
4-5 yaşlarında bir çocukken söyledi babam ''Biz Beşiktaşlıyız'' diye.
Emir alır gibi kabullenmedik o yaşlarda Beşiktaş'ı, emanet alır gibi kabullendik.
Babam'la ilk Beşiktaş muhabbetime tekabul eder bu durum.
Ortaokul yıllarında Beden eğitimi dersleri girdi hayatımıza, eşofman zorunlu maddesiyle birlikte. Arkadaşlarımın rengarenk eşofmanları arasında siyah-beyaz olmalıydım. İsteğim annem aracılığıyla tez elden iletildi babama. Düştük Eminönü yollarına, soğuktu hava o zamanların istanbul'una yakışırcasına.
Fazladan 1-2 yıl giyeyim diye büyük beden Beşiktaş eşofmanı alıp Eminönü-Kadıköy vapuruna binmiştik. Babam başlamıştı Beşiktaş'ı anlatmaya, 2 tanede sahlep söyledi sıcak Beşiktaş muhabbetinin yanına. Elimde açıp giymek için sabırsızlandığım Beşiktaş eşofmanım ve sahlep.
Beşiktaşlılığım bilinmeye başlamıştı. Farkılılık ve ötekilik durumunu anlamak için yeterli bir sebebti Beşiktaş'lı olmak. 60 kişilik sınıfta bir elin parmağını geçmezdik, sokakta 2. beşiktaşlı bulursak ne mutlu. Arkadaşlar sokak maçlarında Okocha'yı paylaşamıyorken ben hep Amokachi oluyordum. Pazartesi günleri bakkal amcalar takılırdı önce, sonrasında okulda ve sokakta devam ederdi Beşiktaş müdafalarım. Hayatta inançlarım uğruna direnmeyi öğreniyordum.
Babamla Beşiktaş'ta akrabalara gitmeyi severdim, akraba ziyaretlerinden hiç haz almasamda. Kesin Fulya'ya uğrardık çünkü. Hele bir de antremana denk gelmişsek keyif 2 katından gıcır.
Ertesinde okulda havasını atardım ama yaşadığım mutluluk ayrı yeterdi bana.
Beşiktaş sevgisi arttıkça öğrenmiştim babamın gazeteyi neden son sayfadan okumaya başladığını. Yeni transferler, maç sonuçlarını konuşur olmuştuk saatlerce.
Teleon ve Cine5 zamanında kahve kültürü başlamıştı, sigara dumanı ve küfürler arasında babamın hemen yanındaki sandalyede Beşiktaş'ı izlemeye çalışıyordum. Babam yanımda küfür etmezdi Beşiktaş'lı futbolculara, edenler içinde bakma sen onlara derdi. Yenildiğimiz maç sonları sigarasını tüttüre tüttüre benimle eve gelirdi çoğu zaman, kimi zamanda takma kafana diyip cebime harçlık verip eve gönderirdi.
Tesisler ümraniye'ye taşınmıştı ve ben artık babamla hiç Beşiktaş'a gitmiyordum. Arkadaşlarımla maçlara gitmeye başlamıştım. Maç sonu eve geldiğimde tribün çok iyiydi ile başlardı söze. Sonra maç kritiği yapardık biraz.
Araba ile bir gün Ümraniye tesislerinin ötesinde bir yere gidecektik. Tesislerin yanından geçmeye başladığımızda başladık yine Beşiktaş konuşmaya. Bu Stavrum'dan golcü olmaz gibi birşey demişti ki yanımızda geçen kamyon bizi kenara sıkıştırmış ve kaza yapmıştık. Arabada ki büyük hasara rağmen emniyet kemerlerimiz takılı olduğu için hiç sıyrık almadan atlatmıştık. Stavrum'u hiç sevemedim o zamanlar.
Edirne'de Üniversite okuduğum zamanlara denk gelmişti 4-3'lük F.b maçı. Babam çok severdi Rıza'yı. Maç sonu sevinç ve heyecanla telefon etmişti. Mesafeler engel değildi Beşiktaş konuşmaya.
Kombine alıp her maça gitmeye başladığımda sevinmişti. Hayatın içindeydi çünkü. Biliyordu dışarıda kötü bir hayat olduğunu ve Beşiktaş'a sığınmama izin veriyordu. Siyasi olarak zıt düşerdik çoğu zaman, tarzımı eleştirdiğide olurdu. Geceleri eve gelmeme bile razı değilken gönlü, söz konusu Beşiktaş ise akan sular duruyordu.
Babamın beni beşiktaşlı yapması gibi Kuzenimi Beşiktaş'lı yapmıştım. Beşiktaşlı olursan sana şeker, forma alırımlarla değil. Biz Beşiktaşlıyız demem yetmişti. Babamdan aldığım emaneti kuzenimede aşılamıştım. Babamda ona Beşiktaş şapkası alrak jestini göstermişti. Dahası var ki anne-babasından alınan her yeni şeyin siyah-beyaz renklerde olmasını istiyordu.
Adı illet olan hastalığa yakalandığında dank etmişti kafama babamla yapamadıklarım, yaşayamadıklarım. Maça gideriz planım vardı hastaneden çıktığında. Denizli maçı vardı önümüzde. Hastanede yanında refaketçi kaldığımda birçok gazete alıyordum. Ve hepsinin Beşiktaş sayfası açılmış vaziyette bırakıyordum yanına. Kuzenim gelmişti ziyaretine, küçük olduğu için yanına almamışlardı. Aşağı hastane bahçesinde indiğimde ağlıyordu. Ağlama iyileşince evde göreceksin dediğimde ama ben eniştem için siyah-beyaz ayakkabılarımı giyip geldim demesiydi Beşiktaşlılığını gösteren.
.
23 Eylül 2007 Denizli maçıydı. Babamın vefatının haftası için mevlüt okutulmuştu evde. Daha fazla kaldıramadı bünyem evde oturmayı. Maça gidiyorum diyip Üsküdar'dan Beşiktaş yaptım. İlk 10 dakikası bitmişti maçın stada girdiğimde. 2-0 geride idi Beşiktaş. Hayatta Beşiktaş demek buydu demek ki. Şaşırt beni hayat Şaşırt beni Beşiktaş dedim içimden. Goller geldi ardı ardına.
Babamla gideceğim ilk maç olacakken Babamsız ilk maç olmasından üzüldüm attığımız her golde. Gözlerim daha fazla kaldıramadı Beşiktaşın gollerini. Herkes 3. gol sevincini zıplayarak yaşarken ben arada sabit bir şekilde duruyordum. Rakip takım tribüne girmiş ve gol yiyen takımını görmüş gibi.
Sığınacak yer belliydi. 5 yaşında gösterilmişti adres.
Sıkıcı maçlarda tribünde oluyor gözüm. Babaları ile maça gelmiş çocuklara bakakalıyorum, elimden geldiğince fotoğraflarını çekmeye çalışıyorum. Ne kadar şanslı olduklarını hiç anlayamayacakları için yanaklarından bir makas alıp uzaklaşıyorum.
Biz büyüdük kirlendi dünyanın ötesinde artık yaşadığımız zamane dünyası. Hava kirliliği yüzünden dışarı çıkma yasağı olduğu zamanlar vardı, savaş, terör, kriz, deprem, hırsızların her gün aynı sokakta bir evi soyduğu, okul kavgaları, trafik kazaları. Geçmiş salt kirlilik olarak ele alındığında hiç kuşkusuz daha korkutucuydu.
Dünya küçülüyor galiba. Beşiktaş formaları atkıları var dolabımda henüz hiç giymediğim. Her hafta maça gitmeme rağmen Fulya'da antremanlarda gördüğüm hareketler gibi cazip gelmiyor hiçbirşey. Kuzenimin bana anlattığı gibi konuşamıyorum çoğu zaman Beşiktaş'ı. Hala aynı tadı bulmak için vapurlarda kışın sahlep içmeye yeltensemde hep nafile sonuçlarla karşılaşıyorum.
Yönetimi, futbolcusu, teknik heyeti, muhalefeti, taraftarı, medyası, yazarı ...
Biz Beşiktaşlıyız gibi bir Beşiktaşlılık yok artık.
Herkesin ayrı Beşiktaş'ı, ayrı derdi, ayrı menfaati.
Beşiktaş sevdam Babamdan emanet.
Üsküdar-Kabataş motorları, Kadıköy-Beşiktaş vapurları Beşiktaş.
Çift sarılan atkı Beşiktaş. Beşiktaş demeye Beşiktaş yazmaya doyamamak Beşiktaş.
Beşiktaş taraftarıyım kelimesini kullanamamak taraftarlığın ötesinde tanımlamaktan kendimi.
Ne zor emanet vermişsin Baba.
Ama merak etme hala senin istediğin gibi,
Biz Beşiktaşlıyızdaki gibi Beşiktaşlıyım.