29 Kasım 2009 Pazar

Bir Hayal : Nobresiz Beşiktaş


Peşpeşe oynanan maçlar sonrasında bu maçta iyi futbol beklemiyordum kendi adıma. Bununla birlikte ilk yarıda gol bulduğumuz takdirde, maçın üst biteceği yönünde tahminde bulunuyordum. Tabi bunları düşünürken Nobre'ye muhtaç olacağımız gerçeği gelmemişti aklıma.

İlk 5 dakikalık Sivas baskısından sonra kontrollü şekilde oynamayı becerdik ve Bobo ile golü de bulduk. Peşine attığımız ve ofsayt olduğu gerekçesiyle sayılmayan gol verilse o dakika biterdi maç. Bobo'nun sakatlanıp, oyunu terketmesi birçok Beşiktaşlı'yı umutsuzluğa sürüklemiştir eminim.

Takım bu denli yorgunken, karşısındaki rakip çok uzun süredir maç yapmamışken, beden olarak çok diri iken santroforunuz Nobre ise üzülmemeniz mümkün değil. Keşke Mustafa Hoca cesaretli olsaydı da Bobo'nun yerine Batuhan'ı soksaydı oyuna. Çok daha başarılı olacağına, kaleyi korkmadan yoklayacağına eminim. Oyuna girdiği andan beri ne yaptığını çözemedim. Çözebilen beri gelsin.

Maçın ikinci yarısında da kritlik bir dakikada oyundan Tabata'yı aldı hoca. Nihat oldukça verimsizken, daha istekli olan Tabata'yı oyundan çıkarmak da ikinci bir hataydı. Sonrasında Sivas'ın kontrolsüz saldırma çabası ve bizim adımıza kaçan goller. Golle sonuçlandırmak daha kolayken, kaçırabilmek de yeterlilik-yetersizlik mevzusunu gündeme getiriyor tekrar.

Wolfsburg ile başlayan, Sivasspor ile biten dönemi başarıyla geride bıraktı Beşiktaş. An itibariyle ikincilik koltuğundayız ve gol yememeye devam ediyoruz.

Beşiktaş'ın elde ettiği yükselişi Fenerbahçe ve Galatasaray'ın başarısızlıklarına bağlayan çok bilmişler: Twitterlarınızda, bloglarınızda, gündelik hayatlarınızda tartışmaya devam edin. Çünkü izlemesi çok keyifli.

Lebbeyk ya Beşiktaş


Neymiş akşam El Clasico varmış. Ronaldo, Messi coşacakmış. İzlemeyen çok şey kaçırırmış. Mış, miş, mış, miş...

Akşama Beşiktaş'ın maçı varken hangi biri olur umurda?

Beşiktaşım seni ben değişmem hiçbir şeye.

Fotoğraf, geçen sene ki Sivas deplasmanından.

26 Kasım 2009 Perşembe

Şampiyon Beşiktaş Kısa Filmi

Daha önce bahsettiğim kısa film. Senaryosunu V.Ö'nün yazıp benim post aşamasında bulunduğum. Filmin youtube yüklendiğini bilmiyordum. İzleyemeyenler için yarın kendimde upload ederim. İndirme linkide koyarız belki. Şimdiye kadar en çok zevk alarak yaptığım iş diyebilirim. Hem film Beşiktaş ile alakalı hemde Vedat abi ile çalışmak tahmin edileceği üzere çok keyifli geçmişti.

Buyrun buradan alalım ...


Adamı hasta edersin Beşiktaş




Yedek takım çıkacak diye galibiyeti önceden karalamayı seçenler umrumda değil. Fark yiyecek diyenlerin düştükleri durum kendilerine yeter zaten. Ferrari Demirkol'a futboluyla yeterince selam yolladı, biz tekrarlayıp durmayalım. Bu maçtan sonra Demirören'in yeri garanti diye birşeyde yok. demirörenle ilgili görüşlerimiz değişmedi-değişmez.

Maçı-skoru-puan tablosunu hepsini salla. Nedir bu Beşiktaş'ın bize yaşattığı şey.
Trabzon'a karşı alınan galibiyet-Fener maçı-Manu maçı. Kesinlikle çok iyi ya da çok kötü top oynanarak kazanılan maçlar değil. Oynadığımız şeyin tanımını bilmiyorum. Yaşadığımız duyguların sağlığımıza zararlarını az çok kestirebiliyorum ama. Beşiktaş niye normal bir şekilde galip gelmezde bize böyle eziyet çektirir.

Nedir bu futbolcuların performansının açıklaması ?
Üzülmez'e ne demek lazım mesela ? Ya Rüştü'ye ?
Tello gol haricinde birşey yaptı mı ? Batuhan'ın sarı kartına şaşıran var mı ?
Ekrem nereye koşuyor ? Ferrari stoper ise Zan ne ? Ernst gibi bir adam kaç yüzyılda bir yeryüzüne gelir ?

Cl kuraları sonrası bir anket yapmıştım blogda. Son şık ''Beşiktaş bu sağı solu belli olmaz''dı. Ve en çok oyu o seçenek almıştı. Yanıltmadı bizi Beşiktaş. Evinde 2 maçta sıfır puan deplasmanda 3 maçta 4 puan aldı. Puan aldığı takım Cska değil Manu ve Wolfsburg.

Beşiktaş ezber bozar. Rekor bozar. Rakip takımların moralini bozar. Ahmak ahmak konuşanlara tokar gibi cevap verir. Herkes haddini bilsin. ''Sir'' bile olsalar ...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Koyduk mu??!! Bölüm : 2

Delikanlı mençıstır nerdesin aneyy :)

Kafile Yola Çıktı

Manchester United–Beşiktaş karşılaşması için Beşiktaş kafilesinde yolculuk edenlerin arasında kimler yok kimler…

Dolmabahçe’de Beşiktaş taraftarına biber gazı sıkıp, panzerlerle saldıran;

Yakaladığı her Beşiktaşlı kardeşimize her fırsatta şiddet uygulamaktan imtina etmeyen,

Denizli maçında tribüne yapılan saldırıyı ve faillerini seyretmekle yetinen;

Büyük Beşiktaş Taraftarı’nı potansiyel suçlu gibi gören zihniyetin uygulayıcıları olarak herkese kimlik sormayı kendine asli görev biçen;

Gerçek suçlular her gün gazetelerde ve ekranlarda boy gösterip şiddetten beslenerek ağızlarında binbir türlü hakaret ve küfürle konuşur ve işgal ettiği koltuklarında otururken, bugün yarattıkları mazerete sığınarak tribündeki insanlarımıza cezai yaptırımlarda bulunulmasını isteyenlerin işbirlikçileri olarak;

Emniyet teşkilatının üst düzey yöneticilerinin ve idari amirlerinin ödüllendirilmiş olduğunu görüyoruz.

Yaşar Güngör Şahin : üst düzey emniyet görevlisi, divan üyesi.
Celalettin Martin : Beşiktaş'tan sorumlu üst düzey emniyet görevlisi.
Olcay Balaban : üst düzey emniyet görevlisi.
Fahri İnceçelikli : üst düzey emniyet görevlisi.
Mustafa Nacar : üst düzey emniyet görevlisi.
Ali Bakoğlu : İstanbul vali yardımcısı.

"Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!"

İmza
Beşiktaş taraftarı

Yetmez Demirören Yetmez



Tribüne beleş bilet ve para karşılığı soktuğun adamlar yetmez bu tribünleri susturmaya.

Hangi anlaşmalar doğrultusunda susturduğunu anlamadığımız medyayı- hatta küçük Ahmet diye seslendiğin kişiyi- taraftara karşı kullanıp '' Beşiktaş başarılı hala Başkan'dan ne istiyorlar'' temalı haberler-yazılarda yetmez.

Beşiktaş'ın şu anda en sevilen oyuncusunu öne çıkarıp '' protestolar bizi etkiliyor'' demesini istemende yetersiz kalır tribünlerin sana bakışına.

Teknik Direktörün her maç sonrası demecinde protesto istemiyoruz demeside manasız.

Taraftarına karşı güç kullanmakta sorun görmeyen emniyet teşkilatı olan sıkı bağlantıların hatta onlara Manu maçı kafilesinde geniş geniş yer ayırmanda yetmez.

Türkiye Başbakanı-Cumhurbaşkanını hatta Barack Obama'yı da yanına alsanda yetmez.

Ne Fener galibiyeti unutturur ne de bu akşam alınabilecek puan ya da puanlar.

Yetmez Demirören yetmez, ne yaparsan yap bu taraftar senin açtığın savaşa yenilmeyecek.
Bize gücün yetmez.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Ders

Dertler bitti mi? Hayır.
Y.D tüm zarar vericiliği ile hala başımızda mı? Evet.
Y.D'den aşağı kalmayan yönetim saçmalamaya devam ediyor mu? Evet.
Tribün olarak zor günler bizi bekliyor mu? Evet.
Kazandığımız F.Bahçe maçı ile her şey güllük gülistanlık mı oldu? Hayır.

Olan ne var? Koskoca Beşiktaş camiası ile dalga geçenlerin kıç üstüne çakılması var. Rakibine saygı duymayan burnu büyüklerin Beşiktaş'ın tokadını yemesi var.

2 gün geçti yeni geliyorum kendime. Maç sonrası dönüşte şifayı kapar gibi oldum, neyse ki çabuk atlattım. Hasta olsaydım da çok dert değildi. Dolmabahçe'de o keyifli dönüş yolunu yürüdüm ya, yeter bana.

3 atarız demedik mi dayıcım:)




video

Başka video da var ama ekleyecek zaman yok şu an.

22 Kasım 2009 Pazar

Koyduk Mu ?!.

2-1'e aboneyiz zaten,
Her türlü yeneriz fark istiyorum diyen fblilere.
Sanal alemde taraftarlık yapan Kazım'a.
Hergün Beşiktaş'la ilgili taraftarı rahatsız edici haber çıkaran medyaya.
Ferrari ile Zan'ı hala karşılaştırma derdinde olan sözümona türk futbolu ulemasına.
Zorla tribünün gündemine Topuz'u sokmaya çalışan bir tv kanalının internet sitesine.

Fazla uçarsanız çakılırsınız böyle sisli havalarda.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız. Kimliğimiz Budur!


Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.
Kimliğimiz budur.

Her birimize kimlik sorulacağı ilanı yapılarak potansiyel suçlu muamelesine maruz kıldığınız bizler bu ülkenin insanlarıyız, halkız, Beşiktaşlıyız.

Bizleri tanımıyor değilsiniz;

İsçiyiz, issiziz, öğrenciyiz, öğretmeniz, şairiz, memuruz, tezgahtariz, yazariz, çizeriz. Bildiğin işportacıyız, çiftçiyiz... Köydeki çoban, denizdeki balıkçı, yoldaki şoförüz. Kadın-erkek, kimimiz yaşlı kimimiz genciz… Yeni doğmuş bir bebek, sokakta kovaladığın çocuğuz. Ezcümle, halkız, Beşiktaşlıyız.

Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.

*******

Beşiktaşlı zor günler geçiriyor her anlamda. Cumartesi günü tribün belki de büyük bir sınav verecek. En sıkısından kenetlenme zamanı şu an.

Kim olduğumuzu sorgulayanlara en güzel yanıt. Biz Beşiktaşlıyız!

A4 kağıda 9 tane sığıyor. 10 adet çıktı alınsa 90 tane yapar, sorumluluk hisseden herkesle binlerin göğsünde olacaktır.

İzmir'den çıktılarla geliyorum Şairler Parkı'na, Şeref Bey'e...

14 Kasım 2009 Cumartesi

y1d1


Beşiktaş'ta temizlik başlayacaksa, ilk isim Y.D. olmalıdır.Bu hastalıktan en kısa sürede kurtulmamız dileğiyle.

13 Kasım 2009 Cuma

Şampiyon Beşiktaş - Kısa Film


Bu aralar yoğun olmamın sebeplerinden biri. Senaryosunu Vedat Özdemiroğlu'nun yazdığı Şampiyon Beşiktaş isimli kısa filmin hem çekiminde bulundum hem de şimdi post işleriyle meşgulüm. Bir de bu aralar İnsan gribi bünyeye musallat olunca günde 1-1,5 saat arası internete girme imkanım oluyor sadece. Genelde işler yoğun olunca Beşiktaş'a uzak olurum ama bu kez iş Beşiktaş ile alakadar olunca eksikliği gideriyoruz. 9-10 dakika arası güzel bir kısa film çıkacak ortaya. V.Ö senaryosunu yazdığı filmde çok güzel bir rolle karşımızda. Filmi hiçbiryerde olmasa bile stadda devre aralarında yayınlatalım gibi bir fikir sundu. Ciks müzik dinleyenlere kadar bu filmi her maç arası izlemek keyifli olabilir. Belki güzellik yapıp filmin internet aleminde ilk bu arada yayınlanmasını sağlayabilirim. Tabi ki daha önce festivallere gönderilmesi gerekiyor.
Bekleyiniz sayın seyirciler ...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Beşiktaşım Benim...#7 (2004-2005 sezonu)







2004-2005 sezonu

Yıldırım Demirören'in başkan olduğu ilk sezon. 10 küsur saçma sapan transferle aslında ipucunu verdiği sezon.

Aynı zamanda Del Bosque'nin geldiği; ama kasap deyip, yolladığımız sezon.

Stat yenilendiği için ilk 5 maçı dışarda oynamıştık. İlk maç Malatya deplasmanı, 90. dk'da Ali Güneş atmıştı da beraberliği kurtarmıştık. Gol gözümün önünde adeta şu an. İkinci maç Gençlerbirliği deplasmanı, 1-1 bitmişti. Ama golü kim attı, nasıl oynadık hiçbir şey anımsamıyorum.

3. hafta offf Denizlispor maçı. 3-1'lik mağlubiyet. 90 dakika boyunca Veysel ile gol beklemek, çileye bak.

4.hafta Antep maçı. Uzun süre zihnimden çıkmayan maçlardan biridir. Kocaeli'nde oynamıştık. Bu maçı niye Kocaeli'nde oynadık hatırlamıyorum. İlk 5 maçı dışarda oynama sebebimizi stat yenileniyor diye anımsıyorum, yoksa bir maç da ceza mı vardı? Her neyse 4-3'lük yenilgiyi unutmadım işte. İlk yarı berbat bir futbol, ikinci yarı da bir süre aynı berbatlık. 4-0 olmuş skor, nefes almak güçleşmiş, nasıl bir çaresizlik duygusu. Sonra deliren Beşiktaş taraftarı itiyor takımı, peşpeşe gelen 3 gol. Bir 10 dakika daha olsa maç dönecek herkes biliyor. Okan Buruk, nasıl kaçırmıştı o golü öyle?

5. hafta Sakarya deplasmanı. Nihayet kazandığımız maç . 4-1...Carew 2 tane penaltı atmıştı.

6. hafta Galataray maçı. Şeref Bey'e kavuştuğumuz maç. Günübirlik gelmiştim İstanbul'a. Maç sabahı indim, maçtan sonra geri döneceğim. Hayatımda başka ne için böyle bir yorgunluğu çekerim bilmiyorum. Kolay kolay çekmem sanırım.

İnanılmaz bir kalabalık. Tüm tribünlerde anormal bir doluluk vardı. Yeni açıktaydım ve insanlar resmen üstüste idi. Gol olsa nasıl olurdu diye düşünüyorduk, bu yüzden de gol olmadı sanırım. Hakan Şükür, penaltıyı kaçırdı. Bizimkilerin zaten atmaya niyeti yoktu. Sonra ben paşa paşa 12 saatlik yolu çektim.

Ali Güneş, Berkant, Fatih Sonkaya, Juanfran, Tayfun, Okan Buruk, Sinan Kaloğlu, Veysel Cihan..Bu oyuncuların da yer aldığı Beşiktaş'tan bir umutla güzel şeyler bekledim ben yine. Pişman mıyım? Asla..Çünkü aynı umut hep var. Söz konusu Beşiktaş ise var.

Sonra peşpeşe Ankaraspor ve Trabzonspor yenilgisi. İçeride alınan farklı Diyarbakır galibiyeti. Bir ileri, iki geri... Kaybedilen Konya kupa maçı sonrası Bosque'ye güle güle, Rıza'ya hoş geldin.

Berbat geçen sezonda alınacak F.Bahçe mağlubiyeti belki Demirören'in ipini çekecekti. Biz gittik, kalecisiz yendik geldik. Efsane diye adlandırdığımız bu maç belki de yerini o dönem için sağlamlaştırdı Demirören'in. Hep takılmıştır kafama bu.

Ha bir de Bosque ile anlaştığımız haberini duyduğumda kanepeden düşmüştüm ben. Mübalağa yapmıyorum, hakikaten düşmüştüm.

*Fotolar Gs maçından

8 Kasım 2009 Pazar

3puan ve Çok sayıda Kalp Krizi



Mustafa Denizli'nin kadro fantazilerinden sonra sistem fantazileride yayın hayatına başlamıştır. Gol yemeyen ve birbiriyle çok iyi anlaşan dörtlü savunman gayet iyi iş çıkartıyorken ve rakibin Manchester ya da Wolfsburg bile değilken 5'li savunmaya geçmeyi deniyorsun. Sonuç olarak karşına çıkan kimyası bozulmuş bir defans hattı ve böyle bir defansı bulup yüklendikçe yüklenip kaplan kesilen Trabzonspor ... Beşiktaşlıların rezalet bir futbol sonrası sevinemediği bir 3 puan.

Benim adım Tatar Ramazan edasıyla Benim adım Hakan Arıkan gol de yemem gofret de yemem diyerek isyan eden bir kaleci. Tatar Ramazan demir parmaklıklar arkasından kurtulamamış bakalım Hakan yedek kulübesinden kurtulabilecek mi ?

Takımdaki 5 golcünün atamayacağı cinsten bir gole imza atan, takımın esas beyni ve emekçisi Fabian. Saçsız Kralımız. Geleli henüz 2 hafta olmamışken Giunti'den bile daha faydalı olacağına inandığım Alman Ernst.

Bobo gol atınca ne yapacağını şaşırıp su içmeye yeltenen Nobre.

Hem koşmayan hem de en çok lazım olan dakikalarda yani maçın sonlarına doğru, ayağında top tutmayı bile becermeyen Yusuf.

Koşamayan ve altıpasta gol kaçıracak kadar içi geçen Bobo, nereye koştuğu belli olmayan ve topla hep orta sahada buluşan Nobre. Bu takımda bir Nobre daha olsa orta sahadan top alan Nobre ileride bekleyen Nobre'yi besleyerek takımın gol sorununu çözer mi diye düşündüm. Açıkçası o da imkansız. En az 3 Nobre şart. Defanstan top alan Nobre orta sahadakine, orta sahadaki ilerdekine. Ama eldeki malzemeye baktığımızda 1 nobre ve 1 bobo bu formda devam ederlerse birbirlerini yemekten başka bir işe yaramazlar. Biz de hala tartışırız Bobo mu Nobre mi diye. Nobreyi zerre sevmem hatta en başından beri sevmedim. Ama bobo'nun formsuzluğu can sıkıyor. Değer verdiğin, futbolunun gelişimine tanık olduğun adamın bu kadar gerilemesini ben artık açıklayamıyorum.

Önemli olan 3 puandır, tv karşısında Beşiktaşlıların yaşadığı kalp krizi riski kayda değer değil.
Bakalım Fener karşısında piyangodan ne çıkacak ?
Maç olmadığı sürece Sağlıcakla kalabilirsiniz.

5 Kasım 2009 Perşembe

Hangi Beşiktaş?

Biz de Gözlerimize İnanamıyoruz


İbrahim Toraman resmi sitesinde bir açıklama yapmış. Ömer'in sayesinde haberim oldu. Şuradan da açıklamanın tamamını okuyabilirsiniz. Acaba tamamını kendi mi yazdı merak ediyorum. Bizim topçuların bu tür mezhiyetleri olduğunu sanmıyorum. Asla bir küçümseme değil bu, fakat bu yönde bir beceri sergileyecek gibi durmuyorlar. Muhtemelen kabaca ana fikri söylüyorlar, sonra birileri de elden geçiriyor.

Neyse bu kısım mühim değil. İbrahimToraman, çokça Beşiktaşlı'nın sevdiği bir oyuncu. Beşiktaşlı olduğunu hissettiren nadir adamlardan bir tanesi. Terlik olayında sergilediği tavır ile farkını da bir nebze ortaya koydu. Takımın birinci kaptanı seviyesiz açıklamalarda bulunurken, Toraman sessiz kalmayı tercih etti. Sessizliğini ilk bozduğu anda da üzüntüsünü ve pişmanlığını dile getirdi.

Bu maç sonu yaptığı açıklamada bir yere takıldım bende:

"Sakatlığım nedeniyle Wolsburg maçını maalesef tribünden izlemek zorunda kaldım. Tribündeki ortamı bizzat yaşadım ve gözlerime inanamadım. Bizim her zaman her platformda övündüğümüz, en sağlam kalemiz olan Beşiktaş taraftarı gitmiş, yerine başkanla, yönetimle, hocayla, taraftarla ve futbolcuyla çatışan bambaşka bir taraftar gelmişti. Oysa ki biz her zaman yöneticiden futbolcusuna, malzemecisinden masörüne kadar, taraftarımızla bir bütün olmuş takımdık."

Kendince hayal kırıklığına uğramış Toraman ve bunu dile getiriyor. Fakat bunu dile getirirken gözden kaçırdığı bir şey var. Bizim tarafımızdan bakmayı denemiyor, basit olan yolu seçiyor. Suçlu olan direk taraftar demiyor ama ima ediyor.

O zaman biz de şunları desek:

Sahadaki ve Beşiktaş'ın yönetim makamındaki ortamı bizzat yaşadık ve gözlerimize inanamadık. Bizim her zaman her platformda övündüğümüz, sahadaki biz olan BEŞİKTAŞ ruhlu oyuncular gitmiş, yerine ruhsuz, paragöz, Beşiktaş ile alakası olmayan oyuncular gelmiş; bununla da kalınmamış Beşiktaş başkanlığına da kendi taraftarını birbirine düşürmeye çalışan, tribüne paralı asker sokan, her fırsatta Beşiktaş'a kendi babasının malı imiş gibi davranan bir başkan gelmişti. Oysa ki biz her zaman yöneticiden futbolcusuna, malzemecisinden masörüne kadar,Beşiktaşlı olmuş bir takımdık''

Bir de bu gözle bakmayı denesene Toraman. Nasıl? Olmuyor değil mi?

3 Kasım 2009 Salı

Yeter.


Bundan birkaç saat öncesine kadar umudum tavan iken, Ernst'in oynamayacak olması ile endişelerim artmıştı. Eksik onca kişiye rağmen endişelenmezken tek oyuncu ile endişeleniyordum. Aslında Beşiktaş'ın halini özetleyen bir durum bu. Gerçek bu. Bu gerçeği bilmemize rağmen umuda bağlanmak da Beşiktaşlılık sanırım.

Birkaç saat öncesinde nasıl beyaz isem şu an bir o kadar siyahım.

Kötü başkana
Kötü yönetime
Kötü hocaya
Kötü futbolculara

yeter.

Güldür Yüzümüzü Beşiktaş

6 saat kaldı. Uzun zamandır böylesine geri sayım yaptığımı anımsamıyorum.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Wolfsburg Maçı Totemi

Y.D'nin olmadığı 3 maçıda kazandık. Takım o yokken seri yakalamaya başladı. Nihat onun gelmediği ilk maçta ilk golünü attı. Bundan ala totem olur mu ? Takımın sana ihtiyacı var Y.D. Lütfen Yok ol ve Gelme. Gözümüz görmesin seni...

1 Kasım 2009 Pazar

İbo ve İso



İsmail'i birden kaldırmıyor bünye. Yıllardır Üzülmez'i izlemişiz biz orada. Sıfıra kadar inip topu geri çekip tekrar sol ayağına alıp içeri bakmadan açtığı ortaları ezbere biliriz. Soldan soldan almış başını giderken maç başı 10 faul kazandırdığını biliriz. Yerden kalkışta terledim anasını satayım çok çalışıyorum bakışı atışıp alnındaki teri silmesidir bizim yakın sol kanat tarihimiz. 100. yılda ki GS'ye sağ ayağıyla attığı golü yıllarca konuşmaktan bıkmadık hala. O yüzden son Türkiye Kupası finalinde Fener kalesine gönderdiği ama tribünleri gören şutunun gol olmamasına sevindik. Sevindik çünkü o top gol olsaydı İbrahim Üzülmez'i biz çocuklara anlatamayacaktık hiçbir şekilde. Abim bu golü atan insan olamaz, şimdi keşke böyle bir sol bekimiz olsa diyeceklerdi. En fazla zaten insan değildi diyebilecektik. ''Seni anlatabilmek seni Deli İbo, seni hiç izlememiş olan çocuklara'' diyerek gülüşecektik yaşıtlarımızla.

Beşiktaş'ın yakın tarihte ki en büyük Futbol emekçisi olma adayıydı Üzülmez. Ama hafızalarda yerini Terlikten Önce ve Terlikten sonra olarak almakta. Terlik kimin kafasına geçti kimin ayağındaydı bizi çok ilgilendirmezdi ama kamptan kovulduktan sonra havalimanında Robinson Crusoe imajıyla verdiği röportajda yine olsun yine yaparım dediği kapalı kapılar ardında ki yöneticiler değil mikrofonlardı. Sahada ki 10 yararsız hareketin 10'unu da yapma kabiliyetini (!) göstermesine rağmen kendi bir şekilde sevdiren adam saha dışında ilk defa bu kadar patavatsız bir konuşma sergileyerek sinirine yenik düşüyor ve sevenlerini-sabredenlerini hayal kırıklığına uğratıyordu.

Paralel kurguda İso diye bir çocuk. Üzülmez gibi Antep havalimanından uçağa binerek geldi Beşiktaş'a. Ön sezilerim şudur ki o da Üzülmez gibi mütevazi bir yaşam sürecek. Fiyat olarak Antep'ten geçirme konusunda herkes hemfikirdi ama geleceğin en iyi sol bekleri arasında gösterildiği gibi futbol olarakta 10 numaradan devşirme özelliği vardı. Bilenler iyi oldu diyor benim gibi pek bilgi sahibi olmayanlar ise bekleyip görmeyi tercih ediyordu. Ne yiğitler gelmişti o sol beke ama en cafcaflısı ilk yarıyı kapatmadan devir teslim yapıyordu formasını Üzülmez'e.

Beşiktaş formasıyla ilk olarak Barış Kupasında izledik İso'yu. Rakip Porto olabilir atıyor da olabilirim. Soldan soldan Üzülmez gibi hızlı bindirmeler yapmıyordu İso. Zaten Üzülmez'e yetişecek ya da geçicek adamı Olimpiyatlara gönderelim de Türkiye'yi temsil etsin Erkekler 100 metre'de. Müsait bir posizyonda İso kafasını kaldırıp ceza alanına bakmıştı. Güzel bir orta bekliyordum keretadan. Oracıkta verecektim puanını. Güzel bir orta açarsa heveslenecektim en fazla önümüzdeki yıllar için. Adam kavisli şut çekti yahu kaleye. Direğin yanından süzülerek auta çıktı top. Ortamda 20 kişi kadar vardık herhalde. Herkes ayağa kalktı birden gol diye. Ardından İso'ya övgüler. Hazırlık maçında ki bir şut neden herkesi bu denli heyecanladırabilirdi ki ? Ben yerimde oturuyordum. Yıllar sonra bana Üzülmez dediklerinde belki de ''o an''ı anlatacağım. Birden anlamadığım bir şekilde gözlerim doldu ve 2 damla yaş süzüldü. Yakin arkadaşlarım yani yan sandalyede oturanlar şahittir duruma.

Sol çaprazdan sol bek oyuncusunun çektiği ve kaleyi bulmayan bir kavisli şut geleceğe daha umutlu bakmak için yeterliydi. O şut bugün hayran kaldığımızın performansının habercisiydi.

İbo tu kaka, İso ağa paşa ya da daha postmodern bir tabirle İbo out İso in diyerek kestirip atabiliriz yazıyı. Yazıda yeterince değindik zaten, bu Deli İbo bize az kahır çektirmedi. İnkar eden ya ruhsuzdur ya deli. Ama hep çalıştı hep didindi. Dalga geçildi kendisiyle işine baktı. Taraftarla didişmedi, saha içinde rakiplerine çirkeflik yapmadı. Medyaya malzeme( terlik röportajı hariç) vermedi. Transferde sorun yarattığını hatırlamıyorum. Hedefi hep Beşiktaş olan bir adamdı Üzülmez. İso eğer İbo'nun bu özelliklerini kendine örnek alırsa Beşiktaş'ın efsane isimlerinden biri olması için önünde hiçbir engel ( Denizli bile ) kalmaz.

Soldan soldan kah ortalarıyla kah şutlarıyla önce gözlerimizin pasını silen şimdi cilayı çeken bu çocuğa inanmak Futbol'a inanmaktır.




foto: BjkAlem

Köybaşııııı....İsmailll...


Gerilim filmi gibiyiz. Hatta hasılatı en yüksek gerilim filmi bizim yanımızda hafif kalır. Takım sağlı, sollu atak ile başladı. Belli istiyorlar, golü de bulduk. Ondan sonra yine aynı terane. Golü bulana kadar olan isteğimiz, azmimiz bir anda gidiyor. Oyunu rölantiye alıyoruz.

Halbuki 2. golü bulsak çok daha iyi bir oyun sergileyeceğiz. Çünkü 1-0'ı koruma derdine düşmeyeceğimiz için rahatlayacağız. Neden buna kapılmış durumdayız çözemiyorum.

Bugün yine üretkenlik adına bir şeyler yaptık. Yok sayarsak haksızlık etmiş oluruz. Fakat bu üretkenliği direk olarak skora yansıtmada büyük bir beceriksizlik örneği sergiliyoruz. Nobre'nin kaçırdıkları, Tabata'nın müsait pozisyonları... "Bunlar olmazsa, peki hangileri olacak?" bolca mevcut bu cümle bizde.

2. yarı daha net görüldü ki Tabata'yı kenarda oturtma lüksümüz yok bizim. O'nun oyuna girişi ile duran toplarda daha tehlikeli bir hal sergiledik.

Net görülen bir başka detay ise; Toraman'ı sağ kanat gibi kullanma çabamız da olmamalı. Neden kesildiğini anlayamadığımız Serdar Özkan var, bir türlü şans verilmeyen Erkan Zengin. Hoca sürekli rotasyoan gidiyor ama bazı isimleri hiç kullanmıyor, o da garip.

Sabit bir kadromuz daha doğrusu iskeletemiz olmadığı için bu bocalama biraz da. Sivok, Ferrari, Ernst dışında sürekli süre alan oyuncumuz yok. Bu olmadığı için oyuncuların verim ya da verimsizliklerini eleştirirken yanlışa düşebiliyoruz.

İsmail Köybaşı... Bu gece mükemmel iş çıkardı. Eğer Mustafa Denizli üzerinde ısrar etseydi, kesmeyip, ısrarla oynatsaydı, bu mükemmel işe daha önceden şahit olurduk. Bugün her şeyi yaptı. Koştu, kesti, bindirme yaptı, golünü attı, nerdeyse gol olacak bir şut attı, son dakikalarda mutlak bir golü çıkardı. Rakipleri O'nu durduramayınca kasti faul yapmaya başladılar. Attığı golün 16. dakikada gelmesi ayrı bir güzellikti.

Şimdi sırada Wolfsburg maçı var. Gelecek olan 3 puan, şu soğukta bize baharı getirir, hayali bile güzel.

Not: Bu blogda sıkça Mustafa Denizli'yi eleştirdik. Bize göre olan yanlışlarını dile getirdik. Fakat unutmamamız gereken bir şey var ki, bugüne kadar asla üslubundan şikayetçi olmadık. Kabadayı yöneticilerin, kabadayı başkanların, kabadayı futbolcuların hüküm sürdüğü ve sevildiği bir ülkede her zaman konuşurken çizgisini korumayı başaran bir teknik adam oldu. Söylediklerine katılır ya da katılmazsınız; ama konuşurken sizi tehdit etmeyen, sizi kendi egosu altında boğmaya çalışmayan bir insan olduğunu bilirsiniz.

Bu gece maç sonunda federasyonu eleştirdi Mustafa Denizli. Bahane bulmadan, açıkça ifade etti düşündüğünü. Ve kimseye hakaret etmeden, ima etmeden.

Mustafa Denizli'nin maç sonu görüşleri