13 Ekim 2008 Pazartesi

bizim sokak futbolu


Ayakkabılarımızı kapıda bıraktığımız yıllar,
sokaktan birşey çalınmasının değil hırsızın girmesinin bile mümkün olmadığı bir mahalle.
sağ ayakkabının hep erken patlaması ve keşke sağ ve sol ayakkabı değişebilse diye fantazi düşünceler.

Bir yerlerden bulunmuş patlak bir futbol topunun içine havasını indirdiğimiz bir plastik top yerleştirip, daha sonra plastik topa hava basarak
yerli üretimimiz çakma mikasa toplarla kendinden falsolü attığımız goller.
Havada süzüle süzüle inen bu toplara kesin fazlasıyla abanan bir arkadaş olurdu. O yaşlarda en son görmek istediğimiz şeydi
patlamış bir şekilde topu yere inerken görmek. Ama bu sahne sürekli tekrarlanırdı.
Alt sokaktaki konfeksiyoncunun çöpe attığı kumaşları ne güne dururdu ki sanki,
patlak topun içindeki plastik top çıkartılıp rengarenk kumaşlar tıka basa doldurulurdu.
Top artık falsode almıyordu ve kimse abanamıyordu da. Sadece her havaya dikildiğinde renkli bir kumaş parçası düşüyordu sahaya.
Çakıl taşı ve toprak karışımı sahamızda futbol litaratüründe olmayan hareketler sergileniyordu.
Bahçeye kaçan topu almanın hala sırayla olduğu yıllar.




Aşağı mahalle ile maçlarımız olurdu, ki katiyen yalandır, alt sokaktaki arkadaşlarımızdı onlar.
Persilin hediye verdiği küçük futbol topu sadece onlarda olduğu için biz hep onlarla oynamak isterdik maçlarımızı,
onlarda sadece bizi yenebildiği için bizle oynamak isterlerdi hep.
Yenilerek dönerken sokağımıza, sağlam bir topumuzun olmamasından dert yanardık, bir de defans zaviyetimizden.
Terlisin atletini değiştir derdi annelerimiz, bir de elimize ekmek arası günün menüsü.
Günün son maçı karanlıkta yapılırdı ne zaman ki birimizin babası eve döndü ise maç o anda biterdi.
Eve dönerken sol ayağımı da geliştirmeliyim diye derin derin düşünmeler.

Yıllarca sürdü bizim sokak futbolunun devinimi. Sokaktan gidenler oldu, yeni taşınanlar oldu.
Ama her yeni transferimiz fos çıktı. Arada alt sokakta ki takımı yendiğimizde olmadı değil.

Bu yılların hafızamdaki netliğini sağlayan unsurlar sonra teker teker ortadan kaybolmaya başladı.
Ben hala ayakkabılarımı kapıda bırakıyordum ama annem içeri alıyordu.
Asfalt geldi sokağa, ne de sevindik aslında sokağımız ilk defa asfaltlandığında, ne güzel koşmuştuk o sıcak asfaltta.
Sametin değil Oğuzun futbol topuyla oynayalım dediğimiz zamanlar geldi çattı.
Alt sokakla değil kendi aramızda maç yapacak kadar kalabalıktı sokak artık. Kırılacak camlarda bir o kadar fazla.
Ve artık topu bahçeye atan alıyordu.



Birgün ''gidin başka bir yerde oynayın lan'' dedi Sarı Mustafa amca.
Gurbetlik başlamıştı futbol hayatımızda, sürgün yıllarındaydık.
Okulun bahçesinde sırayla maç yapıyorduk. Bize sıra gelmek üzereyken sınıf pencerelerinden birine isabet ederdi top.
Kaçışırdık onlarca çocuk, futbol sahası olarak kullandığımız okul bahçesinden.
O camların kırılmasıyla hevesimiz daha da kırılmaya başlamıştı artık.
Futbolu artık günde bir maça indirmiştik ama hala bağımlıydık.

Ortaokulun son yıllarındayken sokak futbolunun nesli tükenmek üzereydi.
Bizim sokağın çocukları daha az rastlaşır oldu artık.
Gazozuna maç yapıyorduk ve tel çitlerle çevrili bahçelere top kaçmıyordu, patlıyordu ...
''Eskiden'' diye başlayan cümleri ilk o zaman kurmuştuk akşam muhabbetlerinde.

Gidiyoruz dedi babam birgün. Evsahibinin oğlu evlendiği için kiracısını çıkarmasını filmlerde sanırdım sadece.
Ne gollerim vardı şu sokakta halbusu ki. Ne atletler terletmiş ne ayakkabılar parçalamıştım.
Hep başkalarının tek tek gitmesine alışmıştım ama şimdi hepsini birden kaybetmeye hazır değildim sanki.
Ben yokken forvette sümsük oğuz oynayacaktı. Seviniyordu belkide için için.
Yine gelirim oğlum ben dedim. Yalan yok gittim bir kaç kez. Sonra karşılıklı unuttuk birbirimizi.

Yeni sokaktakilerin her biri kazmaydı ve bana da mcmenemen diyorlardı.
Alt sokaktakilerle maç yapıyorduk ve takımı hep ben sırtlıyordum.
Küfürlü konuşmaların maç içinde yaşandığı, kavgaların çıktığı yıllar olarak kazınacaktı bu yıllar belleğime.
Başka bir sokak futbolu vardı artık sokaklarımızda. Sokaklarda görmek istemediğimiz hareketlerdi bunlar.
Kaldıramamıştım yeni sokakta ki süper starlığı, uzaklaştım sokak futbolundan.

Liseyi bitirdiğim yıllarda sokaklarda artık top oynayan çocuklar fazla kalmamıştı.
Şarkıdaki gibi ''Nerde o kendini bilmez çocuklar Bir sabah ansızın çekip gittiler'' diyordum.
Halı saha maçları yapıyordum. Ayakkabılar senede bir patlıyordu ve annem elinde atletle karşılamıyordu beni.



Üniversite yıllarımda hiç futbol oynamadım.
Tatillerde eve döndüğümde sokakta top oynayan çocukları görüp aralarına karıştım.
Sokakta topun kaçacağı bahçede yoktu üstelik.
İçi kumaş dolu toplarımızı hatırladım.
Bir sağ bir sol ayağıyla sektirmeye başladım artistik bir şekilde.
Sol ayağımdayken düşürdüm. Bir türlü geliştirememiştim sol ayağımı.


İş hayatında ayda bir halı saha maçı yapıyorum.
Sigaradan tükenen ciğerlerim yüzünden aldığım eleştiriler karşısında
siz beni çocukluğumda görecektiniz diye avutuyorum kendimi.
Forvettede oynayamıyordum, gol yollarında etkisiz kaldığımdan.


Geçen gün gümm diye yankılanan bir sesle uyandım, hırsla pencereyi açıp dışarıya baktığımda
sokakta top oynayan çocukları gördüm.
Gece işte çalışmıştım ve gündüz uyumaya çalışıyordum.
Gidin başka yerde oynayın lan dedim.
Çocuklar ürpererek kaçtılar birşey demeden.
Pencereyi kapattığımda sağlam bir küfür yedim çocuk anılarımdan .


marmara

Hiç yorum yok: