan Ökten, Metin Keçeli ve Ergün Gökalp 7 Temmuz gecesi Abant'tan kamp tesislerini görmek için Bartın'a hareket etmişlerdi.

Abant kampından, gece büyük bir neşe içinde futbolcularımız tarafından uğurlanan yöneticilerimiz, Bolu'ya 22 km mesafedeki Korukaya Tesisleri civarında ölümle burun buruna geldiler. Metin Keçeli'nin kullandığı İstanbul plakalı otomobil, bir anda karşı yönden gelen bir başka aracın korkunç darbesi ile paramparça oluyordu. Yöneticilerimizi taşıyan araç, adeta hurda haline gelmişti. Etraftan yetişenler, yaralılarımızı derhal hastaneye taşımaya başladılar.

Şan Ökten, Bolu Devlet Hastanesi'ne, Metin Keçeli ve Ergün Gökalp de ambulansla İstanbul'a getirildiler. Ökten'in durumu ağırdı. Kaburga kemikleri kırılmış, akciğer kanaması geçirmişti. Metin Keçeli ve Ergün Gökalp, hayati tehlikeyi atlatmışlardı; ama vücutlarındaki yaralar, aylarca sürecek tedavi gerektiriyordu. 

Spor kamuoyu, günlerce durumu ağır olan Şan Ökten için dua ediyordu. Ökten'in Bolu'daki tedavisi sırasında her türlü ihtimam gösteriliyor ve yöneticimiz ilerleyen günlerde iyileşme belirtileri gösteriyordu. Bu arada bir böbreği de alınmış, buna rağmen bir gün taburcu olma umudu devam ediyordu. Tedavi, Bolu'dan helikopterle getirildiği İstanbul'da sürüyordu. 


24 Temmuz 1987'de kara haber tüm yurda yayıldı. Şan Ökten, Beşiktaş aşkı ile dolu gözlerini hayata kapatmıştı. O, bizim ebediyyen kalbimizde yaşayacak görev şehidimizdi.

Nur içinde yat..."

22 Temmuz 2012 Pazar

Büyük Yetenek Yusuf Tunaoğlu

"Bu çocuk, bizim atmosferimiz içerisinde yetiştirilmeyip de, bir Güney Amerika doğumu ve ekolü içerisinde olsaydı, bugün ismi bir Pele'den, bir Didi'den daha önce gelirdi."

Milliyet'teki köşesinde Türk futbolunun yetiştirdiği en büyük yıldızlardan rahmetli Şükrü Gülesin, Yusuf için böyle yazıyordu. Tarih 21 Ağustos 1976. Yusuf'un futbola veda günü...

Gerçekten de futbol sahnesinde, meşin yuvarlak hiç kimsenin ayağına yakışmadığı kadar yakışmıştı Yusuf'un ayağına. Kimselerin hükmedemediği kadar şiirsellikle hükmetmişti futbol topuna. Daha ilk bakışta fark edilen öyle bir yeteneği vardı ki, adım adım değil, üçer beşer atlayarak, yükseldi şöhret basamaklarında. Kader birliği ettiği arkadaşı Sanlı'yla birlikte, BJK genç takımından A takıına, ardından da A milli takıma uzanan yolu koşar adımlarla katetti.


Hakkı Kaptan, Şeref Stadı'nda ilk izlediği andan itibaren bu iki genç yıldızın üzerine titremiş, yeni bir cevher diye adlandırmıştır. "Şenol, Birol gitti; ama bizim şimdi yeni Şenol ve Birol'umuz var. Bu sezon, Yusuf ve Sanlı üzerinde duracağız. İkisi de bizim için büyük kazanç olmuştur. Göreceksiniz, bu amatör iki futbolcumuz çok yakın zamanda Şenol ve Birol'u aratmayacaklardır." diyerek, heyecanını paylaşmıştı gazetecilerle.

1963 baharında, aynı hafta Cumartesi günü Sanlı, pazar günü Yusuf ilk kez giydiler Beşiktaş A takım formasını. Giyiş, o giyiş. 65-66 ve 66-67 sezonlarında ilk kez, hem de peş peşe şampiyonluk sevincini yaşadılar Beşiktaş'ta.

Ya sonra? Sanlı, hiç çıkarmamacasına formasını giymeye devam etti. Yusuf, her geçen yıl eksilen maç oynama sayısıyla, kadro harici geçirdiği günler, haftalarla uzaklaştıkça uzaklaştı formasından. Futboluna tutkun hayranlarını kahreden bir biçimde kayıp giden, ancak tüm bunlara rağmen gönüllerdeki yükselişini sürdüren bir yıldız oldu Beşiktaşlılar için.

İddia üzerine, Tünel'den başlayarak Taksim'e kadar sektire sektire topu ayağında, İstiklal Caddesi'ni boydan boya katetttiği anlatılır Yusuf'un. Sihirli ayakları izleyenini öyle bir büyüler, öyle unutulmaz bir tat bırakır ki izleyicisi üzerinde, bir "hokus pokus" ile diğer "hokus pokus"u arasında haftalar, aylar da geçse, izleyicisi umutla, sabırla bekler yine de...

Bir, iki bel kıran cinsten çalım, birkaç ustaca gol vuruşu, birkaç milimetrik pas, gözlerine çalınan bir parça güzellikle avunmak zorunda kalan hayranlar. Bekleyen, umutla, sabırla bekleyen milyonlar...

Birbiri ardına sahneye çıkıp, inen başkanlar. Hakkı Yeten'ler, Hasan Salman'lar, Talat Asal'lar, Ağasi Şen'ler, Himmet Ünlü'ler, Mehmet Üstünkaya'lar. Teknik direktörler, Spajiç'ler, Janevski'ler, Çiriç'ler, Milev'ler, Teodeorescu'lar, Baba Gündüz'ler, Gegiç'ler, Metin Türel'ler... Yusuf hala sahnede. Hala sergiliyor oyununu kendi senaryosuna göre. Kimseyi takmadan, umursamazca... Ancak yeni patron Üstünkaya ve yeni yönetmen Türel, kendi senaryolarına uymayan baş aktörü çıkartırlar oyundan, uzaklaştırırlar Beşiktaş'tan.


Yusuf, ilk kez ayrılır çok sevdiği Beşiktaş formasından. Alışmıştır siyah-beyaz renklere bir kere. İzmir'in siyah-beyaz takımı Altay'a gider bir seneliğine. Egeli futbolseverlere sergileyecektir bir süre için ayaklarındaki sihri, İzmir sahnesinde. Ve İstanbul'da bir başka forma altında, ilk kez Beşiktaş taraftarının önüne çıkacağı gün gelir, çatar. Onur meselesi yapmıştır, yıllar boyunca oynadığı oyunun sahneden indirilmesini. Bir oyun sergiler ki çok sevdiği Beşiktaş'a karşı, hallaç pamuğu gibi dağıtır, darmadağın eder Beşiktaş defansını. Kendisini Niko ve Ünal tutmaya çalışmaktadır. Ama ne mümkün. Bir çalım ona, bir çalım öbürüne. Beşiktaş kalesinin dibine kadar gelir. Sabri ile karşı karşıyadır. Vursa golü atacak. Vurmaz ama. Vuramaz. İçi kaldırmaz. Geriye doğru çıkarır topu.
 
Beşiktaş tribünleri inlemektedir: "Yusuf... Yusuf..." diye. Bu Beşiktaş taraftarı değil midir, Yusuf'un kadro dışı bırakılıp, Beşiktaş amatör takımıyla idmana çıkarıldığı günlerde, aynı saatlerde Mithatpaşa Stadı'ndaki Beşiktaş'ın 1. lig maçı 5 bin taraftara oynanırken, Ali Sami Yen Stadı'ndaki Beşiktaş amatör maçında sırf Yusuf'u izlemek için 15 bin kişiyle tribünleri dolduran?

Alkışlarlar, gönüllerinden hiçbir zaman söküp, atamadıkları yıldızlarını, avuçlarını patlatırcasına. Henüz izlemeye doyamadıkları oyunu sahneden indirenlere yöneltirler tepkilerini, olanca şiddetiyle:

"Yönetim istifa!... Türel İstifa!..."

Yusuf'un Beşiktaş'a karşı oynadığı bu maç, kendisini kadroda görmek istemeyen teknik adamların da Beşiktaş'taki son maçı olur. Bir sonraki sezon, transferin son gününde Altay'dan geri alınır Yusuf. Onun bir kez daha, Beşiktaş'a karşı böylesine  bir futbol oynama ihtimalinin dahi sonları olacağını farketmiştir kulüp idarecileri.

Son senesinde, çoğu karşılaşmaların ikinci yarılarında olmak üzere, sadece 8 kez giyer siyah-beyazlı formayı. 30 yaşındadır. Kilo almıştır. Hiç de iyi bakmadığı bedeninin, kıvrak zekasının emrettiklerini eskisi gibi başarıyla yerine getiremediğinin farkındadır.  21 Ağustos 1976 günü, Ağustos ayı olmasına rağmen sanki gökler göz yaşı dökmektedir, hiçbir izleyicisinin doyamadığı bu aktörün son kez sahneye çıkmasına. Şimşekler çakmakta, seller boşalmaktadır İstanbul semalarından. Hava şartlarına rağmen, 12 bin futbolsever nefeslerini tutarak izlerler, baş roldeki büyük aktörün 22 dakika sahne aldığı bu son oyunu.



Aradan yıllar, yıllar geçer. 22 Temmuz 2000 Cumartesi'nin ilk saatleri. Yine bir yaz günü, yine bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun İstanbul sokaklarını yıkadığı bir günde, hiç de hesapta olmayan bir şekilde, son kez; ama bu sefer herkesi hıçkırıklara boğan bir rolde çıkar sahneye büyük aktör. Bu kez hayata karşı oynar son oyununu. Verir selamını, veda eder sevenlerine. Çekilir sahneden, bir kez daha dönmemecesine...

Ruhun şad olsun baş aktör.

Kaynak: 1903'ten Bugüne BJK (2008)

20 Temmuz 2012 Cuma

Ruhun Şad Olsun Vedat Okyar

İzleyemediğimiz için hayıflandığımız isimlerden birisi olan sevgili Vedat Okyar'n aramızdan ayrılışının 3. senesi. Tek tesellimiz, onu sahalarda Beşiktaş forması ile göremesek de sonrasında Beşiktaş'ı nasıl sevdiğine şahit olduk senelerce.


Güzel hikayelerinden biriyle yad edelim Kaptan'ı.

1980 Aralık'ında Milliyet Gazetesi'ni ziyarete gitmiş Vedat Kaptan. Spor servisindekilerle arasında geçen sohbeti de ertesi günkü gazeteye aktarmış Şansal Büyüka.

-          Hayırlı olsun Vedat.
-          Bir şey yok abi…
-          Nasıl yok? Beşiktaş’a menajer olmuşsun.
-          Hayır, hayır… Sadece futbolculara ağabeylik yapacağım, onlara yardımcı olacağım.
-          Ne zamandır istiyorlardı seni?
-          Evet, geldiler, konuştular. Kendilerini kıramadım.
-          Ee, ne de olsa Beşiktaş hastalığı var…
-          Öyle abi…
-          Ama maçlarda pek gözükmüyordun.
-          İster inanın, ister inanmayın. Son 5 yıldır iyi bir basketbol seyircisi oldum. Hem de ikinci lig maçlarına bile gidiyorum.
-          O da nereden çıktı?
-          Bizim basketçiler alıştırdı, bir daha kopamadım.
-          Ama futbol takımında işin zor…
-          Bizim çocuklar iyidir. O zorlukları birer birer aşarız.
-          Herhalde bu işi amatörce yapacaksın?
-          Elbette… Bir lira para almayacağım. Sahaya girmeyeceğim. Teknik işlerle uzaktan, yakından ilgim yok. Sadece futbolcu kardeşlerime yardımcı olacağım.
-          Miliç de yakın arkadaşın…
-          Evet… Zaten bizim çocuklar da Miliç’i çok seviyor. “ Böyle hocayla çalışmadık” diyorlar.
-          Herhalde futbolcuların saha dışı davranışları seni daha çok ilgilendirecek.
-          Öyle olacak… Hepsi ile konuştum. Eğlenirsek, birlikte eğleneceğiz. Beşiktaşlı futbolcu, bir Beşiktaşlı futbolcuya yakışır şekilde eğlenecek. Kaliteli yerlere gidecek. Bir Beşiktaşlı futbolcuya yakışır şekilde yaşayacak.
-          Umutlusun…
-          Tabi… Bizim çocukların hepsi iyidir. Söz de verdiler. Sezonu yeni açıyormuş gibi işe başlayacaklarını söylediler.
-          Hayırlı olsun Vedat. İnşallah Beşiktaş özlediği günlere en kısa sürede ulaşır.
-          İnşallah… Bizim de istediğimiz bu zaten.
 (12/12/1980)

Güzel kere güzel insan Vedat Okyar'ın ruhu şad olsun.


Not: Milliyet arşivinden yararlanılmıştır.