İslam Çupi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam Çupi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2014 Perşembe

Süleyman Seba Gitti



 İslam Çupi'nin 15 Şubat 2000 tarihli yazısı.

"Ey tribünün bir kısmını dolduran Beşiktaşlı olmayan Beşiktaşlılar, ey bağırma özgürlüğü olan Beşiktaş rozetli Beşiktaşlı olmayan Beşiktaşlılar, ey sadece sahadaki takımın derecesine bakıp bir kulübü şampiyonluklarla ölçüp, başka taraflarını görmeyen Beşiktaşlı olmayan Beşiktaşlılar, o “Defolup gitsin” dediğiniz adam artık koltuğundan kalkmış boşluklara hiçliğe gidiyor. Kendini ve kongreyi halis gözyaşlarına bulayarak…

Sizin “Defolup gitsin” dediğiniz, benim ve benim gibi İstanbul’un ve Beşiktaş’ın en eski halini bilenlerin baştacı ettiği sevgili Süleyman Seba, Şeref Stadı’nın kuzu kadar fareli soyunma odalarından aldığı Beşiktaş’ı, on altı yılda Türkiye’nin tesis bakımından saraylarla donatılmış bir spor kurumu yapan yüce insandır. Siyah-Beyazlı camiada, şimdiye kadar hiçbir başkanın ve yönetim kurulunun başaramayacağı işlerin altını imzalamış sevgili Süleyman Seba’ya bir tarihi teşekkürü az gören, bütün bu Beşiktaş eserlerinin altında mala ve tuğlası bulunan insanı inkar edenler, önce ne İstanbul doğumlu ne İstanbul terbiyesi almış bir aileden gelmek yerine, İstanbul’u sonradan istila etmiş taşra Beşiktaşlılarıdır.

Yoksa babası ve annesi Akaretler’de doğmuş ve kendisi de o yörede büyüyerek Beşiktaş’a sevdalanmış bir futbolsever, o yokuşun başından ortasına kadar yürüdüğünde, 1939′un Beşiktaş’ını zihnine getirir. O balçık stadın, iki yılda bir Hakkı kaptanın ayak dürtüleriyle yongası koptuğu için kale direkleri değiştiğinde, bu yenilenme aşkına bayram yapan taraftarları anımsar sonra sadece o yokuşta yükselen siyah-beyazlı dev tesislere bakıp sevgili Süleyman Seba’ya binlerce teşekkürü vefa borcu bilir. Süleyman Seba, tarihinde sadece zaman zaman sahada şampiyonluklar kazanmış bir kulübü Kartal’dan Ümraniye’ye, Erikli’den Yeşilköy’e kadar uzanan hinterlandda bir tesis devi yapmıştır. Şampiyonluklar gelecek nesiller için sadece arşivlerde kalan övünmelerdir ama gelecek siyah-beyazlı nesiller için Beşiktaş, İstanbul’un çeşitli yörelerine dağılan tesislerdir. Bunun mimarı on altı yıl sonra bir kısım Beşiktaşlı olmayan Beşiktaşlışların “Defolup gitsin” diye kötü uğurladıkları Beşiktaş tarihinin en büyük başkanı Süleyman Seba’dır.

Duydu dolu sözcüklerle kararını ilk defa Milliyet Sorumlu Müdürü Zeki Çol’a açıklayan sevgili Süleyman Seba, çok üzgün bir ifade ile en çok “Defolup gitsin” ibaresine takılıp kalmıştır. Bu kadar hizmet eden başkan, eğer 1940 senelerinde İstanbul’da yaşasa idi, o halk böylesine tesislerin altında kırk gün kırk gece fiesta yapar, bu eserleri bu kente kazandıran insana tapardı.

O eski İstanbul ve o eski insanlar yok artık… Başkanlığı bırakması, hem Süleyman Seba için hem de Beşiktaş için doğacak bir özlemin başıdır. Aranırsa, iki üç yıl sonra Süleyman Seba’yı bir daha geri getiremeyiz. Çağırsak da geri getiremeyiz, ağlasak, sızlasak da geri getiremeyiz. İnşallah Beşiktaş böyle bir özlemle baş başa kalmaz, bundan sonraki günlerinde…"

6 Nisan 2014 Pazar

06/04/1987 Feyyaz 4 Metin 1 (Milliyet Gazetesi Manşeti)


 Beşiktaş Şeytanları
Stat kadar büyük bir özür dilemek lazım. Beşiktaşlı olan da, Beşiktaşlı olmayıp futbol yazar olan da mevsim başından beri Ulvi'ye pek ulvi gözlerle bakmamışız. Ulvi, ikinci yarıda Siyah-Beyazlı ekibin geri dörtlüsünden çıktı. Beşiktaş'ın defans aklı kafatasından çıkıp, işkembeci dükkanının vitrinine düştü.

Gökhan stoper olunca Beşiktaş, Antalya Birinci Lig turizm şirketi yerine kaleyi daha çok seven bin ayaklı bir rakibe yakalansa idi, yediği tek gol belki ikiye belki üçe çıkardı. Beşiktaş'ın geri dörtlüsü ile Türk Lirası, dün bir ortak buselik'in önünde şapur şupur... "İkimiz de enflasyon karşısında lordluğu bırakıp mort"

Beşiktaş, dünkü maçı çokcası elindeki bastonuna binen bir güneşli park emeklisi ihtiyar gibi oynadı. Ayakların pek gıcır gıcır, pek çabuk adımlı olmaması normal. Bir haftada ikisi deplasman olmak üzere üç lig maçı. Futbol yerine insan üç parti pişpirik oynasa, bir kere de olsa yere yanlış kağıt atar. Beşiktaş'ın dünkü oyununda süre-i ayak ve sürç-i kafa oluşmuşsa, bunu "bahar yorgunu" veya "lig yorgunu" oluşuna verin. 

Bir Beşiktaşlı kırk yıl koşmaz ki. Bırakın garibim bir yıl da nefes alsın. Teknik direktör Yavuz Sultan Selim ne güzel taktik vermiş. "Olmaya cihanda bir nefes sıhhat gibi"

Beşiktaş, Antalyaspor'u tüm takımı futbol şarjına bağlamasa bile birkaç futbolcuyu şeytan kılığına giydirerek yine de kolay ve açık farkla kazandı.

Metin, çıkıncaya kadar Antalyaspor'un defans palmiyelerini iki büklüm eden sertlikte esen
bir rüzgardı. Teknik bütünlüğünü bazen sakar hareketlere sokup kırdıran harika büyümüşün attığı gole bir dolu bardak içki "fon-dip" olarak kurban edilirdi.

Feyyaz, "kolay mı, zor mu" sorularına hiçbir teknik direktörün cevap veremeyeceği süper goller attı. Delikanlının her golden sonra şerefi olan kapalı tribünün bir kuzeyine, bir güneyine gidişine bakılırsa, dikkatli bir Tv izleyicisi ve galiba da bir "Kuzey-Güney" hayranı.

Yazıyı kesmeye kalksam, Fikret oğlumuz beni keser. Fikret, dün topla sanat kesen bildiğimiz o yontu ustası idi. Fikret, Vakko'nun vitrinini seyreder gibi kendi tekniği önünde beni ve tüm Beşiktaş tribünlerini ağaç ederken, sağ ve sol koridorlara indirdiği 50-60 metrelik kontra paslardaki korkunç isabet yüzdesi ile uzaktan kumandali füze yapan tüm silah fabrikalarının teknolojisi ile alay etti, durdu.

Eh yazıyı artık durdurma zamanıdır. Beşiktaş durağına geldik, galipler inecek.

İslam Çupi