30 Aralık 2009 Çarşamba

Mutlu Yıllar


Herkese mutlu, sağlıklı seneler. Arzuladığımız, özlediğimiz Beşiktaş'a kavuşmanın senesi olur umarım.

24 Aralık 2009 Perşembe

Haydi Seba'ya

27/12/2009
Süleyman Seba Spor Salonu
15:30

Beşiktaş, futbol takımından ibaret değildir.

Kısa Kısa


- İlk yarı boyunca nedense bir türlü iyileşipte kadroya giremeyen Batuhan Eskişehir'e kiralık verilecek gibi. En az 8 golü yine garanti. Bizim golcülerden hiçbiri o rakama ulaşamayacak tabi ki.

- Serdar Kurtuluş'u Türk futboluna kazandıran Denizli'nin yeni armağanı Serdar Özkan. En iyi ihtimal Kiralık verilecek.

- Ah be Çocuk, Heyecan yaptı heyecan dedi milyonlarca Beşiktaş taraftarı Korcan'ın hataları karşısında. İllet.com.tr genç kaleciyi bitirme seanslarına başladıysa da taraftara sökmedi manşetleri.

- Başka Semtin Çocukları. Memleketin prototip halinin sinemaya yansıması. Filmin post aşamasında yarım yamalak izlemiştim ancak bu kadar iyi olduğunu farketmemiştim.

- Cm 2010'da 2027 yılına kadar gelmiştim. 34 tane kupa, içinde CL ve Süper Kupa'da var. Windows 7'ye geçelim dedik Cm'yi backup alarak. Windows 7 ise 34 kupayı hiçe sayarak Cm'yi save dosyalarıyla açmamakta direniyor. 34 Kupayu Unutma Vefasızlık yapma diyeceğimde Windows 7 fena bir işletim sistemi. Sil baştan başlayamıyorum Cm'ye. Bahane oldu Windows 7.

- Tv izlemem hele dizi hiç izlemem. Ama bu aralar Geniş Aile'ye sardım. Ne dehşet birşey yahu. Al sana memleket orjinli dizi.

- Hare markalı Türk kahveli-kremalı likör Tekel'in şimdiye kadar yaptığı en iyi iş. Tam bilgisayar başı içeceği.

- İstanbul trafiği bitsin ama lütfen bitsin.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Mustafa Denizli



Dün maç sonu açıklamasından

'' düşündüğümüzün 5 puan gerisindeyiz''

Düşün adamı Denizli. İddaa oynar gibi Beşiktaş'ın maçlarına puan hesaplamakla oluyor mu bu işler ? Bu söylemi son zamanlarda iyice fazla kullanmaya başladı. Öte yandan takımı taktik olarak asla üst kademeye taşımadığını görmek için 2 maç yeter. Ersnt'in olmadığı Wolfsburg maçı, Ferrari'nin sakatlanıp çıktığı Bursa maçı. Bonus olarak ise dizilişi değiştirdiği Trabzon maçıda hatıralardan pek kolay çıkmayacak. Bu 3 maç üzerinden baktığımızda takımın aldığı galibiyet serisine Denizli'nin başarısı olarak görmüyorum. Futbolcuların bireysel yetenekleri ve özverileri.
Takımın Avrupalı marabaları Ernst ve Ferrari bu takımın yarısı ediyor.
Üzülmez adeta İsmail ile forma savaşına girmiş.
Bobo 2 kaçırsa 1 atıyor. Ama en önemlisi gol posizyonuna girebiliyor.
Fink ancak Ernst ile Sivok ise Ferrari ile birlikte iyi ikili olurmuş. Ernst ve Ferrari oynadıkça Fink ve Sivok'un performansı iyi gözüküyor.

Gel gelelim taktik olarak ne yapıyor bu takım.
Topu kanatlara taşıyamayan Beşiktaş, Duran top organizasyonu olmayan Beşiktaş.
Organize gelemeyen Beşiktaş, Dikine çıkamayan Beşiktaş.
Denizli'nin yapması gerekenler ve yapamadıkları bunlardır.
Bursa maçında Yusuf hamlesi ekşi sözlükte ''hayata dair iç burkan detaylar'' a girecek cinsten.
Yusuf ilerde top tutacak(mış). Yusuf yedek kulubesinde topu elinde tutamayacak kadar kendinden geçmiş iken kurtarıcı olarak sahaya sürülüyor. Buradan bir cut geçiş yapalım. Denizli'nin 4 gün önceki açıklamalarından.

''Bu takımda sezon biterken sürekli oynayan gençleri göreceksiniz''
Kulağa hoş gelen bir söylem ama Denizli gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda pek inandırıcılığı yok. Kendisinin şimdiye kadar ülke futboluna kazandırdığı futbolcu var mı bilmiyorum. Bir de tabi ki bu cümlenin başına bakalım.

''üst sıraları yakalama amacında oldukları için son haftalarda genç futbolculara şans veremediklerini ifade ederek, ligin ikinci yarısında onlardan da faydalanacağını söyledi.''
Beşiktaş ligin ikinci yarısında Şamiyonluğu garantilemiş mi olacak ki genç futbolcular kadroda yer bulabilecek ? Ya da şamiyonluğa erkenden veda edeceğimizi mi kestiriyorda gençlere kadroda yer verecek ? Ve en önemlisi de kadronun 22'ye ineceğini söylemesi. Rıdvan'ı , Necip'i kadroda tutarak mı ?


Kendi söylemleriyle çelişen, bırakın uzun vadeli planlar üzerinde çalışmayı, 1 maçlık taktik yapmaya bile gerek duymayan bir hoca haline geldi Denizli. Dün maç içinde hakemle konuşmuştur, birkaç maç sonra basın toplantısında ilk olarak hakemleri konuşmaya bile başlayabilir. Başkanlık seçimlerinin kendisi için pek önem teşkil etmediğini belirtti. Başkan değişmesi durumunda 2 ihtimal vardır. Ya Denizli istifasını verir ya da yeni yönetim Denizli'den istifasını ister. Ağzından düşürmediği Çeşme'sine erkenden kavuşur. Yusuf'a da bir oda açsın evinde. Romatizmaları azmış garibimin iyice.

17 Aralık 2009 Perşembe

Firefox Maç Sonuçları Eklentisi

FootieFox eklentisi ile 200 tane lig 60 tane ülkenin maç sonuçlarını kicker.de aracılığıyla canlı olarak görebiliyorsunuz. Kurulumu tamamladıktan sonra istediğiniz ligleri seçiyorsunuz. Sayfanın sağ alt köşesinde barınarak hizmet veriyorlar.
Browserlar arası eklenti rekabeti sağolsun.
Faydalanmak için buradan.

Masum Bursa Taraftarı


Üzülmemek elde değil.
Şehirlerinde her renk ve takımın olmasına saygı duyan değerli Bursa taraftarları terbiyeli bir deplasman yapamayacak. (!!!)

Neden herşeye bu kadar masumane bir çerçevede bakılıyor. Daha 2 ay önce sadece bursa otogarında mola veren bir otobüsteki Beşiktaş taraftarını döven Bursalılar değil mi ?
Adana'da oynanan maçta bizim taraftarın arasına girip çoluk-çocuğa saldıran bunlar değil mi ?
Bir gazetenin haftasonu ekine '' yolda siyah-beyaz inek gördük, sinirlenip oracıkta kestik'' diye demeç veren hangi takımın tribün lideri ? Bu örnekleri sadece ulusal medyadan takip ettiğimiz kadar biliyoruz. Bir de medyaya yansımayanlar vardır.

Emniyet'in yaptığı ya da yapamadığı eleştirilecek bir durumdur. Ama bunu yaparken bu kavga bitsin demek cahilliktir. Hangi kavga bitsin ? Ortada bir düşmanlık varsa bu Bursa taraftarının paranoyaları sonucu Beşiktaş'a olan düşmanlığıdır. Beşiktaş taraftarı ise Bursa'nın bu oyununa gelmez. Beşiktaş'ın rakibi değildir bir kere Bursa. Bunu belirleyen ligdeki konum felan da değildir.

Gören-duyan sanacak ki bursa taraftarı delikanlı gibi gelecek takımını destekleyecek gidecek. Böyle bir amaçları varsa zaten belli ederlerdi. Şehirlerinde ne zaman ki insanlar formalarıyla-atkılarıyla rahatça dolaşırlarsa o zaman niyetlerini belli etmiş olur bu takımın taraftarı.

En iyi senaryo ihtimalini yazayım. Önümüzde ki senelerde Bursa taraftarının inönüye gelmesine izin çıktı ve Beşiktaş Bursa'yı yendi. Ertesi gün Bursa'da ki Beşiktaşlıları nasıl bir gün bekler ? Buna düzgün bir cevap verilebiliyorsa Bursa taraftarı yarın gelsin İnönü'ye.

Bir büyüğümüz güzel bir söz söylemiş ''Nefret bizim gıdamız olamaz'' diye. Nefret bizim gıdamız olamayacağı gibi gıdası Nefret olana da sevgi ve saygı ile yaklaşamayız.




14 Aralık 2009 Pazartesi

Manisaspor Deplasmanı


Bir önceki mesajda temsili foto koymuştum. Şimdi ise gittim, gördüm, yedim diyorum. Maça dair söyleyecek pek fazla şeyim yok. Bobo harika bir gol attı. Defalarca tekrarı sıkılmadan izlenebilecek bir gol, her golcünün atamayacağı türden bir gol. Geri kalan kısımda müthiş soğuk aklımda daha çok yer etmiş.

Biz maçı donarak izledik, Mustafa hoca da izledi sağolsun.

Manisa'ya Smyrnian Kiwi ve muhteşem şoförümüz Eser ile gittik. Gözümüz soğuktan nasıl korktu ise iner inmez bir süre sadece havadan konuştuğumuzu anımsıyorum. Bilet sorunu da ortadan kaldırıldıktan sonra asli hedefimize yöneldik. Hayır, sanki ilk defa mereti yiyeceğiz. Nasıl bir mutluluk hali. Güzeldi arkadaşlar, valla güzeldi:)

Güneşin yok olduğu vakitlerde diğer şehirlerden gelenlerin sayısı arttı. Antalya, İstanbul, Denizli...Deplasmanların en sevdiğim yanı bu. Araçlardan iner inmez birbirlerine sarılan insanlar.

Sonrasında içeri girmek çileliydi. Üstelik biz içeri girdikten sonra daha da fena şeyler yaşanmış. Sorumlusu da Manisa emniyeti. İnsanları balık istifi gibi bekletmek ile ellerine ne geçti acaba? İçeriye girdiğimizde beklediğimden daha fazla bir kalabalık vardı. Maça doğru sayı iyice de arttı. Ancak bugüne kadar şahit olduğum en kötü birkaç tribünden biriydi. Maç öncesi dışarda türlü türlü beste söyleyip, bolca küfür eden şahıslar içeri girince sessiz kalmayı yeğelemişlerdi. Bir de bunların maç boyunca susup, maç bittikten sonra bağıran versiyonları var, o da ayrı bir güzel. Tabi keşke sadece bu olsa. Bir de düzenli olarak küfür eden arkadaşlar var. Onları acaba ne mutlu ediyor diye düşünüyorum. Oyuncu ayağına topu alır almaz eylem adamı oluyorlar. Ne yazık ki bu şahısların sayıları artıyor. Bu sadece Beşiktaş tribünlerinin değil, her tribünün sorunu. Sadece skor tabelası ile ilgilenen, rüzgar ne yönden eserse o tarafta olmayı seçen ve bunun adına Beşiktaşlılık diyen. Dün akşam öyle örnekler vardı ki bu konuyla ilgili. Hakikaten buraya yazmaya utanıyorum.

Maç sonunda bozuk olan keyfin mezesi de soğuk hava oldu. 2 sene önceki deplasmanı düşününce tek hatırladığım bu berbat havaydı. Yine aynı şey oldu. Tabanlarımı alıp götürmüşler, benim haberim yokmuş. Eldiven içinde olmasına rağmen parmaklarımı da almışlar meğerse. (Eldiven al çağırılarına dikkate almayan, ben üşümemcilere selam:)

Dönüşte eve servis ile tam hizmet veren Eser kaptan ile, montuyla Manisa sokaklarında cengaverlik yapan kardeşim Smyrnian Kiwi'ye teşekkürler. Çok güzel bir deplasman oldu.

Tek atkı ile gittim, toplamda 4 atkı ile döndüm. O da ayrı bir güzeldi.

13 Aralık 2009 Pazar

Bu Hafta Türk Hakemleri Şerefli

Dün öğlenden beri hasta yattığım için ancak bakabildim maç sonuçlarına-yorumlarına. Hiç kimse hakem için atıp tutmamış. 2 gün önceki maçtan sonrada kimse hakem hakkında yazı yazmamıştı.

Hakem hatalarından Türk futbolu kurtuldu mu ? Daha temiz bir lig mi oldu artık ?
Geçen hafta futbolcusundan- kulüp başkanına koparılan yaygara giden 3 puanlar için değildir de nedir ?
Sizin toplarınız karşı kalenin çizgisini geçiyorsa hakemler şerefli. Çizginizi geçen topları hakemler görmüyorsa şerefli. Olmayan kornerlerden attığınız goller olunca hakemler şerefli. Sizin korneriniz verilmeyince hakemler şerefsiz.

Sizin şeref kavramınız kendi şerefiniz kadar.

12 Aralık 2009 Cumartesi

11 Aralık 2009 Cuma

Mühendis Oktay- Anma / 13 Aralık 2009


"Bir cinayeti bütün ayrıntılarıyla izledikten sonra yaşamınız eskisi gibi kalamaz. Hele bu cinayet bir futbol karşılaşmasının sonrasında gerçekleşmişse, siz farkına varmasanız da, futbol tutkunuz bu başkalaşmadan payını fazlasıyla alır. Birkaç adım ötenizde, birkaç dakikada olup biten dehşetengiz bir şiddet gösterisi, insanlığınızdan utandırır. Duyduğunuz çaresizlik tüm kâinatı sarsacak denli uçsuzdur."

Beşiktaşlı mühendis Oktay Akdemir'in bir grup Galatasaraylılar tarafindan 1991 yilinin Subat ayinda öldürülmesinin tek tanığı olarak mahkemeye çıkmaktan kaçınmayan Baris Tut boyle anlatir olayi. Ve ekler:

"Bir anda binlerce insan doluştu Mecidiyeköy caddelerine. Önce Beşiktaş taraftarı çıktı dışarıya. Kalabalığın arasına karışarak buluşma noktasına gittim. Epey sonra Galatasaray taraftarları göründü. Süreyya erken davrananların arasında, çabucak geldi sözleştiğimiz yere. Geldiğimiz gibi, yürüyerek dönmeye karar verdik.

Biraz arkamızda yaklaşık elli kişilik bir gurup, ellerinde sopalar ve demir çubuklarla küfürler ederek ilerliyordu. Gurubun liderliğini uzun boylu, sarışın ve yüzünü atkıyla örtmüş bir genç yapıyordu.
Elinde kalas gibi kalın bir sopa vardı. Arkamızdan geldiklerini bilerek, ama hızlanmadan, dikkatle yürüyüşümüzü sürdürdük. Şişli yolu üzerindeki bir durakta, demirlere yaslanmış sessizce duran genç bir adama şöyle bir gözümüz takılmıştı ama hemen arkamızdan gelen ve artık yoldan geçen araçları taciz etmeye başlayan gurup ona vahşi hayvanlar gibi saldırdı. Sopalar çoktan yere serilmiş adamın üzerine inip kalkıyordu. Adamın hareketsiz duran bedenine sayamadığımız kadar çok tekme indirdikten sonra çemberi genişlettiler. Sarışın genç, elindeki sopayla son darbeyi vurduktan sonra, izlendiğinin bütünüyle bilincinde olarak, başını kaldırdı ve çevresini süzdü. O nefretle bakan gaddar gözleri unutmak kolay olmayacaktı..."

Barış Tut
"Futbol Nedir ki" , Shf 102.

"Siyah-Beyaz renklere sarılsın naaşım, sana binlerce Oktay feda Beşiktaşım"

13 Aralık 2009 Pazar
Saat: 14:00
Nakkaştepe Mezarlığı

Yerel Basında Bir Fenerli

Teşekkürler Çarşı
07.12.2009

Durun, hemen yargısız infaz yapmayın. Aslolan hayat ise, turizm hayatın atardamarı, futbol toplardamarıdır. Değilse, her kış binlerce takımın gelip Antalya’da kamp yapmasına ne diyeceksiniz?

Ya da, onlarca otelin, son birkaç yılda bahçesine bir futbol sahası kondurmasına?

Ne demiş Simon Cuper;

“ Futbol asla sadece futbol değildir”.

**

Uzun bir süre görmezden geldim, aldırmadım. Çünkü fanatik bir Fenerbahçe taraftarıyım. Sen de rakip takımın taraftarısın.

Arada bir, seslendirdiğin sloganların, tezahüratların içten içe hayranı olmadığımı söyleyemem.

İçimden, kimsenin duyamayacağı bir fısıltı ile “ budur” dediğim olmuştur.

İtiraf edeyim, şu slogan senin yaratıcı emeğinin ürünü;

'Alemde iki büyük vardır, birisi 70’lik rakı, diğeri Beşiktaş’.

Gerçekten de budur! Hatta “buyur, buradan yak!”

Kısa, öz, anlamlı ve çarpıcı. Helal olsun.

BİR İLKBAHAR SABAHI
SOPAYLA UYANDIN MI HİÇ?
ÇILGIN GİBİ KAÇARAK
MAÇKA’YA UZANDIN MI HİÇ
?

Şiddete karşıyım, ama sizin söyleminizde, şiddet bile insanın sinirlerini gevşeten doğal bir mizah sosuna bulanabiliyor. Şiddeti bile sevdireceksiniz neredeyse…

Ama, hayır!

Yapmayın. Sadece sözde kalsın.

Yarı ciddi yarı şaka bir duruştan öteye gitmesin ne olur.

Ortega’nın Fenerbahçe’de oynadığı sezon, sarı/lacivert forma ile Saraçoğlu’na kadar gelip, “ bilet bulamadık, içeri giremiyoruz” diyerek, bizimkilerin eline ‘Cobarde Galina Ortega’ pankartını tutuşturmanız, Ortega’nın, sarı lacivert tribünlerde ‘korkak tavuk Ortega’ yı okumasını sağlamak az buz fırlamalık değildi.

Dilim en ağır küfürleri seslendirse de heyhat, içimden “vay be” dedim.

Irak savaşı sırasında, mitinglerde açtığınız ‘Beşiktaş’ lıyız. Savaşa karşıyız’ pankartınızı okuduğumda, tribünlerde haykırdığınız ‘ Amerikan şahinlerine karşı Karakartallar’ sloganını duyduğumda, beynimdeki hayranlık noktaları tahrik olmadı, demek ikiyüzlülük olur.

Sarı Lacivert camia ne der kaygısı ağır bastı, kimse ile paylaşamadım, ama kendi kendime itiraf ettim, helal olsun dedim.


Bizimkiler ve Galatasaray’ lılar, futbolun yeşil sahalardaki tepişmeden ibaret olduğu saplantısı ile tribünlerden hayatın içine taşamayan bağırış, çağırışlarla ses tellerini yıpratırken, bir baktım, Nazım Hikmet’in ‘aslolan hayattır’ının arkasına ‘Hayat da Beşiktaş’ı ekleyivermişsiniz.

Ne denir?

Komşu’nun bahçesinden elma araklamaya girmişiz, mahallenin çelimsiz çocuğu en iri, en dolgun elmaları indirirken, bahtına çürük çarık birkaç elma düşmüş bir çocuğunkine benzer duygularla kahroldum.

Kuzum, bu farklılık nereden?

İçinizden taşan bu yaratıcı fırlamalığı besleyen damar nerelere uzanıyor?

Sadece varoşlar, desem mümkün değil, zira biliyorum ki içinizde doçent de var, Avukat da, Mühendis de…

Sınıfsız toplumu hayata geçirdiğiniz bile söylenebilir.

Bir işsiz ile bir işadamı ortak payda da buluşabiliyor ise, söylenecek tek şey var.

Siz futbol evreninin nirvanasına ulaşmışsınız.

Ve bir gün Pop’un ahir zaman peygamberi Michael Jackson öldü.

Sizin sınır tanımaz cinliğiniz de tavana vurdu.

‘ Hayatının yarısını siyah, yarısını beyaz yaşayan büyük Beşiktaş’lı Michael Jackson, ruhun şadolsun’ pankartınızı gördüm…

Bittim.

Ruhen... Fiziken bittim.

Kalbimde, ısrarla varlığını korumaya çalışan Çarşı karşıtı barikatlar tuzla buz oldu.

Bu mesajı, kalıcı bir veda öncesi Dünyanın çevresini son kez turalayan Michael Jackson’un ruhunun da okuduğundan ve sonsuzluğa vardığında, o tarafa göçmüş ne kadar gizli, açık fırlama varsa hepsine anlatacağından eminim.

Hepsinin “Vay kitapsızlar vay” diyeceğinden de…

Ama benim teşekkürüm bunlar için değil…

4 Aralık 2009 Cuma gecesi. Beşiktaş-Diyarbakırspor maçı öncesi…

Bir hareketiniz ve bir sözünüz, aklımı, ruhumu kemiren korkuları sildi süpürdü. İç savaşı körükleyenlerin de heveslerini kursaklarında bıraktı, bundan eminim.

Siz ki, o akşam ‘ırkçılığa karşıyız, Beşiktaş’lıyız’ dediniz ya…

Binlerce kilometre öteden, sadece futbol oynamak için gelen 11 delikanlıyı bağrınıza bastınız ya…

Her kentte küfürlerle, hakaretlerle karşılanan bu ekmek kavgasındaki çocukları, Beşiktaşlı futbolcularla el ele çağırıp alkışladınız ya…

Helal olsun size.

Bir kere daha ve sizin sayenizde inandım ki, Türkiye yavaş yavaş uyanan, uyandıkça gücünün farkına varan, on, yirmi, otuz değil, yüzlerce kültüre, cemaate, inanca, imana, tercihe, siyasi görüşe Vatan olabilecek bir devdir.

Ama, kusura bakmayın.

Bu Ülkede eşini, siyasi görüşünü, tercihini değiştirene bile bir şey demiyorlar.

Gelgelelim, çocuklukta yaptığı taraftarlık tercihini değiştirene ‘dönek’ yaftasını hemen ve sorgusuz, sualsiz yapıştırıyorlar.

Bunu göze alamam.

Hücrelerim sarı lacivert.

Bu iki rengin yanına ne siyah, ne beyaz eklenebilir. Biososyal genetiğim bozulur.

Bizimkiler bunu hissettikleri anda sosyal linç beni bekler.

Ama, çok daha derinlerde bir yerde Çarşı sempatisi bir rezerv olarak kalacak.

Sağolun güzel insanlar.


Adil Gürkan
http://www.antalyabugun.com/?page=makale&MID=6909

Kısmetse 1 Ay Sonra

9 Aralık 2009 Çarşamba

Şanssızmışız. Ben demedim O dedi


Yenilip elenmemize rağmen maç sonu hüzünlü taraftarımız yok gibiydi. Herkes böyle bir sonucu tahmin ediyordu. Bir ara tezahuratlarla bunu destekledik zaten. Uefa'yı boşverin ( argosuyla) saldırın diyerek. Sinirler laçka olmuş, umut desen rakip takım defanslarının kıçına başına değen toplardan medet umar olmuşuz. Olmadı sağlık olsun.

Sahaya çıkan kadroya baktığımızda Denizli'nin Beşiktaşla ilk maçı olsa anlardım. Ama 1 senedir bu takımın başında. Kanat oyuncusu koy iki tane; Ekrem ve Tello. Bu adamların ortaladığı toplarla Bobo tehlikeler yaratsın. Lakin önce Ekrem'e orta açmayı öğretmek gerekiyor, Tello'ya ise kornerlerin ön direğe kullanma mecburiyeti olmadığını. Kanat futbolu oynamak istiyorsan bu 2 adamla sınıfta kalırsınız. Tello bir nebze topla içeriye ilerleyebiliyor ama Ekrem onu yaparken genelde topu rakibine kaptırmış oluyor.

Toraman ile maçı başlamayı bir şekilde anlayabiliyorum. Kondisyon olarak çok daha iyi durumda olan bir takımı önce durdurmayı düşünebilirsin. Ama galip gelmen gereken bir maç ise Fink-Uğur yerine Toraman-Uğur değişikliğini yapmak sanki daha mantıklı gibi duruyor.

Formda golcümüz Nobre'nin girmesiyle bulduğumuz gol posizyonlarını ben sayamadım. Batuhan Nobre'yi izlesinde birşeyler öğrensin. Nasıl golcü olunmaz'ı öğrenebilir mesela. Bir kaç maçtır Nobre'nin artık hava toplarını bile alamamasına ayar olmuş vaziyettim. Bugün bir hava topu mücadelesini kazandığında baya şaşırdım. Akabinde hakem Nobre'nin faul yaparak topu aldığına kanaat getirdi. Nobre'nin kaç maçtır gol atamadığı artık bir istatistik değeri taşımıyor. Nobre'nin en son ne zaman top indirdiği araştırılsın.

Kaş ilk geldiğinde takıma birden adapte olamamıştı. Kenara fazla yapışık oynuyor. İleriye çıkışlarında kaptırdığı toplarla kontra ataklara davetiye çıkarıyordu. Bugün yine onun çıktığı bir posizyonda kaptırdığı topla ilk golü yedik. Ernst'in pasının yetersiz olmasından topa ilk müdaheleyi yapamadı. Ama ben genel olarak Kaş'ın oyununu beğeniyorum. Kendini biraz daha geliştirdiğinde Getafe'nin ilk 11'inde kendine yer bulabilir. Formu sürekli yükselen oyuncunun Kiralık olması çok acı. Üstelik senden bedava gidip Kiraladığın bir altyapı topçun olduğu zaman.

Hoca maç sonu Şanssızdık demiş. Evet hocam Beşiktaş taraftarı olarak Şans kelimesine pek aşina değiliz. Şans ile yürüseydi bu işler takımın başına Tayfur'u Şifo'yu koyardık. Senin kadar tecrübeli (!) bir hocaya gerek duymaz. Şansımızla ilerlerdik.

Bu arada Manu'nun B (?) takımı Wolfsburg'a 3 atmış. Çok muhterem basın ve sanal alem futbol bilginleri bunuda yazsın.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Soru ? Hem de hediyeli.

Beşiktaş'ın hangi golcüsünün bu sezon türkcell Süper Ligde gol atan 133 oyuncudan daha az golü vardır ? Ödül olarak birşey vermiyoruz ama isterseniz alıyoruz. O golcünün ilk 11'de olduğu bir maçı sizin biletinizle ya da kombinenizle sizin yerinize antidepresan kullanan bir Beşiktaşlı kardeşimize izleteceğiz. Sinir sitemi yıprananlar hadi cevaplayın.

4 Aralık 2009 Cuma

Forvetsiz Mücadele


Maç öncesi stadda yaşananlar mutluluk verici. Gittikleri birçok yerde sözsel ve fiili olarak saldırıya uğrayan Diyarbakırspor takımı ve taraftarlarına gösterilen ilgi takdir edilesi bana göre. Tribünün bir süredir içinde bulunduğu sıkıntılar yüzünden "acaba" endişesi taşıyordum. Ancak Şeref Bey başka yerlere benzemediğini bir kez daha gösterdiği için huzurluyum.

Maçtan önce Ziya Hoca'nın takımı bize karşı başka hazırlayacağını ve sert futbol oynayacaklarını tahmin etmeme karşın rahattım açıkcası. İlk yarı atılacak bir gol ile ikinci yarıyı çok daha rahat geçireceğimizi düşünüyordum. Ta ki kadroyu öğrenene kadar. Aynı duyguyu en son kendi evimizdeki Wolfsburg maçında yaşamıştım. Kadroyu duyana kadar umudum tavan iken, Ernst'in sahada yer almayacak oluşunu öğrenmemle yerle bir olmuştu tüm umudum. Bugün de sahada Nobre'nin olduğunu, üstelik tek forvet olduğunu öğrenince yıkıldım. Yıkıldım kelimesi burada mübalağa olsun diye kullanılmıyor. Hakikaten yıkıldım, bir an maçı izlemek bile gelmedi içimden.

Beşiktaş gibi bir takım kendi evinde, üstelik Diyarbakırspor gibi kendisiyle eşit güçte olmayan bir takımla mücadele ederken, tek forvetle çıkıyorsa, üstelik bu forvet Nobre ise bana göre sorun vardır. Mart ayından beri gol atamayan sözde bir forvet oyuncusu -ki burada sadece mart ayından beri gol atamaması baz alınmamıştır. Nobre'nin bir forvet olarak sezonları hangi rakamla kapadığı da dikkate alınmıştır.- Beşiktaş'ın rakibine üstünlük sağlaması için ileri uçta tek başına.

Hocanın Nobre tercihi kadar Yusuf tercihi de yanlıştı. Geçen sene hepimiz ağız bükmüştük Yusuf'a. Yusuf, hepimizi şaşırtan bir performans ortaya koymuş ve çifte kupanın kazanılmasında büyük katkıda bulunmuştu. Bu sene de hocanın benzer performansı beklemesi çok yanlış. Yusuf, Beşiktaş'a vereceği katkıyı en üst seviyede verdi. Daha fazlasını beklemek hayalperestlik. Bundan sonra Yusuf'un vereceği katkı, önde olduğumuz mücadelelerde son 15-20 dakika oyuna girip, ayağında top tutup, takımı rahatlatmaktır. Bunu da her takıma karşı yapamazsınız. Ayrıca sert geçeceğini bildiğiniz oyunda ilk tercihiniz Yusuf olmamalıdır.

Yolunda giden takımı ne kadar az kurcalarsa o kadar iyi demiştik Mustafa Denizli için. Hoca, oyuncu dinlendirmek adı altında bu akşam böyle bir kadroyla çıkarak puan kaybına neden oldu. Sonlara doğru gol bulabilmek için Fink'i de oyundan alınca orta sahamız düştü ve kalemizde neredeyse gol görmemize sebep oluyordu. Bu vesile ile Ernst-Fink ikilisinin takımda nasıl önemli bir yere sahip olduğunu bir kez daha gördük. İnşallah Mustafa Hoca da görmüştür.

Nobresiz günler dilerim...

3 Aralık 2009 Perşembe

2 Aralık 2009 Çarşamba

Basın Dediğin ...



2 yıllık Radyo-tv meslek yüksekokulu mezunuyum. Fotoğrafçılık-Gazetecilik-Habercilik-Sinema-Kurgu derslerinin tümünü aldım. Okulda iken tam olarak karar vermemiştim sinema mı yoksa habercilik mesleklerinde çalışacağım hakkında. Daha sonra bir şekilde haberciliğe bulaşmaya karar verdik. CnnTürk ile başlayıp Birgün gazetesi ile devam eden bir haberci olma serüvenim oldu. Cnn'de barınmam için önkoşullardan hiçbirine sahip değildim.

- Bayan değildim. Erkek muhabirler beni yanında habere götürsün.
-Dayım,amcam,eniştem çalışmıyordu orada. Torpilim yoktu.
-Azim, yetenek, fikri takip konularında yeterli olmam pek değer teşkil etmiyordu.

Bu son maddeyi bir örnek ile açıklamam gerekirse. Topkapı sarayının surları 1 hafta içinde 2. kez aşılarak hırsızlık teşebbüsünde bulunulmuştu. 1. hırsızlık haberini yapan muhabir ile 2.yi yapan kişiler farklıydı. 2. hırsızlık haberini yapan kişi bu bir ilkmiş gibi yayınlayacaktı haberi. Ta ki ben uyarana kadar. Haaa öyle mi ? deyip geçiştirecek kadar da mütavazidirler.

Cnn'de 2 yıldır staj yapanları gördükten sonra ve ortamın beni haberciden çok yapsa yapsa piyasanın kaşarı yapacağını düşünerek 2. haftada stajı bıraktım.

Birgün'de ise staja başladıktan sonra 2.gün habere çıkmış. 3. günden itibaren yaptığım haberler gazetede yayınlanmaya başlamıştı. Tecrübeli muhabir arkadaşlar Anadolu ajansından aldıkları haberleri düzenleyip yayınlarken ben Taksim'de basın açıklaması, eylem peşinde koşuyordum. Elimde sadece 5 megapiksellik bir fotoğraf makinası var. Basın kartım ise yok. Dahası çıktığım haberler için yol parası bile alamıyordum. Gönüllü muhabirlik yapmak için cebim fazla hafifti. 1 ay sonra Birgün'le ve dolayısıyla habercilikle ilişkimi kestim. Koşullar biraz tatmin edici olsaydı açıkçası Birgün'de devam etmek isterdim.


Her iletişim okulunda anlatılanlardan hiç değişmez 2 konu vardır. Birçok köşe yazarıda ara sıra yazarlar bunu. Filmlere bile girmiştir. Hoca derse girip tahtaya bir harf yazar. Sonra başlar dersi anlatmaya. Ders bitti sorusu olan var mı ? der. Kimse soru sormaz. Hoca haberciliğin ilk dersi bu harftir diyerek tahtayı gösterir. Aranızdan hiçkimse bu harfi merak etmedi. Merak'lı olmalıdır haberci.
Diğerkonu ise köpek-insan ilişkisi. İnsan köpeği ısırmalıdır. Ancak o zaman haber değeri taşır çünkü.

Biz okuldayken Irak'ta işgal devam ediyordu. Ama ulusal basın bunu savaş olarak sayfalarına taşıyordu. Amerikan askerleri Iraklı teröristler tarafından öldürülüyor. Iraklılar ise kendiliğinden ölüyordu. Neredeyse her gazetede aynıydı bu '' 2 ıraklı öldü 5 Abd askeri öldürüldü''. Sadece şıu cümle Türkiye basınının durumunu göstermek için yeterlidir. Geçen haftaki iş bırakma eylemini '' halk mağdur oldu yollarda kaldı, isyan etti'' diyerek yayınlıyor. Neden iş bırakma eylemi yapıldığını söyleme gereği duymuyorlardı. Hatta bir haber kanalı ve o kanalın anchorman denilen şahsiyeti ''Dünya emlak kralının kızı İstanbul'a geldi bizim anchormanda ona şaka yaptı'' diye bir haber bile yayınlayabiliyordu. Bu halk bu kadar yitirmişmiydi acaba beynini. Şu haber bültenlerinin-gazetelerin kime neye ne amaçla hizmet ettiğini görmüyorlar mıydı ?

Damat kontenjanından gazeteci olan eski popçular diyarında gazetelerin spor sayfalarının sürmanşetlerini '' Beşiktaş tribünlerinde savaş çıkacak olm'' diyebilecek kalitesizlikte haberler çıkması pek doğaldır. Maç günü küçücük bir kavga çıkmasa bile sorun değildir. Çünkü ilk haber eski niteliği taşır artık.

Habercilikte ısrarlı olmadık ama sinema konusunda devam edebildik. 2 sektöründe içine girmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki sinema'da kurgular çok daha gerçekçi. Haber kurguları ise Holywood ile kapışacak kalite (!) ve kalifiye elemana sahip. Bir dizide 30.bölüm önceki durum ve olayın devamlılığını sağlamak zorundasın. Ama gazetelerde hergün bir kurgu yaratabilirsin.

Son zamanlarda beni iyiden iyiye çığırdan çıkıran nokta ise haberlerin yorum içermesi.
Ferarri ile ilgili bir haber yaparken '' taraftarın bir türlü ısınamadığı'' adam yorumu gayet normal mesela. Ya da bugünden bir örnek verelim. Denizli'nin kehanetleri ile ilgili. Bknz.

Böyle bir basında Beşiktaş'ın böyle gazetecileri olmasın. Okay Karacan gibi Beşiktaşlılar olsun. Cem Dizdar gibi harbici adamlar olsun. Banka hesaplarını kontrol ettikten sonra kalemini ve kalçasını oynatan eski futbolcu müsveddesi yazarlarımız olmasın.

Bu basın bu şekilde gider. Çünkü çarklar Reklamveren-Patron-İşçi şeklinde işliyor.
Şunun taraftarı daha çok olduğu için onunla ilgili çok haber yapıyoruz ise ilkokul çocuklarına anlatılacak inandırıcılıkta.

Olası bir sezon sonu şampiyonluğumuz için hazırlanacaklar senaryoları şimdiden tahmin etmek zor değil. İlk yarıyı lider bitirirsek ağızlarında sakız yaparlar. 2. yarının ortalarında hala lidersek bilin ki bu ligin tadı kalmamıştır.


Futbol topu yuvarlaktır ama bazı gazete köşeleri daha yuvarlaktır.




yasının çıkış noktası küçük bir yorumdu ancak uzayınca blogda devam ettim.

1 Aralık 2009 Salı

29 Kasım 2009 Pazar

Bir Hayal : Nobresiz Beşiktaş


Peşpeşe oynanan maçlar sonrasında bu maçta iyi futbol beklemiyordum kendi adıma. Bununla birlikte ilk yarıda gol bulduğumuz takdirde, maçın üst biteceği yönünde tahminde bulunuyordum. Tabi bunları düşünürken Nobre'ye muhtaç olacağımız gerçeği gelmemişti aklıma.

İlk 5 dakikalık Sivas baskısından sonra kontrollü şekilde oynamayı becerdik ve Bobo ile golü de bulduk. Peşine attığımız ve ofsayt olduğu gerekçesiyle sayılmayan gol verilse o dakika biterdi maç. Bobo'nun sakatlanıp, oyunu terketmesi birçok Beşiktaşlı'yı umutsuzluğa sürüklemiştir eminim.

Takım bu denli yorgunken, karşısındaki rakip çok uzun süredir maç yapmamışken, beden olarak çok diri iken santroforunuz Nobre ise üzülmemeniz mümkün değil. Keşke Mustafa Hoca cesaretli olsaydı da Bobo'nun yerine Batuhan'ı soksaydı oyuna. Çok daha başarılı olacağına, kaleyi korkmadan yoklayacağına eminim. Oyuna girdiği andan beri ne yaptığını çözemedim. Çözebilen beri gelsin.

Maçın ikinci yarısında da kritlik bir dakikada oyundan Tabata'yı aldı hoca. Nihat oldukça verimsizken, daha istekli olan Tabata'yı oyundan çıkarmak da ikinci bir hataydı. Sonrasında Sivas'ın kontrolsüz saldırma çabası ve bizim adımıza kaçan goller. Golle sonuçlandırmak daha kolayken, kaçırabilmek de yeterlilik-yetersizlik mevzusunu gündeme getiriyor tekrar.

Wolfsburg ile başlayan, Sivasspor ile biten dönemi başarıyla geride bıraktı Beşiktaş. An itibariyle ikincilik koltuğundayız ve gol yememeye devam ediyoruz.

Beşiktaş'ın elde ettiği yükselişi Fenerbahçe ve Galatasaray'ın başarısızlıklarına bağlayan çok bilmişler: Twitterlarınızda, bloglarınızda, gündelik hayatlarınızda tartışmaya devam edin. Çünkü izlemesi çok keyifli.

Lebbeyk ya Beşiktaş


Neymiş akşam El Clasico varmış. Ronaldo, Messi coşacakmış. İzlemeyen çok şey kaçırırmış. Mış, miş, mış, miş...

Akşama Beşiktaş'ın maçı varken hangi biri olur umurda?

Beşiktaşım seni ben değişmem hiçbir şeye.

Fotoğraf, geçen sene ki Sivas deplasmanından.

26 Kasım 2009 Perşembe

Şampiyon Beşiktaş Kısa Filmi

Daha önce bahsettiğim kısa film. Senaryosunu V.Ö'nün yazıp benim post aşamasında bulunduğum. Filmin youtube yüklendiğini bilmiyordum. İzleyemeyenler için yarın kendimde upload ederim. İndirme linkide koyarız belki. Şimdiye kadar en çok zevk alarak yaptığım iş diyebilirim. Hem film Beşiktaş ile alakalı hemde Vedat abi ile çalışmak tahmin edileceği üzere çok keyifli geçmişti.

Buyrun buradan alalım ...


Adamı hasta edersin Beşiktaş




Yedek takım çıkacak diye galibiyeti önceden karalamayı seçenler umrumda değil. Fark yiyecek diyenlerin düştükleri durum kendilerine yeter zaten. Ferrari Demirkol'a futboluyla yeterince selam yolladı, biz tekrarlayıp durmayalım. Bu maçtan sonra Demirören'in yeri garanti diye birşeyde yok. demirörenle ilgili görüşlerimiz değişmedi-değişmez.

Maçı-skoru-puan tablosunu hepsini salla. Nedir bu Beşiktaş'ın bize yaşattığı şey.
Trabzon'a karşı alınan galibiyet-Fener maçı-Manu maçı. Kesinlikle çok iyi ya da çok kötü top oynanarak kazanılan maçlar değil. Oynadığımız şeyin tanımını bilmiyorum. Yaşadığımız duyguların sağlığımıza zararlarını az çok kestirebiliyorum ama. Beşiktaş niye normal bir şekilde galip gelmezde bize böyle eziyet çektirir.

Nedir bu futbolcuların performansının açıklaması ?
Üzülmez'e ne demek lazım mesela ? Ya Rüştü'ye ?
Tello gol haricinde birşey yaptı mı ? Batuhan'ın sarı kartına şaşıran var mı ?
Ekrem nereye koşuyor ? Ferrari stoper ise Zan ne ? Ernst gibi bir adam kaç yüzyılda bir yeryüzüne gelir ?

Cl kuraları sonrası bir anket yapmıştım blogda. Son şık ''Beşiktaş bu sağı solu belli olmaz''dı. Ve en çok oyu o seçenek almıştı. Yanıltmadı bizi Beşiktaş. Evinde 2 maçta sıfır puan deplasmanda 3 maçta 4 puan aldı. Puan aldığı takım Cska değil Manu ve Wolfsburg.

Beşiktaş ezber bozar. Rekor bozar. Rakip takımların moralini bozar. Ahmak ahmak konuşanlara tokar gibi cevap verir. Herkes haddini bilsin. ''Sir'' bile olsalar ...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Koyduk mu??!! Bölüm : 2

Delikanlı mençıstır nerdesin aneyy :)

Kafile Yola Çıktı

Manchester United–Beşiktaş karşılaşması için Beşiktaş kafilesinde yolculuk edenlerin arasında kimler yok kimler…

Dolmabahçe’de Beşiktaş taraftarına biber gazı sıkıp, panzerlerle saldıran;

Yakaladığı her Beşiktaşlı kardeşimize her fırsatta şiddet uygulamaktan imtina etmeyen,

Denizli maçında tribüne yapılan saldırıyı ve faillerini seyretmekle yetinen;

Büyük Beşiktaş Taraftarı’nı potansiyel suçlu gibi gören zihniyetin uygulayıcıları olarak herkese kimlik sormayı kendine asli görev biçen;

Gerçek suçlular her gün gazetelerde ve ekranlarda boy gösterip şiddetten beslenerek ağızlarında binbir türlü hakaret ve küfürle konuşur ve işgal ettiği koltuklarında otururken, bugün yarattıkları mazerete sığınarak tribündeki insanlarımıza cezai yaptırımlarda bulunulmasını isteyenlerin işbirlikçileri olarak;

Emniyet teşkilatının üst düzey yöneticilerinin ve idari amirlerinin ödüllendirilmiş olduğunu görüyoruz.

Yaşar Güngör Şahin : üst düzey emniyet görevlisi, divan üyesi.
Celalettin Martin : Beşiktaş'tan sorumlu üst düzey emniyet görevlisi.
Olcay Balaban : üst düzey emniyet görevlisi.
Fahri İnceçelikli : üst düzey emniyet görevlisi.
Mustafa Nacar : üst düzey emniyet görevlisi.
Ali Bakoğlu : İstanbul vali yardımcısı.

"Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!"

İmza
Beşiktaş taraftarı

Yetmez Demirören Yetmez



Tribüne beleş bilet ve para karşılığı soktuğun adamlar yetmez bu tribünleri susturmaya.

Hangi anlaşmalar doğrultusunda susturduğunu anlamadığımız medyayı- hatta küçük Ahmet diye seslendiğin kişiyi- taraftara karşı kullanıp '' Beşiktaş başarılı hala Başkan'dan ne istiyorlar'' temalı haberler-yazılarda yetmez.

Beşiktaş'ın şu anda en sevilen oyuncusunu öne çıkarıp '' protestolar bizi etkiliyor'' demesini istemende yetersiz kalır tribünlerin sana bakışına.

Teknik Direktörün her maç sonrası demecinde protesto istemiyoruz demeside manasız.

Taraftarına karşı güç kullanmakta sorun görmeyen emniyet teşkilatı olan sıkı bağlantıların hatta onlara Manu maçı kafilesinde geniş geniş yer ayırmanda yetmez.

Türkiye Başbakanı-Cumhurbaşkanını hatta Barack Obama'yı da yanına alsanda yetmez.

Ne Fener galibiyeti unutturur ne de bu akşam alınabilecek puan ya da puanlar.

Yetmez Demirören yetmez, ne yaparsan yap bu taraftar senin açtığın savaşa yenilmeyecek.
Bize gücün yetmez.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Ders

Dertler bitti mi? Hayır.
Y.D tüm zarar vericiliği ile hala başımızda mı? Evet.
Y.D'den aşağı kalmayan yönetim saçmalamaya devam ediyor mu? Evet.
Tribün olarak zor günler bizi bekliyor mu? Evet.
Kazandığımız F.Bahçe maçı ile her şey güllük gülistanlık mı oldu? Hayır.

Olan ne var? Koskoca Beşiktaş camiası ile dalga geçenlerin kıç üstüne çakılması var. Rakibine saygı duymayan burnu büyüklerin Beşiktaş'ın tokadını yemesi var.

2 gün geçti yeni geliyorum kendime. Maç sonrası dönüşte şifayı kapar gibi oldum, neyse ki çabuk atlattım. Hasta olsaydım da çok dert değildi. Dolmabahçe'de o keyifli dönüş yolunu yürüdüm ya, yeter bana.

3 atarız demedik mi dayıcım:)




video

Başka video da var ama ekleyecek zaman yok şu an.

22 Kasım 2009 Pazar

Koyduk Mu ?!.

2-1'e aboneyiz zaten,
Her türlü yeneriz fark istiyorum diyen fblilere.
Sanal alemde taraftarlık yapan Kazım'a.
Hergün Beşiktaş'la ilgili taraftarı rahatsız edici haber çıkaran medyaya.
Ferrari ile Zan'ı hala karşılaştırma derdinde olan sözümona türk futbolu ulemasına.
Zorla tribünün gündemine Topuz'u sokmaya çalışan bir tv kanalının internet sitesine.

Fazla uçarsanız çakılırsınız böyle sisli havalarda.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız. Kimliğimiz Budur!


Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.
Kimliğimiz budur.

Her birimize kimlik sorulacağı ilanı yapılarak potansiyel suçlu muamelesine maruz kıldığınız bizler bu ülkenin insanlarıyız, halkız, Beşiktaşlıyız.

Bizleri tanımıyor değilsiniz;

İsçiyiz, issiziz, öğrenciyiz, öğretmeniz, şairiz, memuruz, tezgahtariz, yazariz, çizeriz. Bildiğin işportacıyız, çiftçiyiz... Köydeki çoban, denizdeki balıkçı, yoldaki şoförüz. Kadın-erkek, kimimiz yaşlı kimimiz genciz… Yeni doğmuş bir bebek, sokakta kovaladığın çocuğuz. Ezcümle, halkız, Beşiktaşlıyız.

Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.

*******

Beşiktaşlı zor günler geçiriyor her anlamda. Cumartesi günü tribün belki de büyük bir sınav verecek. En sıkısından kenetlenme zamanı şu an.

Kim olduğumuzu sorgulayanlara en güzel yanıt. Biz Beşiktaşlıyız!

A4 kağıda 9 tane sığıyor. 10 adet çıktı alınsa 90 tane yapar, sorumluluk hisseden herkesle binlerin göğsünde olacaktır.

İzmir'den çıktılarla geliyorum Şairler Parkı'na, Şeref Bey'e...

14 Kasım 2009 Cumartesi

y1d1


Beşiktaş'ta temizlik başlayacaksa, ilk isim Y.D. olmalıdır.Bu hastalıktan en kısa sürede kurtulmamız dileğiyle.

13 Kasım 2009 Cuma

Şampiyon Beşiktaş - Kısa Film


Bu aralar yoğun olmamın sebeplerinden biri. Senaryosunu Vedat Özdemiroğlu'nun yazdığı Şampiyon Beşiktaş isimli kısa filmin hem çekiminde bulundum hem de şimdi post işleriyle meşgulüm. Bir de bu aralar İnsan gribi bünyeye musallat olunca günde 1-1,5 saat arası internete girme imkanım oluyor sadece. Genelde işler yoğun olunca Beşiktaş'a uzak olurum ama bu kez iş Beşiktaş ile alakadar olunca eksikliği gideriyoruz. 9-10 dakika arası güzel bir kısa film çıkacak ortaya. V.Ö senaryosunu yazdığı filmde çok güzel bir rolle karşımızda. Filmi hiçbiryerde olmasa bile stadda devre aralarında yayınlatalım gibi bir fikir sundu. Ciks müzik dinleyenlere kadar bu filmi her maç arası izlemek keyifli olabilir. Belki güzellik yapıp filmin internet aleminde ilk bu arada yayınlanmasını sağlayabilirim. Tabi ki daha önce festivallere gönderilmesi gerekiyor.
Bekleyiniz sayın seyirciler ...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Beşiktaşım Benim...#7 (2004-2005 sezonu)







2004-2005 sezonu

Yıldırım Demirören'in başkan olduğu ilk sezon. 10 küsur saçma sapan transferle aslında ipucunu verdiği sezon.

Aynı zamanda Del Bosque'nin geldiği; ama kasap deyip, yolladığımız sezon.

Stat yenilendiği için ilk 5 maçı dışarda oynamıştık. İlk maç Malatya deplasmanı, 90. dk'da Ali Güneş atmıştı da beraberliği kurtarmıştık. Gol gözümün önünde adeta şu an. İkinci maç Gençlerbirliği deplasmanı, 1-1 bitmişti. Ama golü kim attı, nasıl oynadık hiçbir şey anımsamıyorum.

3. hafta offf Denizlispor maçı. 3-1'lik mağlubiyet. 90 dakika boyunca Veysel ile gol beklemek, çileye bak.

4.hafta Antep maçı. Uzun süre zihnimden çıkmayan maçlardan biridir. Kocaeli'nde oynamıştık. Bu maçı niye Kocaeli'nde oynadık hatırlamıyorum. İlk 5 maçı dışarda oynama sebebimizi stat yenileniyor diye anımsıyorum, yoksa bir maç da ceza mı vardı? Her neyse 4-3'lük yenilgiyi unutmadım işte. İlk yarı berbat bir futbol, ikinci yarı da bir süre aynı berbatlık. 4-0 olmuş skor, nefes almak güçleşmiş, nasıl bir çaresizlik duygusu. Sonra deliren Beşiktaş taraftarı itiyor takımı, peşpeşe gelen 3 gol. Bir 10 dakika daha olsa maç dönecek herkes biliyor. Okan Buruk, nasıl kaçırmıştı o golü öyle?

5. hafta Sakarya deplasmanı. Nihayet kazandığımız maç . 4-1...Carew 2 tane penaltı atmıştı.

6. hafta Galataray maçı. Şeref Bey'e kavuştuğumuz maç. Günübirlik gelmiştim İstanbul'a. Maç sabahı indim, maçtan sonra geri döneceğim. Hayatımda başka ne için böyle bir yorgunluğu çekerim bilmiyorum. Kolay kolay çekmem sanırım.

İnanılmaz bir kalabalık. Tüm tribünlerde anormal bir doluluk vardı. Yeni açıktaydım ve insanlar resmen üstüste idi. Gol olsa nasıl olurdu diye düşünüyorduk, bu yüzden de gol olmadı sanırım. Hakan Şükür, penaltıyı kaçırdı. Bizimkilerin zaten atmaya niyeti yoktu. Sonra ben paşa paşa 12 saatlik yolu çektim.

Ali Güneş, Berkant, Fatih Sonkaya, Juanfran, Tayfun, Okan Buruk, Sinan Kaloğlu, Veysel Cihan..Bu oyuncuların da yer aldığı Beşiktaş'tan bir umutla güzel şeyler bekledim ben yine. Pişman mıyım? Asla..Çünkü aynı umut hep var. Söz konusu Beşiktaş ise var.

Sonra peşpeşe Ankaraspor ve Trabzonspor yenilgisi. İçeride alınan farklı Diyarbakır galibiyeti. Bir ileri, iki geri... Kaybedilen Konya kupa maçı sonrası Bosque'ye güle güle, Rıza'ya hoş geldin.

Berbat geçen sezonda alınacak F.Bahçe mağlubiyeti belki Demirören'in ipini çekecekti. Biz gittik, kalecisiz yendik geldik. Efsane diye adlandırdığımız bu maç belki de yerini o dönem için sağlamlaştırdı Demirören'in. Hep takılmıştır kafama bu.

Ha bir de Bosque ile anlaştığımız haberini duyduğumda kanepeden düşmüştüm ben. Mübalağa yapmıyorum, hakikaten düşmüştüm.

*Fotolar Gs maçından

8 Kasım 2009 Pazar

3puan ve Çok sayıda Kalp Krizi



Mustafa Denizli'nin kadro fantazilerinden sonra sistem fantazileride yayın hayatına başlamıştır. Gol yemeyen ve birbiriyle çok iyi anlaşan dörtlü savunman gayet iyi iş çıkartıyorken ve rakibin Manchester ya da Wolfsburg bile değilken 5'li savunmaya geçmeyi deniyorsun. Sonuç olarak karşına çıkan kimyası bozulmuş bir defans hattı ve böyle bir defansı bulup yüklendikçe yüklenip kaplan kesilen Trabzonspor ... Beşiktaşlıların rezalet bir futbol sonrası sevinemediği bir 3 puan.

Benim adım Tatar Ramazan edasıyla Benim adım Hakan Arıkan gol de yemem gofret de yemem diyerek isyan eden bir kaleci. Tatar Ramazan demir parmaklıklar arkasından kurtulamamış bakalım Hakan yedek kulübesinden kurtulabilecek mi ?

Takımdaki 5 golcünün atamayacağı cinsten bir gole imza atan, takımın esas beyni ve emekçisi Fabian. Saçsız Kralımız. Geleli henüz 2 hafta olmamışken Giunti'den bile daha faydalı olacağına inandığım Alman Ernst.

Bobo gol atınca ne yapacağını şaşırıp su içmeye yeltenen Nobre.

Hem koşmayan hem de en çok lazım olan dakikalarda yani maçın sonlarına doğru, ayağında top tutmayı bile becermeyen Yusuf.

Koşamayan ve altıpasta gol kaçıracak kadar içi geçen Bobo, nereye koştuğu belli olmayan ve topla hep orta sahada buluşan Nobre. Bu takımda bir Nobre daha olsa orta sahadan top alan Nobre ileride bekleyen Nobre'yi besleyerek takımın gol sorununu çözer mi diye düşündüm. Açıkçası o da imkansız. En az 3 Nobre şart. Defanstan top alan Nobre orta sahadakine, orta sahadaki ilerdekine. Ama eldeki malzemeye baktığımızda 1 nobre ve 1 bobo bu formda devam ederlerse birbirlerini yemekten başka bir işe yaramazlar. Biz de hala tartışırız Bobo mu Nobre mi diye. Nobreyi zerre sevmem hatta en başından beri sevmedim. Ama bobo'nun formsuzluğu can sıkıyor. Değer verdiğin, futbolunun gelişimine tanık olduğun adamın bu kadar gerilemesini ben artık açıklayamıyorum.

Önemli olan 3 puandır, tv karşısında Beşiktaşlıların yaşadığı kalp krizi riski kayda değer değil.
Bakalım Fener karşısında piyangodan ne çıkacak ?
Maç olmadığı sürece Sağlıcakla kalabilirsiniz.

5 Kasım 2009 Perşembe

Hangi Beşiktaş?

Biz de Gözlerimize İnanamıyoruz


İbrahim Toraman resmi sitesinde bir açıklama yapmış. Ömer'in sayesinde haberim oldu. Şuradan da açıklamanın tamamını okuyabilirsiniz. Acaba tamamını kendi mi yazdı merak ediyorum. Bizim topçuların bu tür mezhiyetleri olduğunu sanmıyorum. Asla bir küçümseme değil bu, fakat bu yönde bir beceri sergileyecek gibi durmuyorlar. Muhtemelen kabaca ana fikri söylüyorlar, sonra birileri de elden geçiriyor.

Neyse bu kısım mühim değil. İbrahimToraman, çokça Beşiktaşlı'nın sevdiği bir oyuncu. Beşiktaşlı olduğunu hissettiren nadir adamlardan bir tanesi. Terlik olayında sergilediği tavır ile farkını da bir nebze ortaya koydu. Takımın birinci kaptanı seviyesiz açıklamalarda bulunurken, Toraman sessiz kalmayı tercih etti. Sessizliğini ilk bozduğu anda da üzüntüsünü ve pişmanlığını dile getirdi.

Bu maç sonu yaptığı açıklamada bir yere takıldım bende:

"Sakatlığım nedeniyle Wolsburg maçını maalesef tribünden izlemek zorunda kaldım. Tribündeki ortamı bizzat yaşadım ve gözlerime inanamadım. Bizim her zaman her platformda övündüğümüz, en sağlam kalemiz olan Beşiktaş taraftarı gitmiş, yerine başkanla, yönetimle, hocayla, taraftarla ve futbolcuyla çatışan bambaşka bir taraftar gelmişti. Oysa ki biz her zaman yöneticiden futbolcusuna, malzemecisinden masörüne kadar, taraftarımızla bir bütün olmuş takımdık."

Kendince hayal kırıklığına uğramış Toraman ve bunu dile getiriyor. Fakat bunu dile getirirken gözden kaçırdığı bir şey var. Bizim tarafımızdan bakmayı denemiyor, basit olan yolu seçiyor. Suçlu olan direk taraftar demiyor ama ima ediyor.

O zaman biz de şunları desek:

Sahadaki ve Beşiktaş'ın yönetim makamındaki ortamı bizzat yaşadık ve gözlerimize inanamadık. Bizim her zaman her platformda övündüğümüz, sahadaki biz olan BEŞİKTAŞ ruhlu oyuncular gitmiş, yerine ruhsuz, paragöz, Beşiktaş ile alakası olmayan oyuncular gelmiş; bununla da kalınmamış Beşiktaş başkanlığına da kendi taraftarını birbirine düşürmeye çalışan, tribüne paralı asker sokan, her fırsatta Beşiktaş'a kendi babasının malı imiş gibi davranan bir başkan gelmişti. Oysa ki biz her zaman yöneticiden futbolcusuna, malzemecisinden masörüne kadar,Beşiktaşlı olmuş bir takımdık''

Bir de bu gözle bakmayı denesene Toraman. Nasıl? Olmuyor değil mi?

3 Kasım 2009 Salı

Yeter.


Bundan birkaç saat öncesine kadar umudum tavan iken, Ernst'in oynamayacak olması ile endişelerim artmıştı. Eksik onca kişiye rağmen endişelenmezken tek oyuncu ile endişeleniyordum. Aslında Beşiktaş'ın halini özetleyen bir durum bu. Gerçek bu. Bu gerçeği bilmemize rağmen umuda bağlanmak da Beşiktaşlılık sanırım.

Birkaç saat öncesinde nasıl beyaz isem şu an bir o kadar siyahım.

Kötü başkana
Kötü yönetime
Kötü hocaya
Kötü futbolculara

yeter.

Güldür Yüzümüzü Beşiktaş

6 saat kaldı. Uzun zamandır böylesine geri sayım yaptığımı anımsamıyorum.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Wolfsburg Maçı Totemi

Y.D'nin olmadığı 3 maçıda kazandık. Takım o yokken seri yakalamaya başladı. Nihat onun gelmediği ilk maçta ilk golünü attı. Bundan ala totem olur mu ? Takımın sana ihtiyacı var Y.D. Lütfen Yok ol ve Gelme. Gözümüz görmesin seni...

1 Kasım 2009 Pazar

İbo ve İso



İsmail'i birden kaldırmıyor bünye. Yıllardır Üzülmez'i izlemişiz biz orada. Sıfıra kadar inip topu geri çekip tekrar sol ayağına alıp içeri bakmadan açtığı ortaları ezbere biliriz. Soldan soldan almış başını giderken maç başı 10 faul kazandırdığını biliriz. Yerden kalkışta terledim anasını satayım çok çalışıyorum bakışı atışıp alnındaki teri silmesidir bizim yakın sol kanat tarihimiz. 100. yılda ki GS'ye sağ ayağıyla attığı golü yıllarca konuşmaktan bıkmadık hala. O yüzden son Türkiye Kupası finalinde Fener kalesine gönderdiği ama tribünleri gören şutunun gol olmamasına sevindik. Sevindik çünkü o top gol olsaydı İbrahim Üzülmez'i biz çocuklara anlatamayacaktık hiçbir şekilde. Abim bu golü atan insan olamaz, şimdi keşke böyle bir sol bekimiz olsa diyeceklerdi. En fazla zaten insan değildi diyebilecektik. ''Seni anlatabilmek seni Deli İbo, seni hiç izlememiş olan çocuklara'' diyerek gülüşecektik yaşıtlarımızla.

Beşiktaş'ın yakın tarihte ki en büyük Futbol emekçisi olma adayıydı Üzülmez. Ama hafızalarda yerini Terlikten Önce ve Terlikten sonra olarak almakta. Terlik kimin kafasına geçti kimin ayağındaydı bizi çok ilgilendirmezdi ama kamptan kovulduktan sonra havalimanında Robinson Crusoe imajıyla verdiği röportajda yine olsun yine yaparım dediği kapalı kapılar ardında ki yöneticiler değil mikrofonlardı. Sahada ki 10 yararsız hareketin 10'unu da yapma kabiliyetini (!) göstermesine rağmen kendi bir şekilde sevdiren adam saha dışında ilk defa bu kadar patavatsız bir konuşma sergileyerek sinirine yenik düşüyor ve sevenlerini-sabredenlerini hayal kırıklığına uğratıyordu.

Paralel kurguda İso diye bir çocuk. Üzülmez gibi Antep havalimanından uçağa binerek geldi Beşiktaş'a. Ön sezilerim şudur ki o da Üzülmez gibi mütevazi bir yaşam sürecek. Fiyat olarak Antep'ten geçirme konusunda herkes hemfikirdi ama geleceğin en iyi sol bekleri arasında gösterildiği gibi futbol olarakta 10 numaradan devşirme özelliği vardı. Bilenler iyi oldu diyor benim gibi pek bilgi sahibi olmayanlar ise bekleyip görmeyi tercih ediyordu. Ne yiğitler gelmişti o sol beke ama en cafcaflısı ilk yarıyı kapatmadan devir teslim yapıyordu formasını Üzülmez'e.

Beşiktaş formasıyla ilk olarak Barış Kupasında izledik İso'yu. Rakip Porto olabilir atıyor da olabilirim. Soldan soldan Üzülmez gibi hızlı bindirmeler yapmıyordu İso. Zaten Üzülmez'e yetişecek ya da geçicek adamı Olimpiyatlara gönderelim de Türkiye'yi temsil etsin Erkekler 100 metre'de. Müsait bir posizyonda İso kafasını kaldırıp ceza alanına bakmıştı. Güzel bir orta bekliyordum keretadan. Oracıkta verecektim puanını. Güzel bir orta açarsa heveslenecektim en fazla önümüzdeki yıllar için. Adam kavisli şut çekti yahu kaleye. Direğin yanından süzülerek auta çıktı top. Ortamda 20 kişi kadar vardık herhalde. Herkes ayağa kalktı birden gol diye. Ardından İso'ya övgüler. Hazırlık maçında ki bir şut neden herkesi bu denli heyecanladırabilirdi ki ? Ben yerimde oturuyordum. Yıllar sonra bana Üzülmez dediklerinde belki de ''o an''ı anlatacağım. Birden anlamadığım bir şekilde gözlerim doldu ve 2 damla yaş süzüldü. Yakin arkadaşlarım yani yan sandalyede oturanlar şahittir duruma.

Sol çaprazdan sol bek oyuncusunun çektiği ve kaleyi bulmayan bir kavisli şut geleceğe daha umutlu bakmak için yeterliydi. O şut bugün hayran kaldığımızın performansının habercisiydi.

İbo tu kaka, İso ağa paşa ya da daha postmodern bir tabirle İbo out İso in diyerek kestirip atabiliriz yazıyı. Yazıda yeterince değindik zaten, bu Deli İbo bize az kahır çektirmedi. İnkar eden ya ruhsuzdur ya deli. Ama hep çalıştı hep didindi. Dalga geçildi kendisiyle işine baktı. Taraftarla didişmedi, saha içinde rakiplerine çirkeflik yapmadı. Medyaya malzeme( terlik röportajı hariç) vermedi. Transferde sorun yarattığını hatırlamıyorum. Hedefi hep Beşiktaş olan bir adamdı Üzülmez. İso eğer İbo'nun bu özelliklerini kendine örnek alırsa Beşiktaş'ın efsane isimlerinden biri olması için önünde hiçbir engel ( Denizli bile ) kalmaz.

Soldan soldan kah ortalarıyla kah şutlarıyla önce gözlerimizin pasını silen şimdi cilayı çeken bu çocuğa inanmak Futbol'a inanmaktır.




foto: BjkAlem

Köybaşııııı....İsmailll...


Gerilim filmi gibiyiz. Hatta hasılatı en yüksek gerilim filmi bizim yanımızda hafif kalır. Takım sağlı, sollu atak ile başladı. Belli istiyorlar, golü de bulduk. Ondan sonra yine aynı terane. Golü bulana kadar olan isteğimiz, azmimiz bir anda gidiyor. Oyunu rölantiye alıyoruz.

Halbuki 2. golü bulsak çok daha iyi bir oyun sergileyeceğiz. Çünkü 1-0'ı koruma derdine düşmeyeceğimiz için rahatlayacağız. Neden buna kapılmış durumdayız çözemiyorum.

Bugün yine üretkenlik adına bir şeyler yaptık. Yok sayarsak haksızlık etmiş oluruz. Fakat bu üretkenliği direk olarak skora yansıtmada büyük bir beceriksizlik örneği sergiliyoruz. Nobre'nin kaçırdıkları, Tabata'nın müsait pozisyonları... "Bunlar olmazsa, peki hangileri olacak?" bolca mevcut bu cümle bizde.

2. yarı daha net görüldü ki Tabata'yı kenarda oturtma lüksümüz yok bizim. O'nun oyuna girişi ile duran toplarda daha tehlikeli bir hal sergiledik.

Net görülen bir başka detay ise; Toraman'ı sağ kanat gibi kullanma çabamız da olmamalı. Neden kesildiğini anlayamadığımız Serdar Özkan var, bir türlü şans verilmeyen Erkan Zengin. Hoca sürekli rotasyoan gidiyor ama bazı isimleri hiç kullanmıyor, o da garip.

Sabit bir kadromuz daha doğrusu iskeletemiz olmadığı için bu bocalama biraz da. Sivok, Ferrari, Ernst dışında sürekli süre alan oyuncumuz yok. Bu olmadığı için oyuncuların verim ya da verimsizliklerini eleştirirken yanlışa düşebiliyoruz.

İsmail Köybaşı... Bu gece mükemmel iş çıkardı. Eğer Mustafa Denizli üzerinde ısrar etseydi, kesmeyip, ısrarla oynatsaydı, bu mükemmel işe daha önceden şahit olurduk. Bugün her şeyi yaptı. Koştu, kesti, bindirme yaptı, golünü attı, nerdeyse gol olacak bir şut attı, son dakikalarda mutlak bir golü çıkardı. Rakipleri O'nu durduramayınca kasti faul yapmaya başladılar. Attığı golün 16. dakikada gelmesi ayrı bir güzellikti.

Şimdi sırada Wolfsburg maçı var. Gelecek olan 3 puan, şu soğukta bize baharı getirir, hayali bile güzel.

Not: Bu blogda sıkça Mustafa Denizli'yi eleştirdik. Bize göre olan yanlışlarını dile getirdik. Fakat unutmamamız gereken bir şey var ki, bugüne kadar asla üslubundan şikayetçi olmadık. Kabadayı yöneticilerin, kabadayı başkanların, kabadayı futbolcuların hüküm sürdüğü ve sevildiği bir ülkede her zaman konuşurken çizgisini korumayı başaran bir teknik adam oldu. Söylediklerine katılır ya da katılmazsınız; ama konuşurken sizi tehdit etmeyen, sizi kendi egosu altında boğmaya çalışmayan bir insan olduğunu bilirsiniz.

Bu gece maç sonunda federasyonu eleştirdi Mustafa Denizli. Bahane bulmadan, açıkça ifade etti düşündüğünü. Ve kimseye hakaret etmeden, ima etmeden.

Mustafa Denizli'nin maç sonu görüşleri

30 Ekim 2009 Cuma

Zeki Demirkubuz Röportajı

“Tek inancım Beşiktaş” diye düşündüğünüz doğru mu?

İnançsızlık ahlaki olarak kendimi koyduğum yer. İnsan başta kendisi olmak üzere, önüne konan her şeyi sorgulama gücüne sahip olmalı. Böyle bir nokta insanı inançsızlığa götürüyor. Her şeye karşı. Ben böyle biriyken, böyle düşünürken kendimle çok çelişiyorum. Beşiktaş’a böyle bir bağım var. Bunun bir nedeni de yok. Zaten Beşiktaş’ı nedenleri ortaya çıkararak anlayamayız. Her şeyi sorguluyorum, bir tek onu sorgulamıyorum.


Yenildiği zaman da sorgulamıyor musunuz?


Tabii, tabii. Özellikle o zamanlar. Bütün maçları izliyorum. Her yıl deplasmanların yarısına giderim. Çarşı Grubu’ndan açıkçası dışarıdan göründüğü kadar etkilenmiyorum. Benim için Beşiktaş için kafa ve gırtlak patlatan, fedakârlık yapan insanlar. Yaratıcılıkları ortada ama ben daha çok yalnız ve kendilerini başka türlü ifade eden Beşiktaşlıları seviyorum. Grupları boş verin, tek tek inanılmaz insanlar var. Çarşı da bu zamanlarda daha içe dönük olmalı bence.

---- ----- ---- ---- ---- ---- --- ----

Geçen gün Taraf gazetesinde okumuş, bir ara bloga atarım diye düşünmüştüm.
Akıl sağlığını hala yitirmemiş ''Deli'' adamların başında gelir Demirkubuz.
Büyük laflar etme derdinde olupta başladığı cümleyi bitiremeyen yönetmenler gibi olmadığından, bir insan gibi konuşmaya yeltendiğinden söyledikleri hep bir anlam ifade ediyor.

Röportajın tamamı : Taraf Gazetesi

25 Ekim 2009 Pazar

Eskişehir Deplasmanı - 2



-Maç günü saat 11'de 4 arkadaş Haydarpaşa'dan trenle Eskişehir'e hareket.

-Trende Atıf Keçeci, Sanlı Kaptan, Bilal Meşe, Itır Esen ve Karagümrük ile Asya grupları . Beşiktaşlı blogcu kontenjanından ben ve Askapuska ( taksim ).

-Restaurant kısmını önce ufaktan Beşiktaş besteleriyle ortama hazırlama, Eskişehir'e yaklaştıkça yüksek seste tezahuratlar. Ellerde sigaralar, biralar. Ortama ayak uyduran garsonlar. 3'lü çekmeye çalışan amcalar.

-Eskişehir'de önce gar'da biraz bekletilmece ardından toplu taşıma araçlarıyla stada götürülmece.
Toplu taşıma kısmında amir'le iletişimim etkili olmuştur. Zira onlar sadece biletli seyircileri bırakacaktı stad'a ve kimsede bilet yoktu henüz.

- İstanbul'dan tek bir taraftar otobüsü bile kalkmamış. Tribün dolmayacak mı acaba telaşı ? Biletsiz Beşiktaşlıların çok fazla olması. Dışarıda ufak bir münakaşa. Ardından istanbul'dan telefonlar, '' Ne oldu olaylar çıkmış''.

-Maça erkenden girdik yine. dışarıda kalanların durumu belirsizliğini koruyor. Polisle ufak tefek itiş kalkışlar yaşanıyor sürekli.

- Öncelikle bknz. Eskişehir Deplasmanı. Eskişehir Tribünü ile ilgili düşüncelerim değişmedi. Takımı 90 dakika desteklediklerini söyleyenler yalan söylüyor. Ne izliyorsunuz televizyondan siz. Kareografi yapmak çok güzel olabilir hadi diyelim o maytaplarda güzel bir görüntü oluşturdu. Ama takıma gerçek anlamda destek 90 dakika susmadan, rakibe baskı kurarak olur. Sayıca az olmamaıza ve üstüne üstün tribüncü diye tabir ettiğimiz kişilerin taş çatlasa 30-40 olduğu bir tribüne rağmen daha iyi olduğumuzu düşünüyorum. Ve taraftarın görseli atkısıdır.




-Maç başlamasına yakın Noat'da bize katıldı. Tribünde amigo olmadığı için futbolcuları tek tek çağırma işi bize düştü. Noat'ın arkadaşından gelen kadro mesajına göre çağırıyorduk futbolcuları. Bobo ile başlayıp Nihat ile devam ettik. Ardından Serdar Özkan diye bağırdık ama bir türlü gelmedi. Noat'ın arkadaşı kendi tahmin ettiği kadroyu göndermiş. Serdar Özkan gerçekte kadroda yoktu ve ısınanlar arasındada. Daha sonra ise Rüştü'yü çağırmaya yeltendi önden bir grup. 1 bağırdılar 2 bağırdılar gelmedi. Hakan'a bağırdılar sen getir diye. Nazlandı kalecimiz gelmeyeceğim diye. Taraftara sırtına döneni topu tutmayı bile unutan bir kalecimiz var ne yazık ki. Tez zamanda gitsen keşke ...

- 3 top yapamayan Beşiktaş. Top kesemeyen Fink. Her müdahalelerinde bize Zan'lı günleri hatırlatan Kaş ve Toraman'lı stoper hattımız. Gol atamayan golcülerimiz. 10,5 numerosunu maçın yarısında çıkaran hocamız.

- Noat'la maç öncesi Bursa'nın 6 gol atmasını konuşuyorduk. Ertuğrul'un biz de yapamadıklarını Bursa'da yapmasını. En son ne zaman 6 gol gördüğümüzü. Ben en farklı galibiyet olarak 3-0'a razı olduğumu söyledim. Noat bu maç için 1-0 yeter demişti. Dediği gibi oldu ve 1-0 yetti valla.

- Dönüş treni saat 01:27'de. 2 saat boyunca gar'da o koltuk senin bu koltuk benim yer kapıp uyuma çalıştık. Tren bir kaç dakika rötarlı geldi. Ardından yola koyulduk. Saat 4'de durduk. Sebebi ise saatlerin bir saat geriye alınacak olması ve bizim 1 saat boyunca mola verecek olmamız. Sebebi nedir hiç bir şekilde anlamadım. Zamana ayak uydurmak için 1 saat bekledik.

- Haydarpaşa'ya varış yeni saate göre 7'yi bir kaç dakika geçiyor. Gar'da ve Kadıköyde tek tük fenerli var. Biz nereye geldik ya da bunlar nereden burada bakışları atıyorlar bize.

- Güzel deplasmandı. Her güzel deplasman sonrası dediğim gibi. Böylesinin nicesine ...


24 Ekim 2009 Cumartesi

Eskişehirspor : 0 - Beşiktaşımız : 1


İşte olduğum için maçı izleyemedim. Maçın başlamasıyla radyoyu açtım; ancak sürekli gelen-giden ve koşturmaca yüzünden bir şey anlamadım. Sesi kıs, tekrar aç. Baktım olmuyor, kapadım radyoyu. 2. yarı başladıktan belli bir süre sonra çıktım işten. Arkadaşı aradım, yoldayım, gol olursa haberdar et diye. Tempolu şekilde yürüyorum, ne telefon çalıyor ne de mesaj sesi. Ben eve yaklaşıyorum hala sessizlik. Derken mesaj geldi, aha gol diye umutlandım. Gelen mesaj : "Bobo çıktı, Nobre girdi." Ben goool diye mesaj beklerken bunu görünce sağlam bir sövdüm.
Tümünü Yasla
Eve girdiğimde dakika 76 idi. Sırtımı yaslayıp, soluklanmadan Nobre boş kaleye kaçırdı. Birkaç dakika sonra kuzenim arayıp, acil aşağı in dedi. Aşağı indim, gol olmuş. Koşarak merdivenleri çıkarken bir yandan arkadaşı arıyorum, kim attı diye. Son dakikaları ayakta izledim zaten.

Kötü oynadığımız mücadelelerden biri olmuş yine. İzlemediğim için çok dert etmiyorum açıkcası. Üstelik hafta içi yüksek tempoda maç oynamışken, takımın en önemli ilk 3 adamı sahada yokken, yine kötü oynadığımız halde kazandığımız için mutluyum. Bu galibiyetleri aldığımız takdirde işimiz daha kolaylaşacak. Kötü oynanan dönemde kayıplar artınca takım için her şey daha zor hale geliyor. (evet bu aralar pollyanna ile takılıyorum. ) Beşiktaş'ın üstüste maç kazanması çok önemli.Çünkü bir süredir yitirdiği bir alışkanlıktı bu.

Deplasmandan dönenler daha ayrıntılı anlatacaklardır her şeyi.

Ekrem'in gol sevinci ve Doğa'nın makus talihi...

22 Ekim 2009 Perşembe

Napıyoruz, Umutlanıyoruz


Maçtan birkaç gün önce Ekşi Beşiktaş yazarlarından Eser'le konuşurken, msn iletisi dikkatimi çekmişti. " 62' Wolfsburg : 0 - Beşiktaş : 2...Benim bilinçaltı durumu direk sahiplenmiş, o gece rüyamda maçı izliyordum. Ve 62. dakikada 2-0 öndeydik, ulan Eser diye keh keh gülüyordum. O kadar gerçekçiydi ki, uyandıktan sonra rüya olduğunu farkedince epey bozuldum.

Ardından gün içerisinde başka bir Beşiktaşlı kardeşimiz mesaj attı: Rüyamda 4-1 kazanıyorduk diye. Haydaaa tüm Beşiktaşlılar rüyaya mı yattı nedir?! Taksim'le konuşuyoruz, rüyalarda yeniyoruz diye. Öyle böyle fark yemeyeceğiz galiba dedi. Güldük, aslında halimize gülünürdü. Beşiktaş'ın bizleri bu derece umutsuz, güvensiz yapması trajikomik bir hadise.

Maçın ilk 10-115 dakikası Wolfsburg'un tempolu oyunu ile geçerken, yeter ki şu dakikalarda gol yemeyelim yoksa devamı gelir endişesi vardı. Bu dakikaları da atlatınca younda zaman zaman ciddi anlamda söz sahibi olan bir Beşiktaş'ı izlemek keyif verdi.


Maçın başlarında spiker birkaç defa aynı şeyi söyledi. Wolfsburg'un en önemli 3 oyuncusu olan Grafitie, Dzeko ve Misimovic'in toplam maliyetlerinin 13 milyon küsur olduğunu söyledi. Bizim toplam 13 milyona mal olan iki oyuncumuz İsmail ve Tabata ise yedekti. Oyunculara verilen paraların yüksekliği onları sürekli oynayacağı manaya gelmez elbette; ancak neden oynamadıklarının bir izahı da yok. Ha Tabata'yı Kasımpaşa maçında asist yapsın diye aldı isek sorun yok!

Rakip 10 kişi kalıncahamlesini geç yaptı Denizli, hamleyi geç yapmasa kazanabilirdik de. Ferrari harika bir oyun çıkardı. Birçok arkadaşın değindiği gibi Demirkol'un kulaklarını çınlattı. Fink, Türkiye ligi için her türlü yeterli olduğunu ama Şampiyonlar Ligi gibi bir turnuva için ilk tercih olamayacağını gösterdi.

Şimdi grup öyle garip bir hal aldı ki, evimizde Wolfsburg'u yenersek ve Cska deplasmanda kaybederse 4 puanla grup ikincisi oluyoruz. Bu durumda da Beşiktaş bizlere " asla umudu kaybetmeyin " dersini verir.