12 Mart 2009 Perşembe

Kızsız Adam



İnternet alemininde son günlerin en çok izlenen videosu. Ayıptır söylemesi filmin yönetmeni Can Sarcan arkadaşımdır. Geçenlerde bakkalda rastlaştığımızda son filmini muhakkak izlememi söyledi. Bu arkadaşımız sadece ipod'unda 60 tane kısa filmi bulunan, haftada ortalama 5 kısa film çeken bir sinema sevdalısı ya da manyağı. Her karşılaşmamızda filmlerini söylediğinden izlerim muhakkak dedim. Sonra da izlemedim tabi ki. Bugün önce milliyet.com.tr de haber olduğunu gördüm. Daha önce de bir kısa filminde Ceyada Düvenci'nin kısa bir görüntüsü olduğu için gazete ve internet siteleri ile haşır neşir olmuşluğu vardır. Akşam Ntv'de Okan Bayulgen'in karşısında Can'ı görünce baya bir şaşırdım. Bulunduğum yer itibariyle konuşmaları duyamadım aslında. Heyecanlı heyecanlı sinema anlatışı, projelerini dile getirişi aklıma geldi .


Filmlerinin çoğu mizah üzerine kurulu olsada, kamera teknikleri ve video efektleri gayet iyidir. Kızsız Adam'ı izlemek isteyenler buraya.

9 Mart 2009 Pazartesi

Ankara Deplasmanı


Karlı Ankara yolllarından geçerek gittiğimiz bir deplasman. Bu sezon gittiğim 4. deplasmanda Beşiktaş'ın 3. galibiyeti. İlk 10 dakikada farka gideceğiz diye heyecanlanmamız ve ardından bizi şaşirtmayan bir Beşiktaş. Dönüş yolunda otobuste tek bir tezahurat bile yapilmaması tarihe not olarak düşüldü. İstanbul'a kadar uyumadan geldiğim tek deplasman... 

Daha güzel deplasmanlara ve deplasman yazılarına temennisiyle ...

7 Mart 2009 Cumartesi

Matematik


Oyna, golü at, sonra rakibe bolca izin ver alanda..Üstümüze yapışacak bu oyun kimliği. Trabzonspor maçından beri takım çok istekli maçı kazanmak adına. Oyuncuların tavırlarından bunu anlamak mümkün. Oyunun başında taça çıkan topa bile ani müdaheleleri, gollerde yaşadıkları sevinç. Bu da bizler adına hem olumlu hem de hoş noktalar.

Bugün maçın ne yazık ki sadece ilk yarısını izleyebildim. Olağanüstü bir tribün; ona eşlik eden , 20 dakikada her şeyi yapan ve keyif veren Beşiktaş. Birçoğumuz da acaba fark mı geliyor dedik? Haliyle bünye pek alışık değil bizim. Beşiktaşımız da sağolsun şaşırtmadı. Yediğimiz garip bir gol sonrasında başladık yine hem strese hem de rakibe bol pozisyon vermeye.

İşte bunlar da olumsuz noktalar. Rakip karşısında 2 farkla bile üstünken oyunun hakimiyetini birden yitirebiliyoruz. Bunun sonuçları da ağır olabiliyor. Neyse ki bu akşam sonuç anlamında olumsuz bir şey olmadı. Ama olmayacağı anlamına da gelmez. Kısa vadede bu sorunu ortadan kaldırmalıyız.

Maçın ikinci yarısı daha çok strese sokmuş. İzleyemediğim için yorum yapamıyorum. Cep telefonuma gelen mesajlar ile yetinmek durumundaydım. Her gelen mesajda yedik mi acaba korkusu? Sonrasında gooooool Bobo diye bir mesaj. Kalabalığın içinde kimselerin anlamadığı bir gülümseme. Bitsin artık diye bekleyiş ve Hacettepe'nin ikinci golü. Sonrasında hakemin eklediği +5 dakikalık uzatma. Ömrümden giden -5 yıl...Kafamda bir matematik işlemi; ekle,çıkar...Beşiktaş genç yaşta öldüreceksin beni, feda olsun...

Kaptanın kaptan gibi oynamaması çok ağırıma gidiyordu her daim. Şimdi biraz da olsa kıpırdanması...Fotoğraf Marmara'ya ithafen...

Deplasman ya da Justin




Ya Ankara'ya gideceğim ya da İstanbul'da şirkette Justin'den izleyeceğim maçı. Deplasmanın alternatifi böyle mi olur yahu ? Bekle beni Ankara ya da bekle beni Justin .

3 Mart 2009 Salı

Parmak Kaldırın


Ligin ilk yarısında kendi evimizdeki maçta, devre arası ve maç sonunda artistlik yapanları göremedik bu gece nedense kendi evlerinde? Ahmet Gökçek'in parmağı da gözükmedi ortalıkta. Gözlerini aça aça, sallıyordu parmağını. Bende şimdi sallıyorum parmağımı aha golü gördün mü Ahmet? Delgado'nun golünü...Onu görmediysen Holosko'nun? Ha Ahmet gördün mü?

Hadi golleri görmedin, atılan jantı gördün mü? Bedava biletler o kadar çoktu ki onları mı bölüştürüyordun ha Ahmet?

Görenler parmak kaldırsın!

Kim Gider, Kim Kalır?


“Şenollar, Birollar gider; Sanlılar, Yusuflar gelir.”


Beşiktaş tarihindeki ders veren hikayelerden birinin baş tümcesidir Baba Hakkı’nın bu sözleri. Dönemin başarılı ve popüler iki oyuncusu Şenol ve Birol’un, sezon sonu Fenerbahçe’ye transferi sonrasında Baba Hakkı, Beşiktaş özkaynağına dikkati çekmiştir. Giden her kim olursa olsun aslolanın Beşiktaş olduğunu hissettirmiş ve Beşiktaş’ın evlatlarının değerinden söz etmiştir.


Bu sözlerin başrol oyuncularından Sanlı Sarıalioğlu’nu hafta sonu Kanal 24’de canlı yayında izledim. Israrla Mustafa Denizli ile sezon sonunu beklemeden sözleşmesinin uzatılması gerektiğini söylüyordu. Sanlı Sarıalioğlu kendince gerekçeler sayıyordu; ancak hiçbiri mantıklı gelmediği gibi kısa süre içerisinde konuşmadan koptum. Vaktiyle, ayrılan yıldız oyuncunun yerine tereddüt edilmeden düşünülen genç oyuncu olmuşken, şimdilerde neden gençlerin yüzüne bile bakmayan bir hocanın kalması gerektiğini savunuyordu? Nasıl bir açılımı olabilir bunun? Beşiktaş’ın kazancı ne olacaktır? Şampiyonluk mu? Beşiktaş’ın ligi şampiyon bitirmesi bizleri başarılı mı kılacaktır? Yoksa gün kurtarmak mıdır?


Uzun zamandır tatsız anlar yaşıyoruz. Yönetim, tribün, tüm branşlar..Bütünüyle Beşiktaş zor günler değil, zor yıllar geçiriyor. Taraftarın şampiyonluğu özlemesi ayrıdır, Beşiktaş’ı ferah günlere taşıyacak şeyin ne olduğu ayrıdır. Ve bu ferahlığın yolu ne yazık ki şampiyonluktan geçmiyor. Beşiktaş’ın kendi gibi olmaya ihtiyacı vardır. Ve o “kendiliğin” içerisinde özkaynak da maddelerden biridir.


Bu yüzdendir ki Beşiktaşlılar her daim kendi evlatlarına daha bir düşkün olmuştur. Bu yüzden bizlere MAF dönemi sihirli gelir. Şeref Bey’in çimlerinde ne zaman altyapıdan bir adam görsek hayallere kapılmamız işten bile değildir. Sahada görmeyi arzuladığımız 11’in büyük kısmı altyapıdan gelenlerden olsun isteriz, kaptanlık pazubandını “Öz Beşiktaşlı” taksın isteriz. Beşiktaş’ın özkaynağına dair hayallerimiz bitmez.



Son birkaç senedir de yine yetenekli adamlar geliyor aşağıdan. Geliyor gelmesine de bunlardan aldığımız verim ne durumda? Oyuncuların kendilerini geliştirememeleri, eksikleri, çalışmayı sevmeyen halleri, kısa zamanda kendileri yeterli görmeleri…Bunların hepsi oyuncu ile ilgili kişisel sıkıntılar. Bir de işin diğer tarafı var. Oyuncunun beraber çalıştığı, ona yol gösterici olması gereken, eksikleri üzerine konuşup, çalışabileceği ve tüm şartlar altında sonsuz güven duyabileceği hocası, teknik sorumlu. Bu işin diğer tarafı dediğim yerde direk mağlup durumdayız biz. Şu an ki teknik direktörümüzün genç oyuncular ile uzaktan yakından alakası yok. Hiçbir zaman olmamış zaten. Serdar Özkan ve Serdar Kurtuluş’un zaman zaman forma bulmaları da kandırmamalı hiçbirimizi. Bu her iki oyuncunun da hangisi Beşiktaş’ta vazgeçilmez şu an? Ya da hangisinin oynadığı bir maç için akıllardan çıkmıyor diyebiliriz? Teknik adam kısmı önemli bir detay genç oyuncular için. Serdar Kurtuluş’un sadece Tigana döneminde güzel bir çizgi yakalamış olması ilginç. Şimdilerde bir o kadar kötü. Serdar Özkan’a çok kızıyoruz, var olan yeteneklerine ihanet ettiğini söylüyoruz. Serdar’ın kötü oyunu beni nasıl deli ediyorsa, sigara içen fotoğrafını görmek beni nasıl çileden çıkarıyorsa; bu olan bitene kimsenin müdahale etmemesi, düzelmesi adına bir çaba harcanmaması da beni aynı oranda kızdırıyor. Bu yüzdendir ki Serdar’ın futbolunu değil, sigaralı fotoğrafını konuşuyoruz. Çünkü Serdar’ın önünde örnek alacağı bir model, rol yok. Aldığı model ya da modeller her kim ise de işte sonuç şu an ki durum.


Bir başka örnek Batuhan Karadeniz…Batuhan için yıllardan beri duyduğumuz cümle aynı: Geleceğin yıldızlarından biri. Haksız da sayılmaz bu cümle. Çünkü Batuhan oynamış olduğu bütün yaş gruplarında farkını göstermiş bir oyuncu. Bütün bunların yanında Batuhan da problemli oyuncu kervanına eklendi. Medya onun yaptıklarını, söylediklerini bizlere dallandırarak aktardı. Medyaya her zaman doğru haber yapmadığı gerekçesiyle tepki koyan bizler, bu sefer her şeyi doğru kabul edip, sorgulamadan biat ettik. Taraftar arasında Batuhan’a tepki duyanlar bile çıktı. Batuhan’ın hatalı olduğu yerler muhakkak var; ancak sadece O’nun suçlu olmadığı da çok açık. Yönetim, o zaman ki sorumlu Ertuğrul Sağlam…Hepsi suçlu. Ve Batuhan bu çok konuşulan yeteneğine rağmen Beşiktaş’ta forma şansı bulamaz gerekçesi ile Eskişehirspor’a kiralandı. Acaba Batuhan ile oturup, konuşmuş mudur Mustafa Denizli? Batuhan’ın gittikten sonra yaptığı açıklamalara bakılırsa kendisiyle kimsenin konuşmadığı çok açık. Yafta da hazır: Tecrübe kazanmasını istedik. Ve şu an Batuhan’ın Eskişehirspor’da başarılı bir grafik çizmesini kendine yontanlar bile var. İşte bu yüzden yolladık diye. Endişem odur ki, Batuhan sezon sonunda Beşiktaş’ın yine aklında olmayacak. Şu anki görüntü o yönde maalesef. Beşiktaş’ın kaptanlık pazubandını taşıyan Nobre biten sözleşmesini hala yenilemedi. Ve sürekli menajerim ha bugün ha yarın gelecek senaryoları ile günleri geçirmekte. Aldığı parayı beğenmediği, daha çok istediği yönünde türlü haberler var. Hangisi doğru, hangisi gerçek bilemiyoruz. Ama kimse de çıkıp “ Beşiktaş’tan büyük kimse yoktur, giden gider, bu formayı taşıyacak niceler vardır” diyemiyor. Diyemedikleri gibi 33 yaşındaki bir oyuncuya karşılık gencecik Aydın’larını vermeye razı oluyorlar.



Filip Holosko


Yabancı futbolcu transferinde isabetli olmak transfer becerisi gerektirir. Çoğunlukla Teknik Direktör ve Yönetim'in ortaklaşa kararları doğrultusunda gerçekleşir . Ya da biz medyadan duyduğumuz kadarıyla öyle sanıyoruz. Fabian Ernst'in gelir gelmez kadroda yerini garantilemesi, oyunu ile herkesin takdirini kazanması sonucunda diyebiliriz ki büyük bir transfer başarısıdır. Aynı bölgede oynamasından dolayı çoğu kişi Giunti'yi anıyor. Ama hafızalardan kazınmayan isimlerde mevcut. Ailton, Kleberson, Higuain, Diatta, Gordon ... Ailton ve Kleberson kariyerli geçmişe sahip olmalarına rağmen bir türlü aşı tutturamadılar. Bunu beraber oynadıkları takım arkadaşlarına bağlayanlarda oldu. Ancak bu iki oyuncu Beşiktaş'tan sonrada hiçbir takımda başarılı olamadı.

Filip Holosko yine Ailton gibi Beşiktaş'ın gol ilacı olması için transfer edildi. Özellikleri karşılaştırıldığında ise benzerlikler mevcut. İkiside geniş alanda oynamayı seven, topla birlikte ilerlemeyi seven oyuncular.

Holosko'nun transferi için Manisaya 5 milyon Euro ve Burak-Koray ikilisi verilmişti. Burak Yılmaz 2,5 milyon Ytl gibi bir rakama Beşiktaş'a alınmış, Koray için ise 600.000 Ytl verilmişti.
Holosko'nun takıma dahil olması için gönderilmesi gereken Diatta'ya ise 150.000 dolar verilmişti.
Kendi liginden yabancı oyuncu alıyorsun ama Avrupa'dan bir golcü alacak kadar para veriyorsun kısacası. Peki bu kadar parayı neden vermişti Beşiktaş.

Manisa'ya 2005-2006 sezonunun devre arasında gelen Holosko 17 maçta 4 gol atmış.
Ertesi sezon 32 maçta 9 gol, bize geldiği sezonun ilk yarısında 16 maçta 8 gol. Gol ortalaması olarak kariyerinin en yüksek oranına ulaştığında Beşiktaş'ın ilgi alanına girmişti.
Devre arasında verdiği demeçlerle ve sempatikliğiyle, yönetiminde transferi inada bindirmesi sonucunda yukarıda belirttiğim şartlar doğrusunda tranferi gerçekleşti. Lakabı bile hazırdı tribünlerde Golosko. Medya ve taraftar nezdinde çokça eleştirilen bir transfer oldu. Medya kısmı verilen paranın çok olmasını, taraftar kısmı ise genelde duygusal olarak Koray'ın verilmesini eleştiriyordu.

2007-2008 sezonunda Beşiktaş'la çıktığı 16 lig maçında 7 gol, 5 türkiye kupasında 2 gol atttı.
Bu sezon ise 15 lig maçında 5 gol, 2 Türkiye kupası maçında 1 gol, 4 Avrupa kupası maçında yine 1 golü var.



Wikipedia'dan almış olduğum yukarıda ki istatistikleri koyalım bir kenara. Yoruma başlayalım.

Muhammed Demirci var minik takımda. 14 yaşında olmasına rağmen bu çocuğu bekliyoruz. Büyüsünde gelsin şu takıma, yerli 10 numaramız olsun yıllarca diye. 14 yaşında ki çocuğu beklersin. Ama benimle aynı yaşta hatta aynı günde doğmuş olan Holosko'yu da bekliyoruz. Medya kısmını geçtim, tribünün bile holosko'ya bu kadar sabırlı yaklaşması diğer yabancı oyuncularımız ya da yaşıtı yerli oyunculara olan yaklaşımına baktığımızda pek normal değil. Cisse mesela tribünde kredisini yitirmiş, hatası kollanan bir oyuncu. Son oynadığı maçlara baktığımızda Ernst'in de katkısıyla bir değişiklik göze çarpıyor.Yaşıtı yerli oyuncu örneğimiz ise Serdar Özkan. Paf takımdan yetişmiş, Beşiktaş'ın öz çocuğu. Ama bırakın maç içinde kaptırdığı topları, kadroda ismini gören ah-vah demeye başlıyor.

Forvette tek başına oynadığı maçlarda da Bobo ile oynadığı maçlarda da istenileni veremedi. Transferinin hemen ardından Manisa'da ki eski hocası Giray Bulak'ın da belirttiği gibi sadece Geniş alanda oynayabilen, dar alanda oynayamacak bir golcü izlenimi veriyordu. Ertuğrul Sağlam zamanında Sağ açıkta oynamaya başladı. Denizli'de şans verdiği zaman sağ açık olarak oynatmayı deniyor genelde. Ama tam olarak bir kanat oyuncusu olmadığı için asla çizgiye yakın oynamaya alışamadı. Birçok maç bilirim ki sağ kanat oynadığını unutttuğu anlar olmuş, fazlaca içeriye sokulmuştur. Ama yine de şu aşamada Serdar Özkan'ın hep yapmayı denediği ama bir türlü gerçekleştiremediği sağ kanattan içeriye doğru süzülme eylemini Holosko elinde bayrak sallaya sallaya yapar. Hatırladığım kadarıyla Real madrid Robinho'dan bir dönem sağ açık olarak yararlanmıştı. Ülkemizde ise bu duruma en güzel örnek Fenerbahçe'de Deivid'dir.Yani forvetten bozma sağ kanat oyuncusu. 2 sezondur 2 hoca Holosko'yu o bölgeye bir türlü monte edemedi. Burada devreye Teknik Direktör'ün futbolcu üzerinde ki etkilerine geliyor. Bu yazıyı aşan bir konudur, geçelim ...



Holosko Beşiktaş'ta ilk golünü Ankaraspor'a atmıştı. Ankara ile olan Kupa maçında büyük ihtimalle görev alacak. Holosko'ya olan sevgi ve inanç yadsınamaz. Çevremde Holosko'yu sert bir şekilde eleştiren bir Beşiktaş'lı görmedim. Holosko'da bunun farkında ki attığı goller sonrasında sevinci ile bunu fazlasıyla gösteriyor. Sahalara bir Ankara maçı ile dönecek belki de.

La topla ilerle, yardıra yardıra, rakiplerini yıka yıka yaz golünü. Seni bekliyoruz Holosko, gollerini attıktan sonra kollarını kanat gibi açmış süzülürken görmek istiyoruz seni. Ha gayret kartalım ...

Sevdiğim, Nice Senelere...


Kalbimin en orta yerinde, büyük bir yangın var alevler içinde!

Beşiktaşlı olmanın verdiği gurur, kalbimizin en derin yerinde durur.

Doğum günün kutlu olsun Beşiktaşım!

1 Mart 2009 Pazar

Beşiktaş Şiirleri



Vedat Özdemiroğlu (V.Ö) Beşiktaş Şiirleri üzerine bir kitap çıkaracağını 2 yıldır söylüyordu. Geçen sene Haziran ayında Uykusuz dergisinde ki köşesinde de kitap üzerine bir kaç kelam etti. Şu anda kitap bitmiş ama dağıtım işi nedense hala gerçekleşmemiş durumda.

Kitabı ortak tanıdık vasıtasıyla okumak niyetiyle ödünç aldım. Saygı Duruşu isimli şiirle başlayan kitap 1. şiir olarak Siyah Beyaz, 2. şiir olarak olarak ise Fuat Balkan ile devam ediyor. Şeref Görkey, Süleyman Seba,Metin-Ali-Feyyaz ile 45+1 e kadar devam ediyor. Ardından 2. yarı başlıyor. Rıza, Şifo'dan Çarşı, Madida, Ferdinand, Bobo, Delgado'ya... 90. dakika şiiri olarakta Muhammed Demirci'ye bir şiir var. 90+1'de ise kendine ithafen yazdığı bir şiiri bulunuyor. Kitabın ön kapağı gayet sade ve anlamlı. Arka kapağında ise abisiyle olan fotoğrafı bulunuyor.

İlk dakikadan son dakikaya kadar, şiir aracılığıyla Beşiktaş tarihini yorumlayarak anlatan bir eser olmuş. Kitabın son dakikalarından bir şiir, 10 numaralı formasıyla Delgado'ya yazılmış olan ...


Matias Delgado

Oyunu kuran matematik
Bozan aritmetik

Senin işin geometrik Delgado

Yap hesabını at pasını
Ardiles aşkına

Oyundan düşür şanssızlığı
Çalımla sakatlığı

Senin işin milimetrik Delgado

Yap koşunu at şutunu
Maradona aşkına

Fabian Ernst


Fotoğraf resmi siteden. Ernst ile röportaj yapılmış, bu kareye dair her hangi bir bilgi yok. Schalke'li dönemden olduğu belli. Çok beğendim. Ernst'ün, Schalke'de takımın maden ocağına indirilerek, orada çalışan işçilerle sohbet etmelerini sağlayan geleneği yaşamış olması ve şimdi Beşiktaş'ta forma giymesi çok güzel.

Guinti-Tayfur ikilisinden sonra o bölgeden bir türlü verim alamadık. Birçok oyuncu denendi, Beşiktaş'ın en yumuşak yeri oldu. Şimdi Fabian'ın gelişi ile tamamen olmasa da rahatlamış durumdayız. Yanına yerleşecek ikinci bir oyuncu ile çok daha fazla verim alınabilir.

Neyse ben fotoğrafa takıldım.Ne güzel be...