Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2010 Pazar

Mutlu Seneler

Seni askere yollamadan önce İBB galibiyeti görebilir miyiz acaba diyordum. Yok kardeşim... Sen, git-gel, belki o zaman görürüz.

Seneye bu zamanlar Beşiktaş belki daha güzel olur. Belki, ha?

Doğum günün kutlu olsun, şu dilek hakkını iyi kullan gözünü seveyim.

5 Ocak 2010 Salı

Şöför Erkan ve Şakir

Bu bizim takımın şöförü Erkan Zengin. Tıka basa doldurmuş aracı. Kendisiyle birlikte 12 kişi var.


Burda ise Şakir var. Onun arkasında ise Kupa şampiyonu Beşiktaş.

30 Aralık 2009 Çarşamba

Mutlu Yıllar


Herkese mutlu, sağlıklı seneler. Arzuladığımız, özlediğimiz Beşiktaş'a kavuşmanın senesi olur umarım.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Bana Medyanı Söyle, Sana Ülkeni Anlatayım



Geçen 1 Mayıs'ın ardından Taksim'de gelecekteki eylemlerin nasıl şekilleneceği belli olmuştu. Direnerek. Bıkmadan usanmadan ara sokaklardan çıkarak. Imf ptotestoları-eylemleride bu şekilde gerçekleşti. Devlet babanın kendilerine tahsis ettikleri yerde 10binlerce kişi toplanıp körler sağırlar birbirini ağırlar misali kendi kendilerine kürsüden konuşup slogan atmaktansa ve sıkıntıdan birbirleriyle kavga etmektense 300 kişi ya da maksimum 1000 kişi yenildikçe daha iyi yenilmek için Taksim'e çıkıyor.

Dün iş çıkışı eve gitmek için otobüs duraklarına uğramıştım. Otobüs durağında otobüs olmayacağını aslında daha kazancı yokuşundan çıkarken anladım. Gözler yanmaya başlamıştı ve duvarlarda yazılamalar vardı. İstiklal'e girdiğimde caddenin başında üst rütbeli emniyet yetkilileri ve onların ağzının içine bakan basın görevlileri mevcuttu. Her basın muhabirinde-kameramanında istisnasız gaz maskesi mevcuttu ve büyük ihtimal orantısız güçten bahsediyordu yetkililer. Yüzlerinde maskeleri ellerinde kameraları ile göstericiler taksim'i yerle bir etti demeyi tercih ediyorlardı. Televizyondan ve internetten bakıldığında bu kurgu her zamankinden farksızdı.



İstiklal'de eylemler kısa bir ara yaşıyordu. Bütün ara sokaklara bakan meraklı gözler mevcuttu. Herkes biliyordu ki tekrar tekrar çıkılacaktı o sokaklardan. Ağa Camii sokağında işyeri bulunan bir arkadaşıma uğradım. Olayları oradan daha iyi gözleme imkanım oldu böylece. Tarlabaşı hiç durulmadı, oradan gelenler de hiç kesilmedi tıpkı etkisini yitrdikçe tekrardan atılan göz yaşartıcı bombalar gibi. Biz birkaç saat boyunca sadece dükkanda otururken bu müdahaleye maruz kalıyorduk. Üstelik ortada ne taş atan ne de cam kıran göstericiler mevcuttu. Saat 3'e doğru ufak ufak gruplar geçmeye başladı. 2'şerli gruplar halinde gözleri kan çanağı olmuş arkadaşının yanında ona telkinde bulunan diğer arkadaşıyla. Arkalarında ise kameramanlar. Eylemcilerden biri buralarda limon nereden buluyoruz diyordu sokakta oturan bir adama. Belki de eylemler dışında hiç yolu düşmediğinden olsa gerek bilmiyordu buralarda limon bulamazsın diyen kişinin sivil polis olduğunu.

Artık eve dönme vakti gelmişti benim için. Ama karşılaştığımız manzara yine Demirören'e lanet okumamıza sebep oldu. IMF eyleminde Demirören ne alaka diyeceksiniz. Ağa Camii'nin karşısında yeni inşa edilen Demirören'e aittir. Oradan doğru tarlabaşı'ya doğru ilerleyen bir su kütlesi vardı. Neredeyse bütün sokağı sular altında bıraktı. Binaya ulaştığımızda suyun patlatılan bir borudan kaynaklandığını öğrendik, inanılmaz bir görüntü vardı. Bir işçi borunun patladığı anda fışkıran suya kapılmış ufak bir tehlike atlatmış. Yeterli tektikler yapılmadığı için bilinmeyen bir boru patlatılmıştı.

Binlerce kişi arasından çekilerek Gbt'si yapılan, aynı günde 2 defa Gbt'ye maruz kalan, onyıllardır gençlerin takılma mekanı olan izmir alsancak'ta alkol aldığı için gözaatı yiyen ben, taksim de herhangi bir polisle muhattap olmadan eve varsam şaşardım. İstiklal'de Tünel'e doğru ilerlerken arkamdan gelen bir çevik beni durdurup çantamı didik didik etti. Çantada birşey bulamayınca teşekkür etme ezikliğini yaşamamak için telefonla konuşmaya başladı birden, gözleri ile okey vererek saldı sevgili memurum.

Eylemler neredeyse bitmişti artık. Malzeme sınıntısı yaşayan bir kanalın çalışanları cadde de belki de kapalı olan tek dükkanı bulmuş '' işte görüyorsunuz sayın seyirciler taksim esnafı dükkanlarının kepenklerini kapatarak gittiler'' diyerek zavallı esnaf pis göstericiler temalı bir habere imza atıyordu. Daha sonra gördüğüm bir haberde ise bir medya çalışanı polise muhbirlik yapıyordu. Basın yayın kanununda yapılan haberin kaynağını belirmeme özgürlüğü mevcut iken bizim ülkemizde daha yapılmamış haberin eylemcileri canlı ve canlı deşifre ediliyor.

Anlattıklarım çok büyük şeyler değil. Zaten eyleme bile katılmış değilim. Bize 50-100 metre uzaklıkta yaşanan olayları biz internetten takip ediyorduk. Ama eve gelip yaşananları heryerden takip edince karar veremedim bütün bunlar komedi midir ? trajedi midir ? diye.

Dün ölen kişinin hayatına tecavüz edilmemiş midir ?
Neden heryerde geçiştiriliyor bu konu ? Suçlular belli olduğu için mi ?

Basın-emniyet elele, Daha Güzel Türkiye.

21 Ağustos 2009 Cuma

kısa kısa


-Benim işlerim ve Beşiktaşın cezası birleşince aylar oldu görmeyeli Beşiktaşı. Çıplak gözle izlemek için hala önümüzde 10 gün kadar bir süre var. Umarım 10 gündür çünkü arada milli maçlar olacaktı sanırım.

- kısa kısa bloga daha önceleri daha sık yazdığım bir serinin başlığıydı. yazmaz oldum ne zamandır. nedendir bilinmez.

- ferdinand ne yapıyordur şimdi ? siyahi olanı değil beşiktaşlı blogger olanı. beleştepe

- filmde izleyemiyorum bu ara. aslında son 1 aydır kendime hiç vakit ayıramıyorum. kelebekler vadisinde tatil yaptıktan sonra oldu ne olduysa. demek ki tatil bize haram.

- askapuska ispanyada iken başkanda ispanyaya gitmiş. kaş transferini beraber mi yaptılar yoksa ?

- pankart stadda çok güzel durmuş. daha sonra özet görüntülerde izleyebildim. ortak bir emeğin ürünüdür. sanırım bu bilgiyi vermek gerekli.

- kaçak yazılım bulundurmayın çalıştığınız yerlerde. benden uyarması.

- adanademirspor - livorno maçı çok anlamlı. umarım tv den verirler, 90 dakikadan fazlasını...

- yeni dönemde 45'e yakın yerli yapım sinema filmi girecekmiş vizyona. kriz, sinema sektörünü teğet geçmiş.

- bloglar ve beşiktaş blogları artıyor. beşiktaş bloglarını tek çatı altında görebileceğimiz ve hepsine şöyle bir göz gezdirebileceğimiz bir seçenek var mı ? reader demeyin gözünüzü seveyim. heryerde gmail hesabını açmak bana zor geliyor. mesela futblogların beşiktaş versiyonu gibi bir site olsa. böyle bir çalışma yapabilecek olan varsa elimden gelen yardımı esirgemem.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

sakallı ve gülen adam

''vedat kaptan oyundan çıkıp yerine quaresma girdi. taraftar çılgınlar gibi quaresma diye bağırıyor. vedat kaptan kale arkasında ki tribünde kendisini alkışlayan bir avuç taraftara selamını gönderiyor''

şu an yaşadıklarımız böyle bir kurgu işte. sahada olabilecek hali bundan farksız değildir.
vedat kaptan'ın futbolculuğunu pek tabi izlemedim. ama çocukluğuma dair beşiktaş ile ilgili hatırladıklarım arasında babamdan sonra hürriyet gazetesinin beşiktaş haberlerini ve vedat okyar'ın köşe yazısını okuduğumdur.

sonraları öncelikle hürriyet gazetesini okumayı bıraktım ardından gazete okumayı. vedat okyar ismi ile alakam sadece vedat okyar bak böyle böyle yazmış diyen babamdan duyduklarımdır.
pek tv lerde izlemişliğim yoktur. benim hafızamda ki vedat okyar, köşe yazısının hemen üstündeki küçük fotosunda sakallı ve gülen halidir.

babamın en sevdiği yazar babamla aynı hastalığa yakalanmıştı. ve o illet hastalığı ben hiç iyi anmıyordum. vedat kaptanla ilgili konuşmaya çekiniyor, içimden umarım ters köşeye yatırır diyebiliyordum sadece.

yoğun bakıma alındı haberi ile birlikte benim bütün umutlarım tükenmişti. dillendiremiyorduk yine de bir umutla. doktorların bile o süreçte söylediği tek şey '' belki bir umut'' tur çünkü.
o bir umutu hep canlı tutsakta yüreğimizde, kazanan taraf hep karşı takımdı.

töreni öncelikle kulüp binasındaydı. süleyman seba'yı karşılayıp elini öperken recep çetin'i görüyorsunuz. sonrasında bu sene de vedat abi için şampiyon olacağız diyen demirören'i. paralel kurgu aynı mekanda sadece 10 dakika içinde gerçekleşiyor. kulübün dününü ve bugününü görebiliyorsunuz.

modern zamanların yaslı zamanları gittikçe kısalıyor dese de birileri modern zamanlara hapsolmamıştır herkes. bizim alfabemizde V harfi vardır, bazıları V'leri çabuk geçip alfabelerine Q'ları eklemiş.

bir bir gidiyor güzel beşiktaşlılar. eski zamanları anarken rahmetli sözcüğü pek bir revaçta şimdilerde.

sakallı ve gülen halinle hatırlayacağım güzel insan, en güzel yıllarını yaşadın beşiktaşın,
en güzel yıllarını gördün. bugünleri ve bizim bile kestiremediğimiz geleceğin beşiktaşını görmemen adına teselli oluyorum sadece.

,,,

forza'da transfer dedikoduları toplamda 800 küsur sayfa konuşan arkadaşlara buradan sesleniyorum.

çok güvenilir bir kaynaktan aldığım bilgiye göre Beşiktaş Quaresma ile anlaşmış.
hadi forzada link verin. Altına yorum yazın abi kaynak tam olarak nedir diye ?

,,,

13 Haziran 2009 Cumartesi

İbrahim Cingi ve Mete Eke Kimdir ?

Dün Gece neredeydiler ? Neden ?

Bir Gelenek sürüyor Saraçoğlundan Cingi'lere ...
İbrahim Cingi için bakınız.
Mete Eke ile ilgili bakınız.


-Çok pis kokular var bu tranferde. Ergenekon'da 13 sayfa ismi geçen adamlar transferin içinde yer alıyor.
-Mehmet Topuz imza atarken tek kelime konuşmuyor.
-Bütün medya sus-pus olmuş.
- Ve şimdiye kadar bloga Mehmet Topuz hakkında yazmamamın sebebi. Bu transfer savaşının Bjk- Fb eksenli değil de Demirören - Aziz eksenli ilerlemesinden. Beşiktaşlı taraftarlar gayet doğal olarak Mehmet'i Beşiktaşlı olarak kabullendikleri için üzgündürler. Ama Fb cephesinde bu transfere sevinen Fenerlileri anlamakta güçlük çekiyorum.
Tabi ki Ortega yine kendisine yakışan yazıyı yazmış.

Mehmet umarım kendi hür vicdanı ile Fener'i ya da Aziz'i seçmiştir. Eğer öyleyse tüm Azizseverlere hayırlı olsun bu transfer. Aksi yönde ise Fenerbahçe Cumhuriyeti gerçekten vardır. Ergenekonuyla - Mafyasıyla - Medyasıyla ...

26 Mayıs 2009 Salı

Eğlenceli Wc




















İzmir Kupa Finali'ne giderken Çanakkale'de denk geldiğimiz Wc'ler.
Kapıda Eğlenceli Tualet yazıyor. İçeri bizim ekipten ilk ben girdim. Şaşırıp geri çıktım.
Abi burası Wc'mi gerçekten ? Evet dedi. Her giren arkadaşımız fazladan kaldı biraz :D
Fiyatı 50 Kuruş.

10 Mayıs 2009 Pazar

Neşet Ertaş


Geçen cuma İstanbul'a giderken ön koltuğumda Neşet Ertaş ve eşi vardı. Uçak alana indi, herkes hareketlendi birden. Neşet Usta da üstteki bagajdan sazını almak için yeltendi. Bundan sonra bir kadın ile arasında yaşanan dialog aynen aşağıda aktarıldığı gibidir. Her hangi bir ekleme ya da abartı yoktur:)

- Aaaa gitar mı o?
- Hayır, Türk sazı.
- Aa çalıyor musunuz?
- Biraz...
- Ne güzel! Nerde çalışıyorsunuz, bizde geliriz birgün dinlemeye.
- Cemal Reşit Rey'de yarın konserim var, tek kişilik.

Bu dialogdaki mimikleri siz tamamlayın:)

29 Mart 2009 Pazar

Çalsın Davullar, Sazlar




Yaklaşık 1 haftadır bilgisayarım resmen ağlattı beni. Format candır felsefesi ile hareket edip, huzura ermiş durumdayım.

Ne zamandır ekleyeceğim unutuyorum. Bizim ufaklığa müzik dersinde ödev vermişler. Herkes bir enstrüman yapacak diye. Hal böyle olunca yapılacak enstrüman ve modeli bellidir:)

19 Şubat 2009 Perşembe

Babam ve Beşiktaşım


4-5 yaşlarında bir çocukken söyledi babam ''Biz Beşiktaşlıyız'' diye.
Emir alır gibi kabullenmedik o yaşlarda Beşiktaş'ı, emanet alır gibi kabullendik.
Babam'la ilk Beşiktaş muhabbetime tekabul eder bu durum.

Ortaokul yıllarında Beden eğitimi dersleri girdi hayatımıza, eşofman zorunlu maddesiyle birlikte. Arkadaşlarımın rengarenk eşofmanları arasında siyah-beyaz olmalıydım. İsteğim annem aracılığıyla tez elden iletildi babama. Düştük Eminönü yollarına, soğuktu hava o zamanların istanbul'una yakışırcasına.
Fazladan 1-2 yıl giyeyim diye büyük beden Beşiktaş eşofmanı alıp Eminönü-Kadıköy vapuruna binmiştik. Babam başlamıştı Beşiktaş'ı anlatmaya, 2 tanede sahlep söyledi sıcak Beşiktaş muhabbetinin yanına. Elimde açıp giymek için sabırsızlandığım Beşiktaş eşofmanım ve sahlep.

Beşiktaşlılığım bilinmeye başlamıştı. Farkılılık ve ötekilik durumunu anlamak için yeterli bir sebebti Beşiktaş'lı olmak. 60 kişilik sınıfta bir elin parmağını geçmezdik, sokakta 2. beşiktaşlı bulursak ne mutlu. Arkadaşlar sokak maçlarında Okocha'yı paylaşamıyorken ben hep Amokachi oluyordum. Pazartesi günleri bakkal amcalar takılırdı önce, sonrasında okulda ve sokakta devam ederdi Beşiktaş müdafalarım. Hayatta inançlarım uğruna direnmeyi öğreniyordum.

Babamla Beşiktaş'ta akrabalara gitmeyi severdim, akraba ziyaretlerinden hiç haz almasamda. Kesin Fulya'ya uğrardık çünkü. Hele bir de antremana denk gelmişsek keyif 2 katından gıcır.
Ertesinde okulda havasını atardım ama yaşadığım mutluluk ayrı yeterdi bana.

Beşiktaş sevgisi arttıkça öğrenmiştim babamın gazeteyi neden son sayfadan okumaya başladığını. Yeni transferler, maç sonuçlarını konuşur olmuştuk saatlerce.

Teleon ve Cine5 zamanında kahve kültürü başlamıştı, sigara dumanı ve küfürler arasında babamın hemen yanındaki sandalyede Beşiktaş'ı izlemeye çalışıyordum. Babam yanımda küfür etmezdi Beşiktaş'lı futbolculara, edenler içinde bakma sen onlara derdi. Yenildiğimiz maç sonları sigarasını tüttüre tüttüre benimle eve gelirdi çoğu zaman, kimi zamanda takma kafana diyip cebime harçlık verip eve gönderirdi.

Tesisler ümraniye'ye taşınmıştı ve ben artık babamla hiç Beşiktaş'a gitmiyordum. Arkadaşlarımla maçlara gitmeye başlamıştım. Maç sonu eve geldiğimde tribün çok iyiydi ile başlardı söze. Sonra maç kritiği yapardık biraz.

Araba ile bir gün Ümraniye tesislerinin ötesinde bir yere gidecektik. Tesislerin yanından geçmeye başladığımızda başladık yine Beşiktaş konuşmaya. Bu Stavrum'dan golcü olmaz gibi birşey demişti ki yanımızda geçen kamyon bizi kenara sıkıştırmış ve kaza yapmıştık. Arabada ki büyük hasara rağmen emniyet kemerlerimiz takılı olduğu için hiç sıyrık almadan atlatmıştık. Stavrum'u hiç sevemedim o zamanlar.

Edirne'de Üniversite okuduğum zamanlara denk gelmişti 4-3'lük F.b maçı. Babam çok severdi Rıza'yı. Maç sonu sevinç ve heyecanla telefon etmişti. Mesafeler engel değildi Beşiktaş konuşmaya.

Kombine alıp her maça gitmeye başladığımda sevinmişti. Hayatın içindeydi çünkü. Biliyordu dışarıda kötü bir hayat olduğunu ve Beşiktaş'a sığınmama izin veriyordu. Siyasi olarak zıt düşerdik çoğu zaman, tarzımı eleştirdiğide olurdu. Geceleri eve gelmeme bile razı değilken gönlü, söz konusu Beşiktaş ise akan sular duruyordu.

Babamın beni beşiktaşlı yapması gibi Kuzenimi Beşiktaş'lı yapmıştım. Beşiktaşlı olursan sana şeker, forma alırımlarla değil. Biz Beşiktaşlıyız demem yetmişti. Babamdan aldığım emaneti kuzenimede aşılamıştım. Babamda ona Beşiktaş şapkası alrak jestini göstermişti. Dahası var ki anne-babasından alınan her yeni şeyin siyah-beyaz renklerde olmasını istiyordu.






Adı illet olan hastalığa yakalandığında dank etmişti kafama babamla yapamadıklarım, yaşayamadıklarım. Maça gideriz planım vardı hastaneden çıktığında. Denizli maçı vardı önümüzde. Hastanede yanında refaketçi kaldığımda birçok gazete alıyordum. Ve hepsinin Beşiktaş sayfası açılmış vaziyette bırakıyordum yanına. Kuzenim gelmişti ziyaretine, küçük olduğu için yanına almamışlardı. Aşağı hastane bahçesinde indiğimde ağlıyordu. Ağlama iyileşince evde göreceksin dediğimde ama ben eniştem için siyah-beyaz ayakkabılarımı giyip geldim demesiydi Beşiktaşlılığını gösteren.


.


23 Eylül 2007 Denizli maçıydı. Babamın vefatının haftası için mevlüt okutulmuştu evde. Daha fazla kaldıramadı bünyem evde oturmayı. Maça gidiyorum diyip Üsküdar'dan Beşiktaş yaptım. İlk 10 dakikası bitmişti maçın stada girdiğimde. 2-0 geride idi Beşiktaş. Hayatta Beşiktaş demek buydu demek ki. Şaşırt beni hayat Şaşırt beni Beşiktaş dedim içimden. Goller geldi ardı ardına.
Babamla gideceğim ilk maç olacakken Babamsız ilk maç olmasından üzüldüm attığımız her golde. Gözlerim daha fazla kaldıramadı Beşiktaşın gollerini. Herkes 3. gol sevincini zıplayarak yaşarken ben arada sabit bir şekilde duruyordum. Rakip takım tribüne girmiş ve gol yiyen takımını görmüş gibi.

Sığınacak yer belliydi. 5 yaşında gösterilmişti adres.

Sıkıcı maçlarda tribünde oluyor gözüm. Babaları ile maça gelmiş çocuklara bakakalıyorum, elimden geldiğince fotoğraflarını çekmeye çalışıyorum. Ne kadar şanslı olduklarını hiç anlayamayacakları için yanaklarından bir makas alıp uzaklaşıyorum.




Biz büyüdük kirlendi dünyanın ötesinde artık yaşadığımız zamane dünyası. Hava kirliliği yüzünden dışarı çıkma yasağı olduğu zamanlar vardı, savaş, terör, kriz, deprem, hırsızların her gün aynı sokakta bir evi soyduğu, okul kavgaları, trafik kazaları. Geçmiş salt kirlilik olarak ele alındığında hiç kuşkusuz daha korkutucuydu.

Dünya küçülüyor galiba. Beşiktaş formaları atkıları var dolabımda henüz hiç giymediğim. Her hafta maça gitmeme rağmen Fulya'da antremanlarda gördüğüm hareketler gibi cazip gelmiyor hiçbirşey. Kuzenimin bana anlattığı gibi konuşamıyorum çoğu zaman Beşiktaş'ı. Hala aynı tadı bulmak için vapurlarda kışın sahlep içmeye yeltensemde hep nafile sonuçlarla karşılaşıyorum.



Yönetimi, futbolcusu, teknik heyeti, muhalefeti, taraftarı, medyası, yazarı ...
Biz Beşiktaşlıyız gibi bir Beşiktaşlılık yok artık.
Herkesin ayrı Beşiktaş'ı, ayrı derdi, ayrı menfaati.

Beşiktaş sevdam Babamdan emanet.
Üsküdar-Kabataş motorları, Kadıköy-Beşiktaş vapurları Beşiktaş.
Çift sarılan atkı Beşiktaş. Beşiktaş demeye Beşiktaş yazmaya doyamamak Beşiktaş.
Beşiktaş taraftarıyım kelimesini kullanamamak taraftarlığın ötesinde tanımlamaktan kendimi.


Ne zor emanet vermişsin Baba.
Ama merak etme hala senin istediğin gibi,
Biz Beşiktaşlıyızdaki gibi Beşiktaşlıyım.

29 Ocak 2009 Perşembe

yazdıkça


- Antalya ile 3'lü periyodun ilk maçında yeterli bir futbol oynadık diye düşünüyorum. yeterlilik seviyesine erişmesinde bobo'nun payı yüksek. nobre'nin her maç orta sahaya kadar gelip top alma çabalarına gözümüz o kadar alışmış ve aldanmış ki bu mücadelesini çılgınlar gibi alkışlayıp, tribünde gaza gelenler var. ama es geçtiğimiz birşey var ki, nobre asli görevini yerine getirmiyor. bobo ise olması gereken yerde, olması gereken zamanda, geride top aldığı zaman top ile birlikte ilerleyebiliyor. nobre'den top sürmesini beklemek ise hayal gibi.

ilk yarıyı izleyemedim ama sol kanatta iki sağ kanat oyuncusu görev almış. geride ekrem, ileride serdar özkan. ibrahim üzülmez'i kesmek için ekrem gibi bir adamı oraya hapsetmek futbolun adaletsizliği gibi geliyor. çok hızlı hücuma çıkabilen, ters ayakla ortalar açabilen, çalım yeteneği olan, her haliyle ofansif bir orta saha oyuncusu olduğu belli olan bir oyuncuyu sezonun 2. yarısı defansta izlemeyiz umarım. yine aynı şekilde tello oyuna girdiğinde sağ kanatta oyuna başladı. hoca baktı ki orada olmuyor erkan'ı sağ kanat geçirip, tello'yu sola aldı. beşiktaş'ın uzun yıllar sonra belki de ilk defa kanat oyuncularının alternatifi bolca mevcut.

-Antalyaspor taraftarı bile beşiktaş taraftarını kendisine düşman ilan ettiyse, beşiktaş'ta sadece yönetim nezdinde değil taraftarında değiştiğinin göstergesidir. birçok kişinin 2. takımı olan Beşiktaş'tan herkesin 1. düşmanı olacak hale gelmiş bir takım. neden diye sormak lazım.

deplasman otobüsünün camları taşlanmış. istanbula kadar kırık camlarla yolculuk yapmışlar. haliyle soğuk vücuda yüksek miktarda işlemiş. haftasonı kendileri gelecek istanbul'a. ya da şöyle diyelim, takımları gelecek ama kendileri gelecek mi ? olası olayların sorumlusu antalya taraftarıdır. medya öyle göstermese bile ...

- futbol'dan sinemaya geçiş yapalım. the band's visit. mısır polis orkestrası israil'e bir açılışta çalmak için giderler. nazım usta'nın şiiri gibi bir durum ortaya çıkar.'' ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında''. orkestrayı ne karşılayan olur, ne de ilgilenen. kısıtlı imkanlarıyla kendi yollarını kendileri bulmaya çalışırlar. ıssız bir kasabaya kadar varırlar. farklı bir kültürle ve kendileriyle tanışırlar orada. ülkeler arası siyasetten uzak, insan ilişkilerine yoğunlaşmış bir film. iyi de çalıyorlar.

- divx film kültürüne pek fazla bulaşmadım. filmi indir, altyazısını bul felan. zor işler bana göre. tedarikçim ege sağolsun, arada bir kargolar bana.
bazı altyazılarda komik durumlar ortaya çıkar. yanlış çeviri, çevirmen yorumu, eksik çeviri gibi. şu an itibariylede divxplanet ile ekşisözlük arasında bir altyazı tartışması devam ediyor.
lost'un terbiye edilmiş çevirilerinden bunalan sözlük ve sıkıysa siz yapın kuzum diyen divxplanet.
anlamam , anlamadığım için girmem tartışmaya.

altyazı konusuna girişimin gerçek sebebi ise. cyrano de bergerac. edmond rostand'ın oyunu, türkiye'de bir çok kez tiyatrolarda oynandı. hala da oynayan tiyatrolar varmış.
90 yapımı filmi mevcut dediler. gerard depardieu oynuyor cyrano'yu dediler. fransızca bile yeter dediler. bir gazla filmi edindim internet aleminden. altyazısıda içinde bonus. 2 saatlik film. şiir gibi akıyor ki bolca serenat ve şiir mevcut. son sahne için elde sigara hazır bekleniyor. ışıklar söndürülmüş. gerard başlıyor serenatına. akıyor fransızca ama ben anlamıyorum. altyazı demo sürüm oyunlar gibi orada bitiyor. filmin etkisi balon hızıyla sönüyor. dvd'sini bulup almak farz oldu artık.

- seçim karmaşası bizim buralarda kısmen başladı. parti minibüsleri hoparlörlerini son ses açarak yollardan geçiyor. duvarlarda afişler, yollarda pankartlar. yakında tv'leri de işgal edecekler. hipnoza uğramış millet sandıkta oy kullanana kadar arkadaş ortamlarında, sokakta,tribünde politik konuşmalar yapmaya çalışacak. bitmek bilmeyen 90 dakikar gibi, şu seçim telaşıda bitse de kurtulsak karmaşasından. yoksa memleketin kurtulacağına kimsenin inancı yok.
can dündar'ın 90'larda yaptığı bir gençlik oylamasında çıkan sonuçlar ;
ülkenin geleceğinden umutlu musunuz ? % 85 hayır.
kendi geleceğinden umutlu musun ? % 85 evet.

- kesinleşmemiş olsada, ntvspor'un bloglarla ilgili bir projesi var.
umarım gerçekleşir. tv'de yorum ve bilgi kirliliğinden bir nebze olsun kurtuluruz.

22 Ocak 2009 Perşembe

Milli Marş


Özellikle cuma günleri iş yerine " Allah Rızası " ile söze başlayanlar çok geliyor. İçeri girerken ağır hareketlerde bulunurken, sanki her an düşecekmiş gibi yürürken, çıktıktan sonra bir ceylan çevikliğinde oluyorlar. Bugün yine bir tanesi geldi. Dialog birebirdir:

-Merhaba.

-Merhaba, buyrun?

(Üstü başı düzgün, sağlığı yerinde görünen 50 yaşlarında bir adam)

-Allah rızası için bir yardım, sadaka...

-Allah versin

-Bu ne ya mill marş gibi! Ya allah versin ya da patron yok!!!

Böyle sinirlendi kendi kendine gitti, trip yaptı resmen adam bize. Yanıt bile veremedi, öyle güldüm saf saf.

19 Ocak 2009 Pazartesi

müzik


Blog'a ilk yazılarımdan biri Pilli Bebek hakkındaydı. ara ara takip ettiğim amatör grupları ya da popülerleşmemiş sanatçıları yazmayı düşünüyordum. sevdiğim sanatçılardan bukleler okuyacaktım felan.

öyle sık sık dinleyipte, tüketmek istemediğim sanatçı ya da gruplar vardır. misal Cat Stevens dinleyeceksem mutlaka yanında şarap olmalıdır. açık söylemek gerekirse cat stevens'i geç tanıdım, sevdiğimde ise hep şarap içerken dinledim. evet öğrencilik yıllarıma tekabül eder. 2milyon türk lirasına yerel bir şarap olan Gacal eşliğinde, bozuk cd çalara monte edilmiş pc hoparlörü ve mum ışığı.

bob dylan ve hurricane şarkısı ise öğrencilik zamanlarımda yarı mesai çalıştığım internet cafeyi açar açmaz ilk dinlediğim parça olurdu. yanında 2 peynirli poğaça ve bir vişne suyu. şimdi dinlediğimde hala o peynirli poğaçanın tadı gelir aklıma.

yeni türkü'yü hep yalnızken dinlemişimdir tam tersi şekilde guns'n roses'i ayık ve yalnız kafa dinlediğim çok nadirdir. mamak türküsü ve november rain bu bağlamda yan yana oynayamazdı.

kesme şeker'in kum albümünün ise yeri apayrıdır. gecenin sonuna doğru cd çalardaki yerini alırdı. son şarkı olan zaten'de sızmaya doğru yol alırdık, ya da uyumaya. evde 12 kişi de olsa 2 kişide olsa bu şarkı bittikten sonra kesin bir sessizlik olurdu. ama şarkı bitmezdi aslında. 4 ya da 5 dakika sonra toplamda 12 dakikayı bulan son şarkı john lennon'ın love is real şarkısı gibi fade in ile bir giriş yapardı. ve ben hep kendime gelirdim o şarkı ile, ilk cümleyi tam hatırlayamamakla birlikte. şimdi dinlerken o cd çaların ve bozuk hoparlörün tadını hiç bir şekilde vermiyor.

uzundur ömür meraklanma
mühimdir yalnız telaşlanma
saatler geri yavaşlama
sayfalar sarı
bir zamanlar aşk olsanda


cem karaca her daim hayatımda olan nadir sanatçılardandır. kaset, cd, mp3 evresinde hep mevcuttu yani. tamirci çırağı ile başlayan şimdilerde sevda kuşun kanadında'ya varan.
bunun yanında haluk levent vardı bir zamanlar. peşinden konserlere koştuğum,albümlerini çıktığı gün aldığım, tüm şarkılarını ezberlediğim adam. kendim yetmezmiş gibi arkadaşlarıma aşıladığım ve şimdilerde beni gördüğünde sen bulaştırdın bizi bu illete diyen yani hala dinleyecek kadar müptela ettiğim insanlar.

goran bregoviç vardır mesela. tam bir duygu karmaşasında olduğum zamanlarda. keyiflendirip, hüzünlendiren. beni asla bir modda daimi tutmadığı için tercih edilesi.

hayatın ritimi ağır geldiğinde düşüncelerimle aynı ritimde olan portishead.
yanına ara sıcak olarak placebo. baktık ki saplanıyoruz audioslave ya da soundgardenle acil müdahele.

yanlış zamanda gelmişiz olm dünyaya tadında zamanlarıma beatles ve pink floyd ellerinde tuz koşardı. ve diğer saz arkadaşları.

ayda yılda bir denk gelmişsem akşam haberlerine. memleketten güzel haberleri aldıktan sonra ahmed arif. geri ikilide selda bağcan, ilkay akkaya.

serdar keskin .
evet bu yazının amacı sadece ve sadece serdar keskindi. neden bu kadar uzadı bilmiyorum.
biyografisini yazacaktım, hayatımdaki yerine değinecektim, şarkı sözleriyle bitirecektim.
denklem tiryakilerini anlatacaktım hatta.
bu yazıdaki amaç-sonuç ilişkisi ile bir denkleme daha sebebiyet verdim.

Anlatamadıysam kendimi sana
Bil ki kendimede anlatamamamdandır
Seni kendime, kendimi bana
Kendimi kendime anlatamamamdandır

Ölçüsüz iyiniyetler, iyimserlikler
Bazan büyük, çoğu kez küçük hesaplara yenildiler
Çoğaldılar belki ama eridiler

Yolculuğun son metreleri sanki
Dünya zaten sürgün yeri
Buluşsun artık şu kopası bellekleriniz
Yeni yollarda zaten bunu gözler
Terbiye gümrükleri, sürgün yerleri
Birde bütün bunlar yetmezmiş gibi
Sohbetlerde popa sardı
Denklem tiryakileriyiz artık hayattan

17 Ocak 2009 Cumartesi

Mutlu Seneler


Doğum günün kutlu olsun canım kardeşim...

Şairler'de olup, kutlamak vardı.

8 Ocak 2009 Perşembe

Karman Çorman



Okul bittiğinden beri işsizim. Boş durmamak için de abimin yanında çalışıyorum bir süredir. (Bir süre dediğime bakmayın, bana göre epey süredir) İş, kırtasiye-kitap...Mevzuya hakimim aslında yıllardır. Çünkü senelerden beri babanın ve abilerin yaptığı iş bu. Yıllarca kitap dağıtım işi ile uğraştılar. Sonra kriz hadisesi işin rengini biraz değiştirdi. Ben de şu an belli bir yaş grubu ile muhattapım çoğu zaman. Ortaokul öğrencileri sıklıkta..Ve gitgide bu yaş kesimine dair olumlu düşüncelerim azalmakta. Tamam ergenlik dönemi, hassas dönem vs. Ama çok pis dalasım var alayına. Bir de yetmezmiş gibi bunların anaları, babaları var. Yaşları büyük ama onlar da hala ergenlik dönemindeymiş gibi davranıyorlar.

Başıma gelen hadiseleri anlattığımda genelde gülüyor insanlar. Hem de öyle tebessümle değil, direk kahkaha. Başlarda bende gülüyordum. Ancak artık gülmemeye, gülememeye başladım. İş yerinde yaşananlar beni derin bir mutsuzluğa sürüklüyor. Tabiki de hadise sadece bu ortaokullu veletler değil. Hala işsizim bana göre. Geleceğimi göremiyorum, aylar sonrasını düşündüğümde şu ankinden bir farkı yok. Etrafımda benim gibi nice arkadaşım var. Ve onların nice arkadaşları. Mevcut ruh halim tüm yaşamıma yansımış durumda. Genellikle yalnız kalmak istiyorum, insanlarla vakit geçirme isteği ilk sırada yer almamaya başladı. Sürekli bir yorgunluk, mutsuzluk, karamsarlık. Tahlilimi yapıyorum ama reçeteyi uygulayamıyorum. En basitinden buraya giriyorum, yazmak için oturuyorum, sonra kalkıyorum tekrar. Bu yaşadıklarıma dair yalnız olmadığımı da biliyorum. Dedim ya etrafımda tonla benden var.

Bugün iş yerine bir bey geldi, fotokopi çekiyorum. Saat 11 buçuk falan. Dedi ki tapu müdürlüğüne gittim, öğleden sonra iş yapmıyoruz dediler. Ee niyeymiş dedim. Öyle diye yanıt vermişler. Ardından eklemişler, öğle yemeği saatine 10 yumurta, bir paket yağ getir diye. Rüşvete bak ne hale gelmiş. Ee dedim şikayet etsene, ses yok tabi. İşim olsun da nasıl olursa olsun derdinde insanlar. O zaman gelip, sızlanmayacaksın bana böyle dediler diye. Gider paşa paşa alırsın yumurtaları, hatta menemen bile yaparsın. Şu sinirli günlerimde keşke böyle densizin biri bana denk gelse!

Bu aralar sık film izliyorum, toparlayabilirsem paylaşırım. Epey güzel şeylere denk geldim. Marmara hazretleri gibi betimleyemiyoruz tabi ama:)

Metin Tekin şimdilerde top oynuyor olsaydı, Kanoute'nin yaptığını kesin yapardı, kalıbımı koyarım ortaya.

Filistin'e dair söylenen her şey yetersiz geliyor. Nasıl bir coğrafya ki içinde bu kadar hüznü barındırır ve Filistinli olmak ne kadar da zordur. Kefiyeler, poşu adıyla bu sene ülkemiz gençliğinin gözdesi idi. Sokakta tonla genç yakışıyor ya da yeni moda bu anlayışı ile boynundan eksik etmiyordu. Anlamını bilmeden... Hala öğrendiklerinden şüpheliyim büyük bir çoğunluğun.

7 Ocak 2009 Çarşamba

yazdıkça



- dayan filistin adı altında gerçekleştirilen eyleme yeterli sayıda katılım sağladık.
arada tekbir getiren ve beşiktaşla ya da beşiktaşlılıkla ilişkisi olmadığı her halinden belli olan şalvarlı abiyi saymazsak. ve küfürle protesto etme girişiminde bulunan eylemin ciddiyetinin farkında olmayan arkadaşlara rağmen.
zeki demirkubuzla tanka karşı taş savaşa karşı beşiktaş pankartının arkasında fotoğraf çektirdik ama fotoğraf çeken ablaya nasıl ulaşacağımı bilmiyorum.
yağmur altında eylemi gerçekleştirdik, ardından maç saatini bekledik, maça git,çıkışı felan derken vücudu baya bir yorduk. güzel bir uykuyu haketmişti bünyem. ama annem öyle düşünmüyordu. sabahın köründe haberlerde beni görünce heyecanlanmış, o heyecanın etkisiyle uyandırdı tabi ki. seni haberlerde gördüm ama neden çıktığını anlamadım, sonunu izledim ne oldu sorusuna verilen cevabın kısa bile olması, uykumun kaçmasını engelleyemedi. uzun zamandır sabah 8'de uyuduğum oluyordu ama en son ne zaman o saatte uyandığımı hatırlamıyorum. üstteki foto ise alıntıdır ancak içinde emeğim vardır.



- bir maç yaptı beşiktaş. ismi antep belediye olmasa formasına aldanıp avrupa takımı ile maç yaptığımıza inanabilirdim. 10 numarasız takım uzun zamandır arkadaş ortamlarında ara ara tartıştığımız konulardan biri. ne seninle ne de sensiz gibi bir durum.
mustafa denizliyi çıkardığı kado bakımından eleştiriyordum ama maç sonucu iyice anladım ki beşiktaş'ın hala oturmuş bir kadrosu yok. peki bu maç elindeki kadroyu görmek için iyi bir sınav olabilir mi ? bana göre hayır. takımının gerçek gücünü görmek için dişli rakiplerle oynamalısın, futbolcu psikolojisidir küçük takıma karşı daha farklı oynar. kazanmak ya takım oyununun ötesinde kendini gösterme çabası ister istemez olacaktır.

- gerek ülkemizde gerekse dünya futbolunda artık ön libero gerçeği vardır. en önemli mevki olarak o bölgeyi görüyorum . geçen sezon cissenin sakatlanması sonucu elimizde önlibero kalmayınca o bölgede 3 maçta 3 farklı adam denedik. mehmet sedef, serdar özkan ve ricardinho. yanlış hatırlamıyorsam 2 yenilgi 1 beraberlik aldık. zor buradaki adamın görevi. en basit tanımıyla hem rakipten gelen topları kesecek hem de ileriye top taşıyacak ve dağıtacak. fahri vardı mesela ileriye çıkışları çok etkili olan ve iyi bir müdafa oyuncusu koray, ikisinden bir önlibero çıkartabiliyorsun işte. cisse'ye ise ısınamadı bu tribün bir türlü. hani daha ilk geldi haberinde ismi itibariyle çakma cisse olması. pascaldan haberleri alıp, asabiyim şöyleyim böyleyim açıklamaları, ilk antremanlarda donla görüntülenmesi. eğreti hareketler sergiledi. yürekten dediğimiz oyunu bir türlü gösteremedi. evet boy avantajıyla iyi toplar kesiyor. hele topu fafası ile indirip daha yere düşmeden tekrar müdahaleler etmesi. ancak net birşey var ki olmuyor cisse ile. klebersonla olmadığı gibi.


- endüstriyel futbolu konuşurken aklına gelemeyecek konuları, geçmişi irdelerken buluyorsun. bu taraftarın ilk futbolcu bonservisi öğrendiği zamanlar ertuğrul sağlam ve ayhan akman zamanlarına denk geliyor. seba sonrası başkan adaylarının vaatleri arasında ise teknik direktörler var. bu da beşiktaş'ta ilk defa o zaman yapılmış. 3 başkan adayının 3 teknik dörektör vaadi.




- goodbye bafana. ismi itibariyle goodbye lenin'i hatırlatabilir. türkçe'ye özgürlüğün rengi olarak çevrilmiş. filmin çağrışım yaptığı filmle ortak noktası yok değil. değişmeyen bir ülkede değişen bir adamı anlatıyor. nelson mandela'nın gardiyanının anılarından beyazperdeye uyarlanan filmimizde, gardiyanın mandelaya ve siyahlara bakış açısının, mandelayı tanıdıkça nasıl değiştiğini görüyoruz. produksiyon olarak zayıflıkları göze batsada, konu sayesinde iyi kotarılmış bir film. mandela'ya ve güney afrika'ya beyaz bir adamından gözünden 30 yıllık bir bakış diyerek ayrıntılara kaçmadan son verelim.
ve ayrıntı gerektiren bir konu. yemeksepeti.com'la oldukça haşır neşiriz. her daim elimizin altında açık olabilecek yerlerin telefon numaraları ve menülerini bulundurmaktansa, burası aracılığıyla herşeyi çözüyoruz. reklam gibi olan bu giriş cümlesinden sonra baltalamaya başlayabiliriz. 30 ytl'lik siparişlere bazı restaurantlar beleş dvd veriyor. biz de birkaç arkadaş ortak sipariş verdiğimizde bu fiyatı tutturmaya bazen özen gösteriyoruz. özelliklede şimdiye kadar gelmiş olan filmlerin yüzde 95'ine el koyan kişi olarak çok daha hassas davranıyorum. ancak defolu film gerçeğini burası sayesinde öğrenmiş bulunmaktayım. 3 filmden 2'sinde kesin bir sorun vardır. en sık rastlanılan ise seslerin cızırdaması. goodbye bafanada ise altyazıların yarısı gözükmüyordu ve filmde 2-3 sahnede yerel bir afrika dili var. o sahnelerde ne konuştuklarını hala bilmiyorum. hani olrda 25 ytl'lik sipariş vericek olursanız 30'u tutturmak için bütçeyi zorlamayın aynı fiyata filmi zaten bulabilirsiniz.

- vicdan ile ilgili bir önceki postta kısaca bir şeyler karaladık. sektörde fonocuların ( fono film) filmi olarak geçiyor. zaten arka jeneriklere dikkat eden birisiyseniz bütün isimler tanıdık gelir. lafın kısası bu işin erbabı tarafından post produksiyonu yapılmış bir film. kurgu'da mustafa preşeva ismi bile yeterlidir galiba ( ancak kendisi fonocu değildir ).
tekrar belirtmek gerekirse ses kurgusu mükemmel derecede. görüntülerde ise seyirciyi yormadan ( evet burada nuri bilgeye taş atıyorum ) gayet güzel resimlere yer vermişler.
eleştirilecek yönleride pek tabi ki mevcut.
bu kadar iyi bir ses kurgusu olan filmin , bu kadar bariz şekilde kendini belli eden dublajlarının olması. izmir'de geçen filmde izmir'i görememek. devamlılık hataları.

- film eleştirisi yaparken gayet kibar olmaya özen gösteririm. yerli yapımıda desteklediğimi alenen her ortamda söylerim. sonuç itibariyle sinemayı seviyorum ve bu sektörün içinde, kenarında, ortasında bir yerlerde duruyorum. yani buradan para kazanıyorum. sinemanın içinde olmadan önce bende acımasızca filmleri, yönetmenleri eleştiriyordum belki de. klişe ve bir o kadar da gerçek bir açıklama yapmak gerekirse her mesleğin zorlu yanları vardır. bazen istenilen şeyi çekemezsiniz, oyuncu istediğiniz gibi oynamaz. post produksiyonda istediğiniz sonuçları alamayabilirsiniz. çekimlerde gözünüzden kaçam,aklınıza gelmeyen bir sürü vaka yaşanabilir. binbir türlü aksilik karşınıza çıkabilir. film kuş oldu diye bir tabir vardır. ve büyük umutlarla başladığınız filmi bir kuşa döndürebilirsiniz. film artık senaryodaki ya da kafanızdaki film değildir. işte bu sebeplerin hepsinden ötürü bir filmi eleştirirken bu durumları göz önünde bulundururum.
nereden çıktı bu konu. sinama öğrencisi 2 genç ile 129T isimli efsane otobüsümde yan yana yolculuk yaptım. konuşmaya birkaç kez dahil olmak istedim. ama kendimi bitmeyecek bir tartışmanın içinde bulacağımı biliyordum. yerli yapımları, holywood filmlerini, avrupa sinemasını geçtim. artık kült olmuş filmlerin bile bu kadar saygısızca eleştiribileceğine kulaklarım tanık oldu. beynim kabul etmedi. gözlerim 5 sene sonra sektördeki hallerini gördü.


- fotoğraf makinam bozulduğundan dolayı fotoğraf çekemiyorum bu aralar. çektiklerinden ne hayır gördük diyebilirsiniz, ben de destekler biçimde, yanımda her zaman gezdiririm ama haftada bir kere çıkartıp foto çekerim derim. ama olmayınca ulan makina olsaydı şunu çekseydim diyorsunuz. örneğin ; yılbaşı günü kafasında çarşı beresi olan trafik polisi.

bir yazımıza daha burada son veriyoruz, bir daha ki yazımıza kadar esen ve sağlıcakla kalın.
(sabahlamalardan dolayı bu aralar çok fazla trt izliyorum)

6 Ocak 2009 Salı

kısa kısa

- filistinden alınan gun gun olum haberleri, caresiz ve yalniz bir ulkenin bebekleri var misket oynayamadan misket bombalariyla tanismis,
soyleyecek soz bulamiyorsun, isyan edecek birisi yok karsinda ve internette sagda solda okudugun
ama hamas da bidi bidi diye soze baslayabilen insanciklar.

- ankarada ki 7 genc. ve aileleri, yakinlari. hayata erken goz yuman 7 genc.
ve bazi adamciklar cumaya gec kalma telasinda. ama esrar icmisler diye soze baslayan gazete, ciplaktilar diyen yine ayni adamcagiz. ama biraz insan olsaniz, o cocuklarin ailesi yerine koysaniz kendinizi . ya da hic denemeyin sadece susun.

- nazim vatan haini degilmis. has s... in oradan. vatan ayni vatan, nazim yine vatan haini.
size kalmadi onun vatandaslik hakkini vermek.
o bizim sevdalimizdir.



- memleketten spor haberleri
asparagas transfer haberleri, hergun yeni bir istatistik veri, eski topculardan anilar,

-memleketten sinema haberleri
box office der ki, holivud gitsin kendi coplugunde otsun. artik holywood filmlerine pek ragbet gosterilmedigi izleyici sayisindan gayet net anlasiliyor.
ve bir film. vicdan.
ses kurgusu bakimindan turkiyenin ilk en iyi filmi derim, isteyen izler, isteyen sadece dinlesede filmi anlayabilir.

4 Ocak 2009 Pazar

Katliamlara Karşı Atkılarımız Kefiyemizdir



6 Ocak 2009
Salı
Saat: 15.30
Barboros Meydanındayız

Katliamlara karşı atkılarımız kefiyemizdir!

Dayan Filistin!



30 Aralık 2008 Salı

İstanbul'dan Taksim Gelmiş, Ege'de Bir Bayram Havası


- Hafta sonu için Taksim ziyarete geldi, çok da iyi etti. Kısa sürede iyi vakit geçirdik. Kumrulu, rakılı, 3 porsiyonluk görünen ama tek porsiyon olan lahmacunlu, klostrofobili ve merhabalı:)
Yaşadığım şehri çok seviyorum ancak mevcut ilişkilerim kısır döngüde. Bundan sıyrılmak uğruna verdiğim mücadelede yalnız kalıyorum. Bu yüzden şehir dışından ziyarete gelen arkadaşların getirdiği moralin derecesi oldukça yüksek.

İyi ki geldin güzel kardeşim, bir daha ki sefere daha uzun süreli olur umarım. Ayrıca İzmir'e gelişini muhakkak bir sebep vardır gözüyle bakanları kınıyorum:)

- Bizim insanımızda ciddi bir poşet hastalığı var. Girdiği her dükkandan, alışveriş yaptığı her mekandan poşet alma hastalığı. Evlere baskın düzenlense, en çok çıkan nesnelerden biri olur. Gerekli-gereksiz poşet alıyoruz her yerden. Bakkalın üst katında oturan adam aldığı şekeri poşete koydurup, dönüyor misal. ( Toz şeker nereye konur geyiği yapmayalım lütfen:))

- Tvlerdeki abuk reklamlar malum. Hani alet tanıtımları, yok saç çıkarıcı krem falan. Hepsini bir nebze anlıyorum eyvallah ki anlamıyorum, cümleyi bağlayım diye dedim. Yeni gördüm bir reklam var. Neymiş topuktaki ölü derileri sorunsuz alıyormuş. Sorunsuz alsın da görmek zorunda mıyım ben? Koymuşlar ablaları, abileri, amcaları, teyzeleri. Topukları traş ediyorlar. Yahu bir de genç modeller var. Lan toynak olmuş sizin ayaklar, güzel olsan kaç yazar. Ha bir de diyor ki reklamda, ölü deriyi haznesinde saklar. Sonra onu gözümüze sokuyorlar. Hindistan cevizine benziyor. Artık onu da pasta üstünde görünce öğğk diyecez.

- Foto cumartesi Kordon, cep telefonu ile çekildi. Bu da ayıp bir şey. Millet kalksın makinelere tonla para bayılsın, sen kalk böyle yalandan çek. Olsun en azından biz çekiyoruz, birileri gibi makineyi ödünç verdim demiyoruz:)