Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2014 Perşembe

Haziran'da Bir Fidan





Karanlıkta gülümsedi bir çocuk
Belki çünkü karanlığı görmüştü
Belki çünkü karanlıkta görmüştü


Pazartesi günü, Berkin Elvan’ın kafasından gaz fişeğiyle vurulmasının yıldönümüydü.

Pazar günü, Berkin’in vurulmasından bir gün önce, bir başka çocuğumuz, İbrahim Aras, kafasını hedef alan bir ses bombasıyla vahşice katledildi.

Çocuklarımız ölüyor. Çocuklarımızın birer birer öldürüldüğü bir zamanın içinden geçiyoruz.

Çocuklara yönelik şiddete dikkat çekmek, öldürülmeye çalışılan çocukluğumuzla ilgili farkındalık yaratmak amacıyla bir kitap hazırlandı.

Gelirinin tamamı, bir nebze de olsa katkı oluşturması dileğiyle Berkin Elvan’ın ailesine aktarılacak olan “Haziran’da Bir Fidan” kitabında; Yaşar Kemal, Cemil Kavukçu, Asa Lind, Mustafa Delioğlu gibi birçok değerli yazar ve çizerin yanı sıra Kadıköy Forum ve Dayanışmaları’ndan tanıdığımız arkadaşlarımız da yer alıyor.

“Haziran’da Bir Fidan” kitabı paylaşılarak çoğaltılmayı bekliyor.

Berkin İçin!
Öldürülen tüm çocuklar ve öldürülmeye çalışılan çocukluğumuz için!...




4 Nisan 2013 Perşembe

Işıklı Kaplumbağa Adası



 Güzel Beşiktaşlı kontenjanının has isimlerinden Levent Turhan Gümüş'ün yeni kitabı "Işıklı Kaplumbağa Adası" çıktı. Yine Beşiktaşlı bir arkadaşımın dediği gibi "Çocukken okuduğumuz kitapların kahramanlarındandı Levent abi. Şimdi çocuklara kahramanlar yaratıyor."
Dalgacık ile Yakamozun Masalı ile çocuklara merhaba diyen Levent abi, Işıklı Kaplumbağa Adası ile samimiyeti arttırıyor.


                    Kayan yıldızlar nereye gider?
Levent Turhan Gümüş, yeni kitabı “Işıklı Kaplumbağa Adası”nda küçük yıldız Leta’nın hikâyesini anlatıyor. Kayan yıldızların nereye gittiği sorusunun cevabını arayan Leta, çıktığı yolda zorluklarla olduğu kadar iyilikle de tanışıyor.

“Gökyüzünde yıldız çokmuş, gökyüzünde yıldız yokmuş” cümleleriyle başlayan “Işıklı Kamplumbağa Adası, yaşlı bir adamın torununa anlattığı hikâyeye odaklanıyor. İyi kalpli yorgun yıldızların nereye gittiğini merak eden küçük yıldız Leta’nın hikâyesi, çağdaş masal kahramanlarıyla hayat bulurken Kaygusuz Abdal’a, Küçük Prens’e, Richard Bach’ın meşhur martısı Jonathan Livingston’a ve Neruda’ya selam ediyor.

“Işıklı Kaplumbağa Adası”nın yazarı Levent Turhan Gümüş, daha önce Can Çocuk’tan yayınlanan “Dalgacıkla Yakamozun Masalı” kitabının da yazarı… Kendisini “çocuksu bir merakla ‘ O dağın ardında ne var?’ sorusunu sormaktan vazgeçmeyen” biri olarak tanımlayan yazar, “Işıklı Kaplumbağa Adası”nda bizi masalların zamana direnen sıcaklığına çağırıyor.

“ ‘Büyüklerin de bilmediğini kim bilir Martima? Yorgun yıldızların dinlenmeye gittiği Işıklı Kaplumbağa Adası nerede, söyle bana?’ Martima, görüş mesafesinden çıkmak üzereymiş. Leta, cesur yıldız kuşunun uzayın derinliklerinde kaybolmadan hemen önce şöyle dediğini işitmiş: ‘Yol bilir, yola çık Leta! Işık, onu hissettiğin yerdedir, yüreğinle baktığın yerde!’ ”


20 Ocak 2011 Perşembe

Dalgacık ile Yakamozun Masalı


Beşiktaş güzelliklerinden bir tanesi daha...

Siyah-Beyaz sayesinde tanışıp, hayatımıza merkezden dahil olan Beşiktaşlı güzel abimiz Levent Turhan Gümüş'ün kitabı raflarda yerini aldı.

Kendimizi her daim şanslı saydık, Levent Abi'yi tanıdığımız için. Şimdi kardeşlerimiz ve yeğenlerimiz de çok şanslı.


Dalgacık ile Yakamozun Masalı

Masallar uzun uykularından uyandılar

Masallar aslında uyumaz. Yarattıkları büyüleyici dünya çocukların güzel uykusunda geceler boyu tekrar tekrar çiçeklenirken, anlatılmış her bir masal da başka başka masallara bürünmek üzere kendi yolculuğunu sürdürür. Bir gece bin bir geceye uzar, bir masal bin bir masala dönüşür.

Levent Turhan Gümüş’ün masalları da Kafdağı’nın ardında yıllar süren uykulu yolculuklarını tamamladılar. Başka başka masallar haline geldiler. Çocukların uykusuna karışmak üzere Can Çocuk kütüphanesinin raflarında yerlerini aldılar.

Dalgacık ile Yakamozun Masalı bu masalların ilki. Zamanlardan bir zamanda, denizlerden bir denizde bir başına, sessiz sakin yaşamını sürdüren küçücük bir dalgacığın masallar diyarındaki yolculuğunu, heyecan dolu serüvenlerini anlatıyor. Karar vermek, tedirginlik, göze almak, kuşku, arayış üzerine dalga dalga bir hikâye.

Levent Turhan Gümüş, 1959’da İstanbul Beykoz’da doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği, o yıllarda denizleri, koruları, dereleri ve tepeleriyle gerçek bir masal dünyasını andıran Boğaz kıyılarında geçti. Ailesinin kökenlerinin çok uzaklardan, Kafdağı’nın ülkemizdeki kolları Kaçkar, Altıparmak, Sis Dağı, Karçal ve başka dağlardan getirdiği masallarla erken yaşlarda tanıştı. Bu masalların büyüttüğü kendi masallarından ilkini uzun yıllar sonra yayınevimizden yayımlıyor. Yazarın Işıklı Kaplumbağa Adası ve başka masalları önümüzdeki yayın döneminde Can Çocuk kütüphanesinde çocuklarla buluşacak.

19 Haziran 2009 Cuma

Sean Penn - Hayatı ve Zamanları


Kitabı bulmam biraz zor oldu. Üstelik kitap temin etme konusunda hiç sıkıntım olmaz desem yeridir. Hiçbir yerde bulamadıktan sonra internete yöneldim. Idefix'den sipariş ettim, aynı gün içerisinde geri döndüler. Ne yazık ki kitap yok diye. Daha sonra hepsiburada'ya baktım. Kampanyalı ürün olarak gözüküyordu. Sevindim , hemen elime geçecek diye. 3 gün geçti, ses seda yok. Mail attım, kitap maalesef yok dediler. Ee kardeşim yok olan kitabın mı kampanyasını yapıyoruz? Onu da geçtim, kitap yok, haber verme zahmetine girmiyorsunuz. Epey bir dellendiğim için istiyorum bu kitabı diye direttim, yaklaşık 16 gün sonra falan geldi kitap elime. Buradan çıkarılacak ders: Hepsiburada ile işiniz olmasın.

Sean Penn, çok sevdiğim aktörlerdendir. Filmin nasıl olduğu, diğer oyuncu kadrosu, yönetmeni, senaryosu beni ilgilendirmez, içinde O var ise. Bilirim ki O'nun gözüktüğü her sahne büyülü birer kareye dönüşecektir.

Kitapta daha fazlasını öğreniyorsunuz. Alışılmış biyografilerden değil. Evet kronolojik olarak ilerliyor; ancak röportaj havasında; fakat soru sorulmadan. Hayatında yer almış insanların düşünceleri, film çekim aşamasında yaşananlar, Sean Penn'in kendi ağzından paylaştıkları.

Aile, Madonna, Bukowski, Brando-De Niro geleneği, oyunculuğu, yönetmenliği, Amerikan yönetimine karşı çıkan asi adam...

Çok keyif aldım okurken ve tüm filmlerini tekrar yadetme zamanı geldi.

"Sanırım Sean her zaman mutlu bir çocukluk geçirmekten biraz utanmıştı. Bence o hayatın öbür tarafındaki insanlarla özdeşleşmek istiyor, kötü şeyler yaşamış insanlar için kendini kötü hissediyor." (Eileen Ryan Penn- Annesi)

12 Nisan 2009 Pazar

Yalancı Tanıklar Kahvesi



Vedat Türkali'nin Güven'den 5 yıl sonra çıkardığı ilk romanı. Benim için hoş olan taraflarından biri ise en son 3 yıl önce Güven'i okumak içimi elime alıpta bitirmeden bırakmış, o zamandan beri de roman okumamıştım. Kendimi ayıplıyordum uzun zamandan beri. Dönüşü yine Vedat Türkali ile yaptık. Güzel bir başlangıç oldu.

70'ler Türkiyesinde yaşananlara değinen kitap, 12 Eylül öncesindeki memleketin ve solcuların durumunu Muhsin isimli solcu karakterimizin gözünden anlatıyor. Ağa çocuğu olmasına rağmen, köyü ve oradaki şaşalı geleceğini bırakıp Ankara'da devrimci olmaya yeltenen bir genç. Ve onun etrafında ki Kitapçı Dükkanı olan Nedim Hoca, sevgilisi Reyhan, yoldaşı Salih ve diğer arkadaşları. Kitabın bir çırpıda okunması sağlayan Muhsin'in hayatının belirsizliği ve buna dair iç konuşmaları. Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar İçsel konuşmalarda ne kadar iyiyse, Türkiye Edebiyatında da Vedat Türkali bir o kadar iyi olduğunu bu kitabıyla ispatlamış durumda.

Kitabın en iyi ve önemli karakterlerinden biri de Nedim Hoca. Muhsin'e telkinlerde bulunduğu kısımları o dönemin sol için özeleştirisi kıvamında. Kitabın sonlarına doğru Nedim Hoca'nın konuşmaları uzun paragraflara taşsada yine de sıkıcı gelmiyor. Kitabın ismi zaten Nedim Hoca'nın anlattığı bir fıkraya dayanıyor.

Adliye'nin yakınında bulunan; boşanmalar, arazi ihtilafları, borç-alacak ilişkileri için yalancı şahide ihtiyacı olanların ihtiyaçlarını karşılayan kahveler varmış

yalancı şahide ihtiyacı olan biri girmiş kahveye. adamın biri sokulmuş:
-yardımcı olabilir miyim, nedir sorun?
+bir alacak davası.
-o namussuz herif, paranızı vermedi hâlâ değil mi?
+ben borçluyum arkadaş. parayı benden istiyorlar.
yalancı şahit kükremiş:
-kaç kez vereceksiniz beyefendiciğim, kaç kez vereceksiniz?


Kitapta yer yer o döneme ait sorunlara bugünden bir bakış açısı ve eleştirisi verildiği için o zamanlarda bu tespitleri yapmak bu kadar kolay olamazdı gibi geliyor. Ama bunlar o kadar güzel sağlam temellere oturtuluyor ki, demek ki düşünebilirmiş diyorsunuz.

''Devrim şiir gibi oğlum; başka dile çevrilmesi güç iş!''

''Yoksulun Allahına dokunma oğlum.''


Muhsin sürekli aşk ve devrimcilik arasında kalıyor. İnançlı ya da sekter bir şekilde kararı hep aynı taraftan yana oluyor. Örgütü bile belli olmadığı halde, tam olarak düşünsel olarak kime yakın olduğunu bilmesede devrimciliğine toz kondurmuyor. Evet Muhsin bir devrimcidir ama tarafı belli değildir. Nedim Hoca birkaç kez onu Kıvılcımlı'yı okumaya ve anlamaya teşvik eder. Ki kitapta Kıvılcımlı'nın öğreti ve görüşlerine oldukça yer verilmiştir. Politik dönem romanı olarak çok iyi olsa da, eleştirilerde haklı olsa da, Doktor'u inceden inceden övmeler taraf olma adına kitapta tek eksi vereceğimiz yönü oluşturuyor.

İster istemez konu ile ilişkili olduğu için Babam ve Oğlum filmi aklımıza geliyor. Muhsin'de Ege'li ve babası başta belirttiğim gibi bir toprak ağasıdır. Babası ile devrimcilik yüzünden ters düşmüş ve konuşmamaktadır. Annesi ile ise sürekli telefonda görüşür. Ancak Babasına karşı fazlaca kin beslemektedir. Babası ile olan çatışmasıda içkonuşmalarda sürekli karşımıza çıkıyor. Köye geri döndüğünde bile babası ile konuşmaz. Köydeki yerel Ege şivesini pek anlamasakta Muhsin ya çoğu yerde bize yardımcı oluyor ya da kendi de bizim gibi anlamıyor.

Maraş Katliamı, Denizler, Nihat Erim, Kemal Türkler, Üniversite olayları ve sayısız faali meçhul cinayetini ne içeride ne de dışarıda kalmış bir gözden, hem kendi hayatına hem de o döneme eleştirel bir şekilde anlatan bir kitap diyerek bitirelim. Kapanışı ise yine Vedat Türkali'den bir şiir ile yapalım.


Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri

26 Kasım 2008 Çarşamba

Sineklerin Tanrısı - Lord of the Flies


Kitabı çok önceleri okumuştum, sonra bir kez daha. Ve şimdilerde bir kez daha. Çok sevdiğim kitaplardan biridir Sineklerin Tanrısı. İki defa da filmi çevrilmiş. 1990 yılında çevirileni izledim, 1963 yapımı olanı ise henüz izlemedim. İlk film kitabın epey vasatı. Kitabın büyüsünün yanına yaklaşamaz. Kitap Nobel ödüllü ayrıca.

Okulda kütüphanedeki görevli ile tartışmıştım; sıradan, adaya düşen çocuklar hikayesi olarak değerlendirmişti kitabı. Kitap böyle bir eser olmadığı gibi gerçekçi ifadelerle donatılmış ve simgesel anlatım yolu ile de zenginleştirilmiştir.

Willam Golding'in kitabı, Ballantyne'in eseri Mercan Adası ile karşılaştırılmış çoğu kez. Kitapla ilgili araştırma yaparken çok defa çıkar bu isimler karşınıza. Ballantyne'in kitabında, batan gemiden kurtulan 3 İngiliz gencinin yaşama tutundukları adada "Britanya Uygarlığı" nın minik bir kopyasını meydana getirdikleri anlatılır. Britanya'ya övgüler, mükemmelikler vs vs..

Golding'de ise bu durum ile alay fazlasıyla mevcut. Yine İngiliz gençleri adada. Bu sefer atom savaşı yüzünden güvenli bir yere götürülmeye çalışılıyorlar. Fakat uçakları saldırıya uğruyor. Yaşları 6-12 arasında değişen gençler bir adada yaşam savaşı vermeye başlıyorlar. Zaman geçtikçe yaşananlar adanın güzelliği ile örtüşmüyor.

Zorbalık, düşünce özgürlüğü, faşizm, iktidar mücadelesi...Sineklerin Tanrısı'nın her sayfasında bolca var. Okumayı tercih edenler kesinlikle Mina Urgan çevirisini tercih etmelidir.

10 Ekim 2008 Cuma

Beyaz Ölümün Güncesi


Geç okuduğum kitaplar hanesinde yerini alacak Beyaz Ölümün Güncesi. 80 sonrasında Türkiye'de yaşanan trajediyi, utancı tanıklarıyla anlatıyor. Kitabı okurken, insanın kendisi ile yüzleşmesi, kendisine onlarca soru sorması kaçınılmaz. Bir ülkenin tarihinde bu denli karanlık günlerin olması, bunların hala devam ediyor olması ve hiçbir şekilde hesabının sorulmaması çok üzücü.

Beyaz Ölümün Güncesi'nde işkencede ölenler, bir daha haber alınamayanlar, katliama kurban edilenler, üzgün ve acılı aileler, mahvolan yaşamlar ve tonlarca soru var. Kitabı okurken bir abim aradı; naber, nasılsın sorusuna " kitap okuyorum, sen nasılsın abi? " diye yanıtladım. Hangi kitabı diye sorduğunda, Beyaz Ölümün Güncesi'nin ismini verince, şimdi sesinin neden kötü geldiğini anladım diye yanıtladı.

Kitabın yazarı Özcan Sapan'ı, Özcan abimizi tanımanın da haklı gururunu yaşıyorum. Devrin tanıklarından, mücadele içerisinde yer almış olan Özcan abi ile aynı tribünde omuz omuza olmak da apayrı bir güzellik.

Ege

18 Eylül 2008 Perşembe

Latinoamericana


Yeni bitirdim kitabı, filmi yani Motosiklet Günlüğü'nü daha önce izlemiştim. İyi ki filmi daha önce izlemişim. Şayet kitaptan sonra kesmezdi.

Che'nin, arkadaşı Alberto Granado ile Latin Amerika'yı boydan boya katetiği yolculuğa dair notların yer aldığı kitap, Che'nin kendi notlarından oluşuyor.

Şartlar ne olursa olsun, yolculuğu kesinlikle yarıda bırakıp, geri dönmeyi düşünmüyorlar. Che Guevara'nın o güzel yolunu oluşturan anlara bir şekilde dokunmak çok hoş.

"Artık özgür ve çıplak, güçlü köklerimi hissediyorum!"

Ege