Süleyman Seba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süleyman Seba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2020 Pazar

İyi ki Doğdun Büyük Başkan! (Metin Tekin Efsane Başkan Süleyman Seba'yı Anlatıyor)


Sarı Fırtına Metin Tekin, efsane başkanın doğum gününde onu anıları ile yad ediyor. Seneler evvel dediği gibi "Efsane, yıllar aşıp yüzyıl öteye geçebilmektir. Bir çocuktur sizi yıllar öncesine götüren ya da efsaneleştiren" Çocukluğumuzun, gençliğimizin en büyük başkanına saygıyla, minnetle...




"Herkesi bir zaman için aldatabilirsiniz. Bazı kişileri her zaman aldatabilirsiniz ama herkesi her zaman aldatamazsınız. Ben kimseyi hayatım boyunca aldatmadım!"

Onursal Başkanımız Süleyman Seba'yı 94. doğum gününde saygıyla anıyoruz.


12 Nisan 2016 Salı

1947 - 2016


23/11/1947
Beşiktaş - AIK Stockholm (2-3)
Süleyman Seba
*
11/04/2016
Beşiktaş - Bursaspor (3-2)
Mario Gomez



 

5 Nisan 2016 Salı

Süleyman Seba 90 Yaşında



Süleyman, bir yandan Kabataş Erkek Lisesi futbol takımında bir yandan da Beşiktaş genç takımında top koşturuyordu. Eve pestili çıkmış, ölesiye yorgun geliyor, yatağa sürünerek gidiyordu. Ders­ler aksamaya başlamıştı. Hocalarının hoşgörüsü ve arkadaşlarının çalıştırdığı derslerle açığım kapatmaya çalışıyor, babasına mah­cup olmamak için elinden geleni yapıyordu. Aynı zamanda okul arkadaşı olan Mesut Arda, Süleyman’ın hiç ikmale kalmadığını anlıyordu. "Beş al geç” talebesiydi.

Genç takımda sadece futbolu İle değil, efendiliği ve uyum­lu kişiliği ile takdir topluyordu. Lisedeki takım arkadaşlarından Nazım Özbay ile genç takımda da beraberdi. “Lawton” lakaplı santrafor Suphi Ural ile Kabataş’ın gol makinesi oluvermişlerdi. Üç arkadaş bir araya geldiğinde, beraber A takımda oynayacakla­rı günün hayalini kuruyordu.

Ancak bir sabah, Lawton Suphi geldiğinde ikisini bir kenara çekti. Fenerbahçe ye gidiyorum’ dedi. Süleyman ve Nazım sev­gili arkadaşları için sevinmişti. Fenerbahçe de güzide bir kulüp­tü. Nazım, " genç takımına mı” diye sorduğunda, aldıkları yanıt daha da mutlu etmişti. A takımına santrafor olarak gidiyordu. Birbirlerinden ayrılacakları için üzgün ama bir hayali gerçek kıl­manın heyecanı ile beraberce kutlama yaptılar.

Aslında tarihi bir dönemdi. 1936’da “öğrencilerin spor kulüplerine üye olması yasaklanmış, o nedenle de futbol kulüpleri öz kaynak düzeninde sıkıntıya girmişti. Beşiktaş ise, yasağa rağ­men genç takımını korumayı tercih ermişti. Bu yasağın 1943’ten itibaren kaldırılması ile birlikte futbol kulüpleri, özellikle lise futbol takımlarını mercek altına almış ve eksiklerini bu mecra­dan tamamlamak İstemişti. Kabataş’ın santraforu da listenin ilk sırasındaydı.

Ama Süleyman’ın aklının ucundan başka takımda oynamak geçmiyordu. O “Beşiktaş’ın çocuğuydu. Öyle de kalmak istiyor­du. Beşiktaş genç takımına seçilmesinin üzerinden henüz bir yıl geçmeden takımın kaptanlığını üstlendi. Takım arkadaşı Nazım Özbay, ona “hadi bakalım Süleyman, uzun bir yolculuğa başlıyorsun. Beşiktaş’ın genç takım kaptanlığı sadece bir başlangıçtır. Dansı A takımının başına dediğinde genç Süleyman, mahcubi­yetle başım öne eğmiş ve sadece “bu şeref bana yeter” demişti.

Büyükleri ona güveniyor, o da bu güveni boşa çıkarmıyordu. Şimdi, takım kaptanı olması nedeniyle bambaşka sorumluluklar da yüklemişti. Geceleri, uykusuz derslerine çalışıyordu. “Beşiktaş genç takım kaptanı sınıfta kaldı dedirtmemeliydi. Arkadaşlarına örnek olmak için çaba gösteriyor, giyimine ve konuşmasına ona göre hassasiyet gösteriyordu. Arkadaşlarıyla geliştirdiği dostluk ortamı, takımın başarısına da yansımıştı. Bir defasında, tüm takı­mı evinde ağırlamış ve annesi Nazlı Hanım, hepsine Çerkeş tavu­ğu ikram etmişti. O yıl, Beşiktaş genç takımı İstanbul şampiyonu oldu. Süleyman, şampiyonluk kupasını kaldırdığında, başarıya aç ve inançlı o gencin tutkusunu Beşiktaş yöneticileri de fark etmişti. Hayırla yad edilen yıllardı. Beşiktaş, Ortaköy arasında sadece iki kahvehane vardı. Bir tanesinde yöneticiler oturur soh­bet ederdi. Oyuncular, o kahvehaneye girmek bir yana önünden geçerken bile kılığına kıyafetine dikkat etmek zorundaydı.

Süleyman Seba, üç yıl Beşiktaş genç takımında oynadı. Genç takımda onu en çok öne çıkaran olay, Fenerbahçe genç takımı ile yapılan maçlarda rakibin âdeta “belâlısı’ na dönüşmesiydi. Sü­leyman, bu maçlarda Fenerbahçe’ye tam 7 gol attı. Ezeli rakibe attığı bu goller nedeniyle yıldızı parlamış, konuşulur olmuştu.

Kabataş’ı bitirdiğinde bir kez daha yol ayrımındaydı. Babası bir kez daha suskunlukla tercihini yapmasını bekledi. Süleyman kendi deyişiyle “el pençe divan durduğum babamın dediklerini sadece futbol için yapmadım” diyecekti. Tercihini bir kez daha Beşiktaş’tan yana kullandı. Ancak, babasının da dileğini ger­çekleştirmek için şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi’nin Fransız Filolojisi bölümüne kaydını yaptırdı. Henüz ortaokul yılların­dayken hayallerini, Deniz harp Okulunda okumak ve o bem­beyaz üniformasıyla çakı gibi bir denizci subayı olmak süslerdi. Ama futbol yaşamını kökten değiştirmiş, hiç bir sevgi ve hayal Beşiktaş’ın ötesine geçememişti.


 1945 yılında A takım ile antrenmanlara çıkmaya başladı, ilk antrenmana başladığında ayak ölçüsü alındı. O yıllarda takımın futbolcuya en önemli katkısı, verilen krampondu. Bu kramponu da oyuncunun ayak ölçülerine uygun biçimde, bir Rum ayakkabıcı tarafından imal edilirdi. Süleyman Ölçüyü verdikten sonra Hakkı Kaptanın onu yanma çağırdığım gördü. Hakkı Kaptan, bu “kendi kumaşından” genci çok sevmiş, Özel olarak antrenmanlarda onunla ilgilenmeye başlamıştı. Kıvrak, çalımcı ve inatçı karakteriyle ideal bir topçu bulduğunun bilincindeydi. Süleyman gözünü formaya dikmişti. A takımı oyuncularından Ethem Karpat, bu hırslı ve gözü pek genci beğeniyle takip edi­yordu. Özellikle, attığı çalımlarla Karpac’ın takdirini kazanmıştı. Takımda, Hakkı Kaptan gibi karizmatik bir liderden çok şey öğ­rendi. Hepsi Hakkı Kaptan a saygıda kusur etmezdi. O ve takı­mın ağabeyleri antrenman sonrası duşa girdiğinde -ki, sadece iki taneydi- diğerleri saygıda kusur etmemek için dışarıda beklerdi.

Bir defasında, takımın genç oyuncuları hevesle Kristal Gazinosu na gitmeye karar verdi. O yıllarda Kristal Gazinosu bugün Tarlabaşı Bulvarının bulunduğu yerde, anıta nazır daire yayı şeklinde bir yapıydı. Döneminin en önde gelen Türk Sanat Musikisi sanatçıları, bu gazinoda sahne alırdı. Safîye Ayla, Ha­miyet Yüceses ve Müzeyyen Senar bu gazinonun sanatçıları ara­sındaydı. Süleyman da arkadaşlarıyla gazinoda felekten bir gün çalmaya karar vermişti.

Gazinodan içeri girdiklerinde garsonlar Beşiktaş’ın genç ye­teneklerini hemen tanıdı. Hevesle “Hakkı Kaptan ve diğerleri de burada. Masayı büyültelim siz de öne geçin” diyerek hareket­lendi. Süleyman ve arkadaşları birbirlerine bakarak kalakalmış». İçlerinden biri bizim Hakkı Kaptan mı? Başka kim var?” diye sordu. Beşiktaş’ın bütün “ağabeyleri” ön masadaydı. Çekinerek kendi aralarında “girsek mi” tartışmasından sonra garsona “bize arkalarda bir masa verin” dediler. Eğlencenin de adabı vardı. Ka­çamak bakışlarla ağabeylerden yana bakarak, keyifle Hamiyet Yüceses’i dinlediler. Gecenin sonuna doğru hesabı istediklerinde, garson “ödendi” dedi. Hakkı Kaptan arkada oturan kardeşlerin­den haberdar olmuş, hesabı kapatmıştı

 ***** 

Hakkı Kaptan, henüz Kabataş yıllarından itibaren Beşiktaş’a ça­ğırdığı, antrenmanlarda gözünü hiç ayırmadığı, saygısı ve teva­zuu ile kendine benzettiği Süleyman’ın gelişiminde en önemli rolü oynayan isimlerden biriydi.

Artık, A takıma yükselmesi gerektiğini yine o kararlaştırdı. A takımda oynama sorumluluğunu verdiğinde, tutkulu ve enerjisi­ni sonuna kadar kullanması gerektiği konusundaki ilk uyarıyı o yaptı. Seba, yaşamı boyunca Hakkı Kaptana olan hürmeti ve liya­katini korudu. Öyle ki, hangi yaşta olursa olsun Hakla Kaptanın olduğu yerde yine o genç takımdaki Seba oluveriyordu. Sonraki yıllarda, Hakkı Kaptan la birlikte İdealist Grup’un oluşturulması ve ilkelerinin belirlenmesinde beraber hareket ettiler.

Hakkı Kaptanın başkanlığını yaptığı yönetimlerde yer aldı. Sonraki yıllarda, Beşiktaş Başkanlığı yaptığı dönemlerde ise Baba Hakkı’nın görüş ve düşüncelerini başarının ölçütü olarak gördü. Beşiktaş’a bir tesis ya da hizmet gerçekleştirdiğinde gururla ve aynı heyecanı duyacağını bildiği için ilk Hakkı Kaptan la paylaş­tı. İşte, böylesi bir günün sonunda Beşiktaş tarihinde bir geleneği temsil eden o fotoğraf çekildi.



Hakkı Kaptan'ın Süleyman Seba’yı alnından öptüğü o fotoğ­rafı, İlyas Namoğlu çekti. O gün Hakkı Kaptan, Başkan Seba’nın Akatlar ’da Beşiktaş için bir yatırım yaptığını öğrenmişti. “Sü­leyman bir şeyler yapıyormuşsun Levent’in oralarda dediğinde Seba, İştiyakla tesisi gezdirmek istedi. Hep birlikte, bugün Çilek­li tesislerinin olduğu araziye gittiler. Seba, heyecanla yapılacak olan tesisi anlatıyordu. Baba Hakkı, yapılacak tesisin maketini dikkatle inceledikten sonra, “Süleyman büyük işler yapıyorsun. Benim yapamadıklarımı gerçekleştiriyorsun, gel seni alnından öpeyim” deyiverdi.

Namoğlu bu ölümsüz anı fotoğrafladı. Seba’nın ikinci dö­nemiydi. Önceki seçimi kaybeden Mehmet Üstünkaya, bir kez daha şansını denemek için aday olmaya hazırlanıyordu. Ancak,o fotoğraf, Seba’nın gelenek ve değerlerle buluştuğu o an, gaze­telerde yayınlandığında Üstünkaya taraftarları, “bize, o fotoğraf seçim kaybettirdi” diyecekti. Bugün o fotoğraf, Beşiktaş müzesi­nin en müstesna yerinde sergileniyor.

Kaynak: Beşiktaş'ın Dervişi Süleyman Seba / Rıdvan Akar

13 Ağustos 2015 Perşembe

"Fitbol"




Bazı insanlar vardır. Hep yaşayacağına inanılır, daha doğrusu hiçbir zaman ona bir şey olmayacağını sanırsınız. Hep bir yerlerde olduğunu, bir şekilde gözünün sizin üzerinizde olduğunu bilirsiniz. Eli üstünüzdedir her daim. Belki demez bir şey ama bilirsiniz. Sonra o tüm bildiklerinizi yerle bir eder bir gerçek. Artık olmadığı, olmayacağı gerçeği. Zamanla alıştığın ama hiç unutmayacağın, her daim bileceğin gerçek. 

1 sene geçti mi? Geçti elbette. Ama bir de Beşiktaş dile gelse de anlatsa nasıl geçtiğini.

Ruhun şad olsun Büyük Başkan.

30 Temmuz 2015 Perşembe

Süleyman Seba (F Dergisi 30 Kasım 2007)









Bu yazı, 30 Kasım 2007'de Ali Ece imzasıyla yayınlanmıştır.

14 Ağustos 2014 Perşembe

Süleyman Seba Gitti



 İslam Çupi'nin 15 Şubat 2000 tarihli yazısı.

"Ey tribünün bir kısmını dolduran Beşiktaşlı olmayan Beşiktaşlılar, ey bağırma özgürlüğü olan Beşiktaş rozetli Beşiktaşlı olmayan Beşiktaşlılar, ey sadece sahadaki takımın derecesine bakıp bir kulübü şampiyonluklarla ölçüp, başka taraflarını görmeyen Beşiktaşlı olmayan Beşiktaşlılar, o “Defolup gitsin” dediğiniz adam artık koltuğundan kalkmış boşluklara hiçliğe gidiyor. Kendini ve kongreyi halis gözyaşlarına bulayarak…

Sizin “Defolup gitsin” dediğiniz, benim ve benim gibi İstanbul’un ve Beşiktaş’ın en eski halini bilenlerin baştacı ettiği sevgili Süleyman Seba, Şeref Stadı’nın kuzu kadar fareli soyunma odalarından aldığı Beşiktaş’ı, on altı yılda Türkiye’nin tesis bakımından saraylarla donatılmış bir spor kurumu yapan yüce insandır. Siyah-Beyazlı camiada, şimdiye kadar hiçbir başkanın ve yönetim kurulunun başaramayacağı işlerin altını imzalamış sevgili Süleyman Seba’ya bir tarihi teşekkürü az gören, bütün bu Beşiktaş eserlerinin altında mala ve tuğlası bulunan insanı inkar edenler, önce ne İstanbul doğumlu ne İstanbul terbiyesi almış bir aileden gelmek yerine, İstanbul’u sonradan istila etmiş taşra Beşiktaşlılarıdır.

Yoksa babası ve annesi Akaretler’de doğmuş ve kendisi de o yörede büyüyerek Beşiktaş’a sevdalanmış bir futbolsever, o yokuşun başından ortasına kadar yürüdüğünde, 1939′un Beşiktaş’ını zihnine getirir. O balçık stadın, iki yılda bir Hakkı kaptanın ayak dürtüleriyle yongası koptuğu için kale direkleri değiştiğinde, bu yenilenme aşkına bayram yapan taraftarları anımsar sonra sadece o yokuşta yükselen siyah-beyazlı dev tesislere bakıp sevgili Süleyman Seba’ya binlerce teşekkürü vefa borcu bilir. Süleyman Seba, tarihinde sadece zaman zaman sahada şampiyonluklar kazanmış bir kulübü Kartal’dan Ümraniye’ye, Erikli’den Yeşilköy’e kadar uzanan hinterlandda bir tesis devi yapmıştır. Şampiyonluklar gelecek nesiller için sadece arşivlerde kalan övünmelerdir ama gelecek siyah-beyazlı nesiller için Beşiktaş, İstanbul’un çeşitli yörelerine dağılan tesislerdir. Bunun mimarı on altı yıl sonra bir kısım Beşiktaşlı olmayan Beşiktaşlışların “Defolup gitsin” diye kötü uğurladıkları Beşiktaş tarihinin en büyük başkanı Süleyman Seba’dır.

Duydu dolu sözcüklerle kararını ilk defa Milliyet Sorumlu Müdürü Zeki Çol’a açıklayan sevgili Süleyman Seba, çok üzgün bir ifade ile en çok “Defolup gitsin” ibaresine takılıp kalmıştır. Bu kadar hizmet eden başkan, eğer 1940 senelerinde İstanbul’da yaşasa idi, o halk böylesine tesislerin altında kırk gün kırk gece fiesta yapar, bu eserleri bu kente kazandıran insana tapardı.

O eski İstanbul ve o eski insanlar yok artık… Başkanlığı bırakması, hem Süleyman Seba için hem de Beşiktaş için doğacak bir özlemin başıdır. Aranırsa, iki üç yıl sonra Süleyman Seba’yı bir daha geri getiremeyiz. Çağırsak da geri getiremeyiz, ağlasak, sızlasak da geri getiremeyiz. İnşallah Beşiktaş böyle bir özlemle baş başa kalmaz, bundan sonraki günlerinde…"

Yastayız


Beşiktaş... Fitbol... Eski dostlar... Kimsenin adamı olmayın... Beşiktaş'ı üzmeyin... Şerefli ikincilikler... MAF... ve daha binlerce şey.

Babasız kaldık.

Not: Çizim Gökçen Eke'ye aittir.

5 Nisan 2014 Cumartesi

5 Nisan 2013 Cuma

Mutlu Yıllar Süleyman Seba

 

Kısa bir Beşiktaş ve ülke futbol tarihi. Videodaki kimi Beşiktaşlı görünümlü sinsilerin şu an nerede oldukları ortada.

13 Kasım 2012 Salı

Beşiktaş'ı Üzmesinler


"Her geçen sene, her geçen gün bambaşka şeyler getiriyorlar. Hiç ümit etmediğiniz şeyler geliyor karşınıza. Allah kolaylık versin diyorum. Yalnız Beşiktaş'ı üzmesinler!"

Süleyman Seba

5 Nisan 2011 Salı

İyi ki Doğdun Gerçek Efsane

Herkesi bir zaman için aldatabilirsiniz. Bazı kişileri her zaman aldatabilirsiniz. Ama herkesi her zaman aldatamazsınız. Ben kimseyi hayatım boyunca aldatmadım.
Nice senelere yaşayan gerçek efsane. Nice Siyah'ın içinde senin gibi Beyaz'ı yaşadık ya, o yeter bize.