2 Aralık 2009 Çarşamba

Basın Dediğin ...



2 yıllık Radyo-tv meslek yüksekokulu mezunuyum. Fotoğrafçılık-Gazetecilik-Habercilik-Sinema-Kurgu derslerinin tümünü aldım. Okulda iken tam olarak karar vermemiştim sinema mı yoksa habercilik mesleklerinde çalışacağım hakkında. Daha sonra bir şekilde haberciliğe bulaşmaya karar verdik. CnnTürk ile başlayıp Birgün gazetesi ile devam eden bir haberci olma serüvenim oldu. Cnn'de barınmam için önkoşullardan hiçbirine sahip değildim.

- Bayan değildim. Erkek muhabirler beni yanında habere götürsün.
-Dayım,amcam,eniştem çalışmıyordu orada. Torpilim yoktu.
-Azim, yetenek, fikri takip konularında yeterli olmam pek değer teşkil etmiyordu.

Bu son maddeyi bir örnek ile açıklamam gerekirse. Topkapı sarayının surları 1 hafta içinde 2. kez aşılarak hırsızlık teşebbüsünde bulunulmuştu. 1. hırsızlık haberini yapan muhabir ile 2.yi yapan kişiler farklıydı. 2. hırsızlık haberini yapan kişi bu bir ilkmiş gibi yayınlayacaktı haberi. Ta ki ben uyarana kadar. Haaa öyle mi ? deyip geçiştirecek kadar da mütavazidirler.

Cnn'de 2 yıldır staj yapanları gördükten sonra ve ortamın beni haberciden çok yapsa yapsa piyasanın kaşarı yapacağını düşünerek 2. haftada stajı bıraktım.

Birgün'de ise staja başladıktan sonra 2.gün habere çıkmış. 3. günden itibaren yaptığım haberler gazetede yayınlanmaya başlamıştı. Tecrübeli muhabir arkadaşlar Anadolu ajansından aldıkları haberleri düzenleyip yayınlarken ben Taksim'de basın açıklaması, eylem peşinde koşuyordum. Elimde sadece 5 megapiksellik bir fotoğraf makinası var. Basın kartım ise yok. Dahası çıktığım haberler için yol parası bile alamıyordum. Gönüllü muhabirlik yapmak için cebim fazla hafifti. 1 ay sonra Birgün'le ve dolayısıyla habercilikle ilişkimi kestim. Koşullar biraz tatmin edici olsaydı açıkçası Birgün'de devam etmek isterdim.


Her iletişim okulunda anlatılanlardan hiç değişmez 2 konu vardır. Birçok köşe yazarıda ara sıra yazarlar bunu. Filmlere bile girmiştir. Hoca derse girip tahtaya bir harf yazar. Sonra başlar dersi anlatmaya. Ders bitti sorusu olan var mı ? der. Kimse soru sormaz. Hoca haberciliğin ilk dersi bu harftir diyerek tahtayı gösterir. Aranızdan hiçkimse bu harfi merak etmedi. Merak'lı olmalıdır haberci.
Diğerkonu ise köpek-insan ilişkisi. İnsan köpeği ısırmalıdır. Ancak o zaman haber değeri taşır çünkü.

Biz okuldayken Irak'ta işgal devam ediyordu. Ama ulusal basın bunu savaş olarak sayfalarına taşıyordu. Amerikan askerleri Iraklı teröristler tarafından öldürülüyor. Iraklılar ise kendiliğinden ölüyordu. Neredeyse her gazetede aynıydı bu '' 2 ıraklı öldü 5 Abd askeri öldürüldü''. Sadece şıu cümle Türkiye basınının durumunu göstermek için yeterlidir. Geçen haftaki iş bırakma eylemini '' halk mağdur oldu yollarda kaldı, isyan etti'' diyerek yayınlıyor. Neden iş bırakma eylemi yapıldığını söyleme gereği duymuyorlardı. Hatta bir haber kanalı ve o kanalın anchorman denilen şahsiyeti ''Dünya emlak kralının kızı İstanbul'a geldi bizim anchormanda ona şaka yaptı'' diye bir haber bile yayınlayabiliyordu. Bu halk bu kadar yitirmişmiydi acaba beynini. Şu haber bültenlerinin-gazetelerin kime neye ne amaçla hizmet ettiğini görmüyorlar mıydı ?

Damat kontenjanından gazeteci olan eski popçular diyarında gazetelerin spor sayfalarının sürmanşetlerini '' Beşiktaş tribünlerinde savaş çıkacak olm'' diyebilecek kalitesizlikte haberler çıkması pek doğaldır. Maç günü küçücük bir kavga çıkmasa bile sorun değildir. Çünkü ilk haber eski niteliği taşır artık.

Habercilikte ısrarlı olmadık ama sinema konusunda devam edebildik. 2 sektöründe içine girmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki sinema'da kurgular çok daha gerçekçi. Haber kurguları ise Holywood ile kapışacak kalite (!) ve kalifiye elemana sahip. Bir dizide 30.bölüm önceki durum ve olayın devamlılığını sağlamak zorundasın. Ama gazetelerde hergün bir kurgu yaratabilirsin.

Son zamanlarda beni iyiden iyiye çığırdan çıkıran nokta ise haberlerin yorum içermesi.
Ferarri ile ilgili bir haber yaparken '' taraftarın bir türlü ısınamadığı'' adam yorumu gayet normal mesela. Ya da bugünden bir örnek verelim. Denizli'nin kehanetleri ile ilgili. Bknz.

Böyle bir basında Beşiktaş'ın böyle gazetecileri olmasın. Okay Karacan gibi Beşiktaşlılar olsun. Cem Dizdar gibi harbici adamlar olsun. Banka hesaplarını kontrol ettikten sonra kalemini ve kalçasını oynatan eski futbolcu müsveddesi yazarlarımız olmasın.

Bu basın bu şekilde gider. Çünkü çarklar Reklamveren-Patron-İşçi şeklinde işliyor.
Şunun taraftarı daha çok olduğu için onunla ilgili çok haber yapıyoruz ise ilkokul çocuklarına anlatılacak inandırıcılıkta.

Olası bir sezon sonu şampiyonluğumuz için hazırlanacaklar senaryoları şimdiden tahmin etmek zor değil. İlk yarıyı lider bitirirsek ağızlarında sakız yaparlar. 2. yarının ortalarında hala lidersek bilin ki bu ligin tadı kalmamıştır.


Futbol topu yuvarlaktır ama bazı gazete köşeleri daha yuvarlaktır.




yasının çıkış noktası küçük bir yorumdu ancak uzayınca blogda devam ettim.

4 yorum:

Şekerli dedi ki...

Güzel yazı olmuş, Senden, düzenden ve diğerlerinden, parmaklarına sağlık!

ferdinand dedi ki...

Ne yazıkki hazırcılık, küçük hesaplar, ahbap-çavuş ilişkileri çok geçerli dediğin gibi.
Basın özgürlüğünden demokrasiden dem vurup, holdinglerin-iktidarların yalamalığından öteye gitmeyen bir güruh ülkenin nabzını tutanlar.
Ben de kısa da olsa bir spor servisinde staj yaptım öncesindeki heyecandan hiç bir eser yoktu birkaç gün geçmişti halbuki. Yabancı-yerli ajansların kalıplaşmış haberlerini araştırmadan,sorgulamadan aynen bize sunuyorlar çoğu zaman. Arkan sağlamsa en üst basamaklara en kısa zamanda gelmen olası...

biz spor akademisi okuduk lakin hala ne iş yapacağımızı bilmez halde sokaklardayız...
Sinema dönüm noktası olmuş, iyi de olmuş başkan:)

Ege Sezen dedi ki...

Bu tür yazılara daha sık yer vermenizi isterim. Teşekkürler.

Şairler Parkı dedi ki...

Ferdinand aynen dediğin gibi işte. Yabancı basından haberin çevirisini yap. Haber hazır.

Daha sık yazmak isterim ama yorumlara bile 24 saat gecikme ile cavap verebiliyorum.Yine de sağolun.

marmara